A3 Haber

Koronavirüs şifreleri: Batılı ülkeler salgını neden kontrol altına alamıyor?

Koronavirüs şifreleri: Batılı ülkeler salgını neden kontrol altına alamıyor?
Mart 24
16:51 2020

Türkçe okuyanlar, Güney Kore doğumlu Alman felsefeci, kültür kuramcısı ve yazar Byung-Chul Han’ı Metis Yayıncılık’ın bastığı kitaplarından tanıyor. Özellikle geçen yıl basılan “Psikopolitika / Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri” adlı kitabı dikkat çekmişti. aldianews.com’dan Beatriz Garcia, Byung-Chul Han’ın koronavirüse ve Batılı ülkelerin salgınla neden başa çıkamadığı üzerine düşüncelerini kaleme aldı. Bu analizi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Daha şimdiden, bulaşma sayısı açısından İtalya’dan sonra ikinci sırayı ABD aldı. Güney Kore doğumlu saygın Alman felsefeci Byung-Chul Han’a göre bunun nedenleri bizzat sistemin kendisi.

Güney Kore, Japonya ve hatta salgının başladığı Çin gibi ülkeler durumu kontrol altına almış ve bazı örneklerde sıfır enfeksiyon kaydedilmişken, İtalya ve Birleşik Devletler 22 Mart rakamlarına göre sırasıyla 59 bin 138 ve 35 bin 70 tespitle kaosun merkez üssü haline gelmiştir.

Diğerlerinin yanı sıra Yorgunluk Toplumu adlı kitabın da yazarı olan felsefeci Byung-Chul Han’a göre bunlar Asya ile Batı toplumu arasındaki çok derin bir kültürel farkla ilgili ürkütücü rakamlardır.

Han, dün İspanyol gazetesi El Pais’de yayınlanan ve sınırların kapatılması gibi “aşırı tepkisel” ve “işe yaramaz” önlemler hakkında uyarıda bulunduğu makalede şunları söylüyor:

“Eski bir hükümdarlık devrindeymişiz gibi hissediyoruz. Acil duruma karar veren kişi bir hükümdar… Sınırları kapatan kişi bir hükümdar… Ama bu, hiçbir faydası olmayan içi boş bir hükümdarlık gösterisi… Deli gibi sınırları kapatmaktansa Euro bölgesi içinde yoğun işbirliği yapmak çok daha faydalı olurdu.”

Han, yabancıları yasaklamanın “saçmalığına” da dikkat çeker –Chul Han Almanya’da yaşıyor- çünkü “kimsenin gitmek istemediği yer” Avrupa’dır.

En iyimser bakışla, dünyayı Avrupa’dan korumak için Avrupalıların oradan ayrılmasını yasaklayan bir kararname çok daha anlamlı olurdu. Önünde sonunda, salgının şu andaki merkez üssü Avrupa” diye vurgular.

Otoriterizm ve Büyük Veri

Koreli yazara göre, daha otoriter bir kültürel gelenek ve zihniyete sahip Tayvan, Japonya ya da Singapur gibi ülkelerin vatandaşları devlete çok daha fazla güveniyor, daha itaatkâr ve ortaklaşacılar; hepsinden önemlisi de dijital gözetlemeye ve kendilerini salgından korumak için büyük veri kullanımının yararına inanıyorlar.

Chul Han, “Asya’da salgınlarla savaşmanın yalnızca virologlar ve epidemiologlarla değil –daha da önemlisi- bilgisayar mühendisleri ve makro veri uzmanlarıyla mümkün olduğunu söyleyenler olacaktır. Bu, Avrupa’nın henüz farkına varamadığı bir paradigma değişikliğidir. Dijital gözetleme savunucuları büyük verinin insan yaşamlarını kurtardığını ileri sürecektir” diyor.

Örneğin Çin’de, kamusal yaşamlarının her anında yurttaşları izleyen, yüz tanıma özelliğine sahip 200 milyon gözetleme kamerası var. Ama yurttaşlar yalnızca kendi sosyal ağları üzerinden hükümet ve şirketin kontrolüne teslim olmakla kalmayıp birbirlerine de göz kulak olarak, diğer mahremiyet-dostu ülkelerde düşünülmesi bile mümkün olmayan bir şey daha başardılar.

