A3 Haber

Aşkların en şahanesi

Aşkların en şahanesi
Şubat 14
08:03 2020

Nâzım Hikmet aşıktı.

Öyle böyle değil çok aşıktı.

Delicesine, çılgıncasına aşıktı.

Vera anlatıyor:

“Birinci katla ikinci kat arasındaki merdiven boşluğunda durdun.
Kollarımdan sıkıca tutmuş suskun bir halde yüzüme bakıyordun ve hiç konuşmadan öylece duruyorduk. Gözlerin yüzümde dolaşıyordu.
‘Sizi seviyorum. Anlıyor musunuz? Sizi seviyorum.’
Çok alçak bir sesle söyledin bunları. Ağlıyordun. Daha önce hiç ağlayan bir erkek görmemiştim.
Gözlerimi ayırmadan ıslak yüzüne bakıyordum. Öğle tatili olmuştu.
İnsanlar önümüzden geçip koşuşturuyorlardı. Aşağı-yukarı, yukarı-aşağı. Ama biz onları fark etmiyorduk bile.
‘Herhalde bu durum size gülünç geliyordur. Sizin ancak dedeniz olabileceğim aklınızdan geçiyordur. Sizin yerinizde olsam ben de öyle düşünürdüm… Ama anlayın, yüreğim yanıyor, kan akışım hızlanıyor. Sizi öylesine seviyorum.”
‘Lütfen ağlamayın’ diye usulca rica ettim.
‘İki saat sonra yurtdışına gidiyorum. Bana hiç ümit veremeyeceğinizi anlıyorum. Bir daha bu konuyu açmayacağıma, asla anımsatmayacağıma söz veriyorum. Moskova’ya ancak sizi unutmayı başardığımda döneceğim.”

Nazım sözünü tutmadı, tutamadı.

Fakat aşkının ihtişamı sonunda Vera’yı da sarıp, sarmaladı.

Ve Nâzım yazdı.

* * *

“Kimseler yapamaz senin resmini
Kıyıdan açılanın tanyerinden esenin
Aramasınlar seni renklerin atlıkarıncasında
Dayanmış tahta parmaklığa bir bağ taraçasında iklimler
Bizden en uzak gezegenin kederi
Aramasınlar seni uyaklarında ışıkla gölgenin
Sen oyunun dışındasın oylumların da yüzeylerin de
Bir yerlerde bir sevinç günün birinde fışkırır
Kimseler yapamaz senin resmini
Kıyıdan açılanın tanyerinden esenin
Sen kendi resmini kendin de yapamazsın
Gümüş kanatlı bir balık sıçrıyor enginde
Aynaların içine girip ötelere gitme boşuna
Yitirilmiş erkekler gelir kadınlar koğuşuna geceleri
Sen kendi resmini kendin de yapamazsın
Bir açılıp bir kapanır kapılar yüreğinde
Senin resmini ben yapacağım.”

Nâzım hep yazdı.

Uzaktayken yazdı.

Vera yanıbaşındayken yazdı.

Çığlık çığlığa yazdı.

* * *

Martılara rastlamadım
balıklar kovalamadı dümen suyunu
ve üç gün üç gece
bulutların önünden
ağır bir keder gibi akıp geçti Baltık denizi
ve ben ordaydım yine sensiz
ve içimde seni itirmenin korkusu
dönüp bulamamak seni
seni ve şehri bulamamak yerinde
seni, şehri ve dünyamızı.

* * *

Koynumda çırılçıplaksınız
şehir akşam ve sen
aydınlığınız yüzüme vuruyor
bir de saçlarınızın kokusu.
Bu çarpan yürek kimin
sesleri soluklarımızın üstünde küt küt atan
senin mi şehrin mi akşamın mı
yoksa benimkisi mi?
Akşam nerde bitiyor nerde başlıyor şehir
şehir nerde bitiyor sen nerde başlıyorsun
ben nerde bitip nerde başlıyorum?

Umutsuzdu bazen.

Bazen de mutlu.

Hiçbir şey vazgeçiremedi Naâım’ı yazmaktan.

* * *

Bu sıcaklarda seni düşünüyorum
çıplaklığını
boynunu bileklerini
minderde ak bir kuş gibi yatan ayağını
senin söylediklerini.
Bu sıcaklarda seni düşünüyorum
bilmiyorum aklımda en çok kalan ne
gözümün önüne gelen
boynun mu bileklerin mi çıplak ayağın mı
bana benim olurken söylediklerin mi?
Bu sarı sıcaklarda seni düşünüyorum
bu sarı sıcaklarda bir otel odasında seni düşünüp
yalnızlığımı soyunuyorum
biraz da ölüme benzeyen yalnızlığımı.

* * *

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.

* * *

Yoruldun ağırlığımı taşımaktan
ellerimden yoruldun
gözlerimden gölgemden
sözlerim yangınlardı
kuyulardı sözlerim
bir gün gelecek ansızın gelecek bir gün
ayak izlerimin ağırlığını duyacaksın içinde
uzaklaşan ayak izlerimin
ve hepsinden dayanılmazı bu ağırlık olacak.

* * *

Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi.
istanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir yer gibi,
seviyorum seni “yaşıyoruz çok şükür!” der gibi.

Ve Nâzım yazdı.

Yaklaşan ölümünü bilircesine yazdı.

* * *

Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
senin sayende.
Bütün yemişler elime elime güneştenmişim gibi uzanıyor
senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
senin sayende.
Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu
bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
en yumuşak urbalarını giyip
büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.

* * *

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm.

(Hararetle öneriyorum. Vera Tulyakova Hikmet’in “Bahtiyar ol Nazım” adlı kitabını bir yerlerden bulup, mutlaka okuyun. Aşkların en şahanesi, nasıl yaşanmış; her anını siz de yaşayın.)