Han’a göre, “Çinlilerin sözlüğünde ‘özel alan’ teriminin olmaması” bir salgını durdurmada fazlasıyla etkili olan gözetleme için eksiksiz bir altyapı kurulmasını kolaylaştırdı: “Herhangi birisi Beijing istasyonundan çıktığında otomatik olarak onun vücut ısısını ölçen bir kameraya yakalanır. Vücut ısısı endişe vericiyse aynı araçta oturan herkesin mobil telefonuna uyarı gider.”

Sokaklarda uçarak karantinaya uymayanları durduran dronlar da dolaşıyor.

Aynı şeyler Kore’de de geçerli ama meşhur Crown uygulamasında ek olarak, binalarda kameralar ve hem enfekte olanları ve hem de onların temasa geçtiği kişileri takip etmek için videoları izleyen “gözcüler” adlı bir grup profesyonel de var.

Bu, pek çoğumuza distopyan görünebilecek bir toplumdur ama artık “saçma bir biçimde” sınırlarını kapatan değil de veri sahibi bir hükümdarlık olduğunu göstermiştir.

Ya da maskeler. Kore gibi ülkelerde özel olarak koronavirüs için kullanılan, havayı filtre eden ve hatta Başbakanın bile taktığı maskeler. Maskeler ve onları üretmek için kurulan fabrikalar.
Bütün bunlar olurken, Batıda maskelerin etkinliği sorgulanıyor ya da -Fransa’da olduğu gibi- artık bulunamadıkları için mevcutlara devlet tarafından el koyuluyor.

Düşman virüs

Yazara göre, Batıdaki panik “orantısız” ve “asılsız haberler” de virüs kadar hızlı biçimde yayılıyor. Soğuk savaştan beri görmediğimiz eski savaş söylemleri canlandırılarak, dijitalleşmenin ortaya çıkardığı “gerçekliğe” pek değinmeden, virüsten görünmez düşman olarak söz ediliyor -ama küreselleşme bağlamında.

Salgınla ilgili olarak paniğe ilk kapılanlar mali piyasalardı. Han şöyle söylüyor: “Belki de virüs yalnızca bardağı taşıran son damladır. Mali piyasalarda yansıma bulan panik, virüs korkusundan çok piyasanın kendi korkusuymuş gibi görünür. Çöküş virüs olmadan da gerçekleşebilirdi. Belki de virüs sadece daha büyük bir çöküşün başlangıcıdır.”

“Virüsten sonra bir insanlık devrimi gelmesini umalım.”

Ancak, batının geldiği noktayı temsil eden şeylerle dolu bu tünelin ucunda ışık var ve o da sistemi, bu “yıkıcı kapitalizmi” yeniden düşünmek. Ama dijital polis rejimiyle Çin anlamında değil elbette.

Güney Koreli düşünürün bize sunduğu olasılık daha ziyade bir insanlık devrimiyle ilgili:
“Virüs kapitalizmi yenmeyecek. Aramızdaki mesafeyi korumaktan ibaret olan dayanışma, bizim daha farklı, daha barışçıl, daha adil bir toplum hayali kurmamıza imkân veren bir dayanışma değil. Devrimi virüsün eline teslim edemeyiz. Virüsün arkasından bir insanlık devrimi gelmesini umalım. Kendimizi, iklimi ve harika gezegenimizi korumak için yıkıcı kapitalizmi ve aynı zamanda sınırsız ve yıkıcı hareketliliğimizi yeniden düşünmesi ve köklü biçimde sınırlandırması gerekenler DÜŞÜNME yeteneğine sahip olan BİZ İNSANLARDIR.”

Byung-Chul Han’ın kitapları üzerine bir konuşma

Byung-Chul Han “Psikopolitika” ve “Yorgunluk” Toplumu gibi önemli kitapların yazarı…

Yuval Noah Harari de son makale ve söyleşilerinde virüsün insanlığı “gözetim toplumu” noktasına sürüklemesi riskinin altını çiziyor.

Süreci daha iyi anlayabilmek için bu Byung-Chul Han’ın ilgili kitaplarının konuşulduğu bu videoyu izlemek yararlı olabilir.

YouTube video

Byung-Chul Han kimdir?

Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı.