A3 Haber

Chomsky ve Pollin: Koronavirüsten kurtulmak için farklı bir dünya hayal etmeliyiz

Chomsky ve Pollin: Koronavirüsten kurtulmak için farklı bir dünya hayal etmeliyiz
Nisan 13
13:14 2020

Dünyaca ünlü sol aktivist, dilbilimci, politik eleştirmen Noam Chomsky ile Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden ekonomist Robert Pollin, sosyal adalet konularında bağımsız raporlama ve yorum sunan haber kuruluşu Turthout’un sorularını yanıtladı. Chomsky ve Pollin, koronavirüs salgınından hangi dersleri çıkarabiliriz ve toplum ilerlemeyi nasıl örgütleyebilir sorularını ele aldı. Bu kapsamlı ve ufuk açan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle sunuyoruz.

Koronavirüs hastalığı dünyayı hazırlıksız yakaladı ve G20 liderlerinin ekonomik iyileşmeyi tetiklemek için küresel ekonomiye 5 trilyon dolar enjekte etme vaadine rağmen salgının ekonomik, sosyal ve politik sonuçlarının dramatik olması bekleniyor.

Ama bu salgından hangi dersleri çıkarabiliriz? Koronavirüs krizi –kârların insanlardan önce gelmediği bir sosyal ve siyasi düzen tasavvur eden- yeni bir toplum örgütlenmesi biçimine yol açacak mı?

Halk aydını Noam Chomsky ve ekonomist Robert Pollin, Truthout’a verdikleri özel röportajda bu sorulara yanıt arayacaklar. İşte C. J. Polychroniou’nun soruları ve aldığı yantlar…

C. J. Polychroniou: Noam, koronavirüsün neden olduğu küresel sağlık krizinden çıkarabileceğimiz daha derin dersler hakkında ne söyleyebilirsin?

Noam Chomsky: Özellikle COVID-19’a benzer bir koronavirüsün neden olduğu 2003 SARS salgınından beri bilim insanları salgınlar olacağını öngörüyordu. Daha başka ve olasılıkla daha kötü salgınlar olacağını da tahmin ediyorlar. Dolayısıyla, eğer daha sonraki salgınları engellemek istiyorsak şimdikinin nasıl ortaya çıktığını sorgulamalı ve yanlış gideni düzeltmeliyiz. Felaketin kökenlerinden başlayarak belli ülkelere özgü konulara kadar uzanan yelpazede her seviyeden dersler ortaya çıkıyor. Krize yanıt verme yetkinliği açısından kötünün de kötüsü olduğu için yanıltıcı olmasına karşın ben ABD’ye odaklanacağım.

Temel etmenler yeterince açıktır. Hasarın kökleri, neoliberal çağ kapitalizminin daha da beter ettiği devasa bir piyasa aksaklığında yatar. Birleşik Devletlerin, feci sağlık sistemi ve -OECD’nin sonlarında yer alan- zayıf sosyal adalet sıralamasından tutun da federal hükümeti ele geçiren yıkım güllesine kadar uzanan farklı özellikleri vardır.

SARS’tan sorumlu olan virüs hızla tanımlanmıştı. Aşılar geliştirildi ama test aşamasına taşınmadı. İlaç şirketleri fazla ilgili göstermedi: Piyasa sinyallerine yanıt verdiler ve bazı olası felaketleri bertaraf etmeye kaynak ayırmak pek de kârlı değildi. En vahim ve acil sorun, yaşanan genel başarısızlığı dramatik biçimde göz önüne serer: doktorlar ve hemşireleri, kimin ölüme terk edileceğine dair kahredici kararı vermeye zorlayan, ölümcül solunum cihazı eksikliği.

Obama yönetimi potansiyel sorunu görmüştü. Küçük bir firmaya yüksek kaliteli, düşük fiyatlı solunum cihazları sipariş etti. Söz konusu şirket daha sonra, ürünler kendi yüksek fiyatlı solunum cihazlarıyla rekabet edebileceği için projeyi rafa kaldıran, Covidien adlı büyük bir şirket tarafından satın alındı. Bunun ardından, Covidien hükümete yeterince karlı olmadığı için sözleşmeyi iptal etmek istediğini bildirdi.

Buraya kadar normal kapitalist mantığı. Ama bu noktada neoliberal patoloji bir başka darbe indirdi. Hükümet müdahale edebilirdi ama Ronald Reagan’ın açıkladığı bir yönetim ilkesi bunu yasaklıyordu: Hükümet çözüm değil sorundur. Dolayısıyla, elden bir şey gelmezdi.
Bir an durmalı ve bu formülün anlamını düşünmeliyiz. Uygulamada, toplumun refahı tehlikede olduğunda hükümetin çözüm olmadığı anlamına gelir ama özel servet ve kurumsal güç sorunları için kesinlikle çözümdür. Reagan dönemi ve sonrasının sicili bu açıdan zengin olup bunları tekrar dile getirmeye gerek yoktur. “Kötü hükümet” mantrası, göklere çıkarılan “serbest piyasa” mantrasına benzer –aşırı kapital istemlerine uyması için kolayca çarpıtılabilmeleri anlamında.

Neoliberal ilkeler özel sektöre de girdi. Sonuçların canı cehenneme ama iş modeli “verimlilik”, yani maksimum kâr gerektirir. Özelleştirilmiş sağlık sisteminde bunun anlamı atıl kapasiteye yer olmamasıdır: yalnızca normal koşullarda idare edecek kadar ve o zaman bile hastalara çıkarılan ağır faturalar ama iyi bir bilançoyla (ve de yönetim için zengin ödüllerle). Beklenmedik bir şey olursa şansına küs.

Bu standart iş ilkelerinin ekonominin tamamı üzerinde pek çok etkisi vardır. Bunlardan en büyüğü, önemi açısından mevcut virüs krizini gölgede bırakan iklim kriziyle ilgilidir. Fosil yakıt şirketleri insan toplumunun yaşaması için değil karlarını maksimize etmek için çalışıyor. Sürekli olarak, sömürecek yeni petrol alanları arıyorlar. Kaynakları sürdürülebilir enerjiye harcamıyor ve kitlesel yıkımı hızlandırarak daha fazla para kazanabilecekleri için kârlı sürdürülebilir enerji projelerini ortadan kaldırıyorlar.

Alışılmadık bir gangster çetesi tarafından yönetilen Beyaz Saray, fosil yakıt kullanımını arttırma ve başını çekmekten gurur duydukları uçurumdan atlama yarışına engel olan yönetmelikleri yürürlükten kaldırma konusundaki sadakatiyle yangına körükle gidiyor.
Davos güruhunun –“evrenin efendilerinin”- tepkisi öğreticidir. Trump’ın yansıtmak istedikleri uygar insancılık imajını bozan kabalığından hoşlanmıyorlar. Ama doğru cepleri nasıl dolduracağını iyi bildiğini fark ederek, açılış konuşmacısı olarak atıp tuttuğunda onu alkışlıyorlar.

İşte böyle bir zamanda yaşıyoruz ve gidişatta köklü bir değişiklik olmazsa şu anda görmekte olduğumuz şey gelecek olanın yalnızca ön tanıtımı.

Salgına döndüğümüzde, bunun gelmekte olduğunun sayısız işareti vardı. Trump bilindik tarzıyla yanıt verdi. Onun döneminde hükümetin sağlıkla ilgili bileşenlerinin bütçelerinde kesintiler yapıldı. Üstün bir zamanlamayla “Yeni koronavirüsün Wuhan’da ölümcül yürüyüşüne başladığı varsayılan tarihten iki ay önce Trump yönetimi, böyle bir tehdidi saptamak ve karşılık vermek için Çin ve diğer ülkelerde bilim insanlarını eğitmeyi amaçlayan 200 milyon dolarlık bir salgın erken uyarı programını sonlandırdı” –Trump’ın dikkatleri kendi yıkıcı performansından uzaklaştırmak için “Sarı Tehlike” ateşini körüklemesinin habercisi.

Şaşırtıcı şekilde, finansmanı kesme uygulamaları salgının tüm gücüyle vurmasından sonra da devam etti. 10 Şubatta Beyaz Saray, eleştirilerin hedefindeki sağlık hizmetleri sisteminde (aslında halkın yararına olabilecek her şeyde) daha fazla kesintiler içeren yeni bütçesini açıkladı ama “bütçe, doğal gaz ve ham petrol üretiminde artış da dahil olmak üzere Birleşik Devletlerde fosil yakıt ‘enerji patlamasını’ destekliyor.”

Belki de sistematik kötülüğü tanımlayacak sözcükler vardır ama ben bulamıyorum.
Amerikan halkı da Trumpçı değerlerin hedefindedir. Kongre ve tıp camiasının yinelenen taleplerine rağmen Trump bunun son çare olarak “camı kırmak” olduğunu ve salgın için bu yasayı yürürlüğe koymanın ülkeyi Venezuela’ya döndüreceğini iddia ederek, şirketlere çok ihtiyaç duyulan donanımı üretme emri veren Savunma Üretimi Yasasını yürürlüğe koymadı. Ama The New York Times, Savunma Üretimi Yasasının “Trump döneminde ordu için yüzbinlerce kez uygulandığına” dikkat çekiyor. Öyle ya da böyle, ülke “hür teşebbüs sistemine” bu saldırıyı atlattı.

İhtiyaç duyulan tıbbi malzemeyi sağlamak için önlem almayı reddetmek yeterli gelmedi. Beyaz Saray, stokların eritilmesini de sağladı. Kongre üyesi Katie Porter’ın yaptığı bir hükümet ticaret verisi araştırması, B.D solunum cihazı ihracat bedelinin Ocaktan Şubata %22.7 arttığını ve Şubat 2020’de “B.D’in Çin’e maske ihracatının 2019 aylık ortalamasından %1094 daha fazla olduğunu” gösterdi.

Çalışma şunları da söylüyor: 2 Mart kadar yakın bir tarihte Trump yönetimi Amerikan şirketlerini, özellikle Çin’e, tıbbi malzeme ihracatını arttırmaya teşvik ediyordu. Ama bu tarihte ABD hükümeti, ilave solunum cihazı ve maske ihtiyacı da dahil olmak üzere, COVID-19’un vereceği zararların pekala farkındaydı.

The American Prospect’de yazan David Dayen şunları söylüyor: “Üreticiler ve aracılar yılın ilk iki ayında yurtdışına tıbbi malzeme göndererek para kazandı ve şimdi onları geri alarak sonraki iki ayda daha da fazla para kazanıyorlar. Ticaret dengesizliği, kendine yeterlilik ve dayanıklılıktan daha önemli sayıldı.”

Yaklaşan tehlikeler konusunda hiçbir şüphe yoktu. Ekim ayında yapılan üst düzey bir araştırma salgın tehditlerinin doğasını gösterdi. 31 Aralıkta Çin hükümeti zatürre benzeri belirtileri olan bir salgın konusunda Dünya Sağlık Örgütünü bilgilendirdi. Bir hafta sonra, bilim insanlarının hastalığın kaynağını koronavirüs olarak belirlediklerini ve genom dizilimini yaptıklarını bildirerek bir kez daha kamuya bilgi verdi. Çin haftalar boyunca krizin büyüklüğünü açıklamadı ve daha sonra da gecikmenin nedeninin yerel bürokratların merkezi yönetimi bilgilendirmemesi olduğunu iddia etti ve bu iddia ABD analistleri tarafından doğrulandı.

Çin’de neler olup bittiği gayet iyi biliniyordu. Özellikle de Ocak ve Şubat ayları boyunca Başkana ulaşmak için Beyaz Sarayın kapısını çalan ABD istihbaratı tarafından. Ama nafile. Başkan ya golf oynuyor ya da tehdidi durdurmak için dünyadaki herkesten fazlasını yaptığı için TV’de kendini övüyordu.

İstihbarat, Beyaz Sarayı uyandırmaya çalışma konusunda yalnız değildi. The New York Times’a göre “Ocak sonunda, üst düzey bir Beyaz Saray danışmanı [Peter Navarro] Çin’den gelen bilgiye göre koronavirüs krizinin Birleşik Devletlere trilyonlarca dolara mal olacağı ve milyonlarca Amerikalıyı hastalık ya da ölümle yüz yüze bırakacağı konusunda Trump yönetimini açıkça uyardı.”

Ama nafile. Kendisine tapan Cumhuriyetçi oy tabanının onun attığı her adıma eşlik eden kuvvetli alkışlarıyla, Sevgili Liderimiz bir masaldan diğerine yazı tura atarken biz aylar kaybettik.

Sonunda gerçekler reddedilemez hale geldiğinde, Trump kendisinin salgını keşfeden ilk insan olduğu ve güçlü ellerinin her şeyi kontrol altında tuttuğu konusunda dünyaya güvence verdi. Etrafına doldurduğu dalkavuklar ve –onun bilgi ve düşünce kaynağı olarak da hizmet eder görünen- Fox News’deki yankı odası, bu gösteriyi aslına sadık bir biçimde papağan gibi tekrarladı.

Bunların hiçbiri kaçınılmaz değildi. Çin’in verdiği erken bilgiyi anlayanlar yalnızca ABD istihbaratı değildi. Çin civarındaki ülkeler -Güney Kore, Hong Kong ve Singapur’un yanı sıra çok etkili biçimde Tayvan- hemen harekete geçtiler. Yeni Zelanda hemen tecrit ilan etti ve öyle görünüyor ki salgını bertaraf etti.

Avrupa’nın büyük bölümü kararsız kaldı ama örgütlü toplumlar tepki verdi. Dünyanın en düşük ölüm oranına sahip olan Almanya, yedeğindeki fazla kapasiteden yararlanıyor. Aynı şey Norveç ve diğer bazı ülkeler için de geçerli gibi. Avrupa Birliği, daha iyi durumdaki ülkelerin diğerlerine yardım etmesini reddederek kendi uygarlık seviyesini gösterdi. Neyse ki, zorda olan ülkeler doktor göndererek yardımlarına koşan Küba’ya ve tıbbi malzeme sağlayan Çin’e güvenebilirler.

Sürecin bütününe bakıldığında, dizginsiz kapitalizmin intiharla eşanlamlı özellikleri ve neoliberal vebanın neden olduğu ilave zarar hakkında alınacak çok dersler var. Bu kriz, karar verme yetkisini -Milton Friedman ve diğer aydınların belirttiği gibi- tek görevleri sağlam ekonomi yasaları istemek olan ve yalnızca hırslarına sadık kalan sorumsuz özel kurumlara aktarmanın tehlikelerine ışık tutar.

ABD için özel dersler çıkarılabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, Birleşik Devletler OECD’nin sosyal adalet önlemleri sıralamasında sonlarda yer alır. Verimlilik iş modellerini izleyen özelleştirilmiş, kar amaçlı sağlık hizmetleri sistemi, dengi olan ülkelere kıyasla iki kat daha fazla kişi başı giderler ve bazen de en kötü sonuçlarla tam bir felakettir. Böyle yaşamak için bir neden yok. Diğer ülkelerin seviyesine çıkmanın ve insanca ve etkin bir evrensel sağlık hizmetleri sistemi kurmanın zamanı kesinlikle geldi.

Hemen atılacak başka kolay adımlar da vardır. Şirketler daha az vergilendirme için yine dadı devletin kucağına koşuyor. Bu kabul edilirse katı kurallar uygulanacaktır: kriz süresince işçilere ödeme ve ikramiye yok; halkı soyma biçimleri olan ve on trilyonlarca doların döndüğü kendi hisse senetlerini geri alma ve vergi cennetlerine başvurma uygulamasına kalıcı yasak.

Bu uygulanabilir bir şey mi? Kesinlikle öyle. Reagan musluğu açana kadar yasa buydu ve uygulanıyordu. Hemen akla gelen şartlar arasında, yönetimde işçi temsilcisi bulundurmaları ve geçinmeye yetecek ücreti desteklemelerini istemek de var.

Oldukça makul olan ve genişletilebilecek başka kısa vadeli önlemler de var. Ama bunun da ötesinde, kriz bize dünyamız hakkında yeniden düşünme ve onu yeniden biçimlendirme fırsatı sunuyor. Efendiler kendilerini bildiğimiz görevlerine adadılar ama örgütlü halk güçleri onlara karşı çıkmaz, baskı uygulamazsa çok daha çirkin –belki de uzun süre yaşayamayacak olan- bir dünyaya adım atmış oluruz.

Efendiler huzursuz. Köylüler yabalarını ellerine aldıkça şirket merkezlerindeki ton değişiyor. Kendi şefkatli ellerine bırakılırsa herkesin refah ve güvenliğini temin edecek iyi çocukları olduklarını göstermek için üst seviye yöneticiler bir araya geliyorlar. Kurumsal kültür ve uygulamanın yalnızca (çoğunlukla çok zengin)hissedarların kazançlarıyla değil paydaşlarla da -çalışanlar ve toplum- ilgilenecek kadar duyarlı hale gelmesinin zamanı olduğunu ileri sürüyorlar. Ocaktaki son Davos konferansının ana teması buydu.
Bu şarkıyı daha önce de dinlediğimizi söylemiyorlar. 1950lerde slogan “duygulu şirket” idi. Ne kadar duygulu olduklarını anlamak uzun sürmedi.

C. J. Polychroniou: Bob, koronavirüs ekonomik şokunu anlamamıza yardımcı olur musun? Sosyoekonomik etkisi ne kadar ağır olacak ve kim daha fazla etkilenecek?

Robert Pollin: COVID-19’dan kaynaklanan ekonomik yıkımın korkunç hızının tarihte bir benzeri yok.

4 Nisan haftasında 6,6 milyon insan işsizlik sigortası almak için ilk başvurularını yaptı. Bu, bir önceki hafta başvuran 6,9 milyon ve ondan önceki hafta başvuran 3,3 milyon insandan sonraki rakamdı. Bu üç haftadan önce, başvuruda bulunan en yüksek insan sayısı 1982 yılının Ekim ayındaki Ronald Reagan çift dipli durgunluğu sırasında görülmüştü. O sırada, rekor talep sayısı 650 bin idi. 1982 ile günümüz işgücünün göreceli büyüklüğünü hesaba kattıktan sonra bile, 1982 ile günümüz arasındaki bu fark çok etkileyici. 1982’de 650 bin işsizlik sigortası talebi ABD işgücünün yüzde 0,6’sına denk geliyordu. Nisanın ilk haftasında 6,6 milyon ve bir önceki hafta 6,9 milyon başvurunun her ikisi de ABD işgücünün tam yüzde 4’üne karşılık gelir. Dolayısıyla, işgücünün yüzdesi olarak bakıldığında, günümüzdeki haftalık işsizlik başvuruları 1982’dekinden yedi kat daha fazlaydı. Son üç haftanın işsizlik sigortası taleplerini topladığımızda yeni işsiz kalmış 16,8 milyon insana ulaşırız ki bu da ABD işgücünün yüzde 10’udur. Beklentiler, bu rakamın önümüzdeki haftalarda yükselmeye devam ederek işsizliği 1930 yılındaki Büyük Buhran’dan beri görülmeyen yüzde 20 seviyelerine taşıyacağı şeklinde.

ABD’deki işsizler için durum daha da kötü çünkü büyük bölümünün sağlık sigortası teminatı işverenleri üzerindendi. Şimdi bu sigorta gitti. Trump’ın 27 Martta yasalaştırdığı teşvik paketi hastalık bulaşmış insanları tedavi etmek için kaynak sağlamıyor. Peterson-Kaiser Aile Vakfı, tedavinin 20 bin doları bulabileceğini ve işvereni üzerinden sağlık sigortası olanların bile cepten bin 300 dolar ödeyebileceğini hesapladı. Böylece, şirket-egemen ve berbat şekilde adaletsiz ABD sağlık sistemi ruhu sayesinde, COVID-19 en savunmasız oldukları anda milyonlarca insanı fahiş tıbbi faturalarla vuracak. Bugün ABD’de “Herkes İçin Sağlık Hizmeti” işliyor olsaydı doğal olarak herkes kapsam dahilinde olacaktı.

İşini kaybeden insanlara ek olarak, ön cephede çalışanların durumlarını da anlamamız gerekir. Bu insanlar işe giderek kendilerini büyük bir tehlikeye atıyorlar. Hye Jin Rho, Hayley Brown ve Shawn Fremstad’ın Center for Economic and Policy Research için hazırladığı rapor şu anda mücadelenin ön cephede yer alan altı büyük sektörde 30 milyondan fazla çalışan (tüm A.B işgücünün yaklaşık yüzde 20’si) olduğunu gösteriyor. Bunların arasında market çalışanları, hemşireler, temizlikçiler, depo çalışanları ve otobüs şoförleri ve diğerleri yer alır. Bu çalışanların yüzde 65’i kadın olup önemli bölümü düşük ücretli ve sağlık sigortasından yoksundur. Söz konusu çalışanlar yüksek bulaşma riskiyle yüz yüzedir ve eğer hastalık bulaşırsa sağlık krizlerinin üstüne bir de ağır mali kriz ekleneceği kesindir.

Koronavirüs, ABD’deki düşük gelirli Afro-Amerikan topluluklarını da en acımasız biçimde vuruyor. Eyaletin nüfusunun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturmalarına rağmen Illinois’de COVID-19 ölümlerinin yarısından fazlasını Afro-Amerikalılar oluşturuyor. Louisiana’da şimdiye kadar ölenlerin yüzde 70’i Afro-Amerikan kökenliyken eyalet nüfusundaki oranları %32. Diğer eyaletlerde de benzer tablolar var. Bu rakamlar, düşük gelirli Afro-Amerikalıların sosyal mesafeye dikkat ederek ve evlerinde kalarak kendilerini korumak için eşit olanaklara sahip olmadığı gerçeğini yansıtıyor.
Şu anda koşullar ABD ve diğer ileri ekonomilerdeki insanlar için ne kadar ağır görünse de yıkıcı sonuçlarıyla birlikte virüs Afrika, Asya, Latin Amerika ve Karayipler gibi düşük gelirli ülkelere yayılmaya başladığında –ki neredeyse kesin olarak yayılacaktır- bunlar hafif kalacaktır. Öncelikle, oradaki insanlar sıkışık mahallelerde yaşadığından, yüksek gelirli ülkelerde bulaşma hızını yavaşlatmada faydalı olan sosyal mesafe ve öz-tecrit stratejilerini Delhi, Nairobi ya da Lima’nın yoksul mahallelerinde uygulamak neredeyse imkansız olacaktır. Ayrıca, çalışmadan yaşayamayacaklarından, işleri de dahil olmak üzere herhangi bir yere gitmek için kalabalık toplu taşımaya güvenmek zorundadırlar. İşyerlerindeki çalışma koşulları bu sorunu daha da şiddetlendirir. Düşük gelirli ülkelerin çoğunda toplam istihdamın yaklaşık yüzde 70’i kayıt dışıdır ve bu da çalışanların ücretli hastalık izni gibi haklardan yararlanmaması anlamına gelir. Hintli ekonomistler C.P. Chandrasekhar ve Jayati Ghosh’un dediği gibi bu çalışanlar ve aileleri “herhangi bir ekonomik gerileme karşısında en savunmasız durumda olanlardır. Bu gerileme, benzeri görülmemiş bir halk sağlığı felaketinin ardından geldiğinde endişeler daha da artar.”

Bunlara ek olarak, düşük gelirli ülkelerin halk sağlığı bütçeleri fazlasıyla kısıtlıdır. Turizmin çöküşünün yanı sıra ihracat gelirleri ve işçi dövizlerinde keskin düşüşler de onlara ağır hasar verir. Böylece, son haftalarda 85 ülke kısa vadeli acil yardım için IMF’yle görüştü ve bu da 2008 mali krizinden sonraki taleplerin kabaca iki katıdır. Öyle görünüyor ki durum çok büyük bir hızla kötüye gidecek.

C. J. Polychroniou: Noam, koronavirüs küreselleşmeyi öldürecek mi?

Noam Chomsky: Bir şekliyle küreselleşme en erken kayıtlı tarihe –aslında onun da ötesine- geri uzanır. Ve devam edecektir. Asıl soru: Ne şekilde? Örneğin, varsayalım ki bazı şirketleri Indiana’dan kuzey Meksika’ya taşıyıp taşımama sorusu ortaya çıktı. Kim karar verecek? New York ya da Chicago’daki bankerler mi? Ya da belki de işçiler ve topluluklar ve daha da önemlisi, Meksikalı mevkidaşlarıyla ortaklaşa bir karar süreci sonunda. İnsanlar arasında haritalardaki renklerle örtüşmeyen her türden birlik –ve çıkar çatışmaları-mevcuttur. Küresel bir krizle savaşmak için işbirliği gerektiğinde birbiriyle rekabet eden ülkelerin sefil görüntüsü, türümüzün yok olmasından kurtulmak için kar odaklı küreselleşmeyi ortadan kaldırma ve gerçek bir enternasyonalizm kurma ihtiyacını öne çıkarır. Kriz, kendimizi ideolojik zincirlerden kurtarmak, çok farklı bir dünya hayal etmek ve onu yaratmak üzere harekete geçmek için pek çok fırsat sunar.

Koronavirüs, son yıllarda oluşturulan kâr odaklı ve -hayatların ve toplulukların zarar görmesi bir yana- karmaşık tedarik zincirleri içindeki işlemlerin çevreye verdiği büyük zararlar gibi maliyetleri önemsemeyen, fazlasıyla kırılgan uluslararası ekonomiyi değiştirecekmiş gibi görünüyor. Bütün bunların yeniden biçimlendirilmesi mümkün ama bir kez daha sormamız ve yanıtlamamız gereken bir soru var: Kimin rehberliğinde?

Bir yerde toplanmış gücün değil de halkın hizmetinde olan enternasyonalizme yönelik bazı adımlar var. Yanis Varoufakis ve Bernie Sanders, Trump Beyaz Sarayının düzmece enternasyonal gerici devletlerine karşılık olarak ilerici enternasyonal için bir çağrı yayınladılar.

Benzer çabalar çeşitli biçimler alabilir. Boşa çıkması gerekmeyen hayallerin anısına birlikler hala “enternasyonaller” olarak adlandırılıyor. Liman işçileri uluslararası dayanışma eyleminde yük boşaltmayı reddettiler. Devletler ve halklar seviyesinde çok sayıda etkileyici uluslararası dayanışma örneği yaşandı. Devletler seviyesinde baktığımızda, hiçbir şey Küba enternasyonalizmiyle kıyaslanamaz – Piero Gleijeses’in ayrıntılı olarak anlattığı gibi, Küba’nın güney Afrika’nın kurtuluşunda oynadığı olağanüstü rolden başlayarak 2005’deki yıkıcı depremin ardından doktorlarının Pakistan’daki hizmetlerine ve bugün de Avrupa Birliğinin yanlışlarının üstesinden gelmesine kadar.

Halklar seviyesinde baktığımızda, 1980’de Reagan’ın terörist savaşlarının ve desteklediği devlet terörizminin kurbanlarına yardımcı olmak için Orta Amerika’ya akan her sınıftan Amerikalılarla kıyaslanabilecek bir şey bilmiyorum. Bu insanların bazıları taşradaki kilise gruplarının sadık ve etkin üyeleriydiler. Bildiğim kadarıyla, emperyalizm tarihinde böyle bir şey hiç görülmemişti.

Çok çeşitli küresel etkileşim ve bütünleşme biçimleri vardır. Bunlardan bazıları fazlasıyla övgüye değer olup etkin biçimde izlenmesi gerekir.

C. J. Polychroniou: Dünyadaki hükümetler koronavirüsün ekonomik yansımasına büyük teşvik önlemleriyle karşılık veriyor. ABD’de Tump yönetimi Kongre’nin onayladığı 2 trilyon dolarlık teşvik paketini harcamaya hazırlanıyor. Bob, bu para yeter mi? Ve ABD’nin daha ne kadar borcu taşıyabileceğini mi test edecek?

Robert Pollin: Trump’ın Mart ayında yasalaştırdığı teşvik programı ABD tarihinde bu türden en büyük önlem. Hükümetin önümüzdeki aylarda hızla dağıtmayı amaçladığı 2 trilyon dolar, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının kabaca yüzde 10’una karşılık geliyor. Buna karşın, 2009 Obama mali teşvik paketi iki yılda 800 milyar dolar ya da iki yıl için yıllık GSYH’nın yüzde üçü olarak belirlenmişti.
Benzersiz büyüklüğüne rağmen şimdiki teşvik programının aslında çok küçük olduğu ve dolayısıyla pek çok önemli konuda çok az şey vereceğini görmek zor değil. Öte yandan, her şeyi üst üste koyduğumuzda teşvik paketinin büyük ABD şirketlerine ve Wall Street’e –yani 11 yıl önce Obama teşvikinden ve Wall Street kurtarma paketinden en fazla yararlanmış olan aynı insanlara- büyük eşantiyonlar vereceğini de kabul etmek gerekir. Yukarıda, teşvik paketinin COVID-19 bulaşan insanlara sağlık hizmeti desteği içermediğini söyledim. Ayrıca, hem ön cephede virüsle savaşan hastanelere hem de eyalet yönetimleri ve yerel yönetimlere minimum seviyede ek destek sağlıyor. Durgunluk yerleştikçe, eyalet yönetimleri ve yerel yönetimlerin vergi gelirlerinde –gelir vergisi, satış vergisi ve emlak vergisi- büyük bir düşüşler görülecek. 2007-09 Büyük Durgunluğu’nda eyalet ve yerel yönetimlerin vergi gelirleri yüzde 13 düşmüştü. Şimdi de en azından eşit bir düşüş bekleyebiliriz. Federal hükümetten büyük ölçekli kaynak takviyesi alamayan eyaletler ve yerel yönetimler, bütün olarak bordro harcamalarının çoğunluğunu oluşturan okul öğretmenleri, sağlık çalışanları ve polis memurları dahil olmak üzere büyük ölçekli işten çıkarmalar ve bütçe kesintileri uygulamak zorunda kalacaktır.

Trump yönetimi bile teşvik yasasının çok küçük olduğunun farkında görünüyor. Hem Trump hem de kongre Demokratlarının ikinci bir 2 trilyonluk teşvik yasasından söz etmesinin nedeni budur. ABD bu devasa borçlanmaları sürdürme kapasitesine sahiptir. 2007-09 Büyük Durgunluğu’nda olduğu gibi, ABD devlet tahvilleri küresel finans piyasasındaki en güvenilir varlıklar olarak kabul edilecektir. Bu, küresel piyasadaki diğer kredi enstrümanlarına kıyasla ABD tahvillerinin değerini yükseltecektir. Borç yükünün çok ağırlaşması durumunda, ABD Merkez Bankasının istediği zaman ABD devlet tahvillerinin tamamını satın alma ve etkin biçimde bekletme kapasitesi de mevcuttur. Başka hiçbir ülke ya da kuruluş bunun gibi ayrıcalıklı bir mali konuma sahip değildir.

Bu aşırı ayrıcalıklı konumda çalışan FED, şimdi kendisini ABD şirketleri ve Wall Street firmaları için temelde sınırsız ve koşulsuz destek sağlamaya adadı. Gerçekten de, yalnızca 18 ve 31 Mart arasında FED saniyede 1 milyon dolar hızla 1.14 trilyon dolarlık hazine ve şirket tahvilleri satın aldı. The Financial Times, Haziran ayında FED’in varlık mevcutlarının 12 trilyon dolara –yani, GSYH’nın yüzde altmışına- ulaşabileceğine ilişkin tahminler bildiriyor. Karşılaştırmak gerekirse, 2007-09 mali krizinden hemen önce FED’in tahvil mevcutları 1 trilyon dolardı. Kriz esnasında 2 trilyon dolara fırladı –FED müdahalelerinin devam ettiği sonraki iki ayın yalnızca yaklaşık 1/5’e eşit bir rakam.

ABD ve küresel ekonominin, şu anda masum insanların hem salgın hem de ekonomik çöküşten kaynaklanan acılarını durdurmak için dev bir kurtarma paketine ihtiyacı var. Ama kurtarma paketinin acilen odaklanması gereken şey herkese ihtiyacı olan sağlık hizmetini vermek ve insanların mali açıdan dağılmasını engellemek olmalıdır.

Daha geniş bir yapısal açıdan bakıldığında, ABD’nin son 40 yıldır Birleşik Devletler ve dünyadaki ekonomik hayata damgasını vuran neoliberal mabede yaslanarak keyfini sürdüğü çok büyük mali ayrıcalıkları saçıp savurmasını da durdurmamız gerekir. ABD’nin dev şirketler ve Wall Street’i son 11 yılda iki kez kurtarmaya yeten mali araçlara sahip olması onun bazı en işlevsiz ve anti-sosyal özel kuruluşların kontrolünü üstlenme kapasitesi de olduğu anlamına gelir. Özel sağlık sigortası sektörünün yerine Herkes İçin Sağlık Hizmetini koymakla işe başlayabiliriz. Federal hükümet, her koşulda önümüzdeki 30 yıl içinde hizmet dışı bırakılması gereken fosil yakıt sektöründe çoğunluk hissesi de alabilir. Şu anda çok zor durumda olan ama geçen on yılda nakitlerinin yüzde 96’sını geri satın almalara harcayan havayolları, en azından kısmi devletleştirme hedeflerinin arasında yer almalıdır. Böyle mali uygulamalar yaratmaya yardımcı olan Wall Street operatörlerinin hem güçlü yönetmeliklerle hem de Green New Deal gibi büyük ölçekli kamusal kalkınma bankaların rekabetiyle karşı karşıya kalması gerekir.
Kısacası, bu krizden çıkacak ABD ekonomisinin neoliberal statükoya geri dönmesine izin verilemez. Büyük Durgunluk sırasında bazı en büyük ABD şirketleri ve Wall Street kurumlarının hükümet desteği olmayan ayakta kalamayacağı açıktı. Yalnızca 11 yıl sonra, günümüzde aynı filmi tekrar izlemek üzereyiz ama bu kez JumboTron ekranda. Kırk yıla mal olan neoliberal beyin yıkama, büyük işletmeler ve Wall Street’i şımartarak istediklerinde kurumsal sosyalizmin onların olacağına –gerek olduğunda risklerini başka herkese yükleyerek kârları kendilerine saklayabileceklerine- inanmalarını sağladı. Özellikle bu noktada, işletmeler yalnızca sahiplerinin karlılıklarını maksimize etmek için var oldukları konusunda ısrarcı olmak isterlerse o zaman federal hükümetin onların can halatını kesip koparması gerekir. İlericiler bu ilkeler için savaşmaya devam etmelidir.

C. J. Polychroniou: Noam, öyle görünüyor ki koronavirüs dünyanın her yerindeki sıradan insanlar arasında dayanışmada ve hatta hepimizin küresel vatandaşlar olduğumuza dair farkındalıkta bir artış yaratıyor. Açıkçası, neoliberalizmin ve neoliberalizmin ortaya çıkışından beri tanıklık ettiğimiz sosyal yaşamın parçalanması sorunlarının üstesinden tek başına koronavirüsün gelmesi söz konusu olamaz ama ekonomik ve politik düşüncede bir değişiklik bekliyor musun? Belki de sosyal devletin geri dönüşü?

Noam Chomsky: Bu olasılıklar bize faşizm karşıtı savaşı ve Büyük Buhranın etkisiyle dünyanın büyük bölümünde egemen olan güçlü radikal demokrasi dalgasını –ve efendilerin bu umutları engelleme ya da ezme çabalarını- anımsatmalı. Bu, günümüz için çok fazla ders içeren bir tarih.

Salgın, yarattığı şokla insanları hakiki enternasyonalizmi takdir etmeye, neoliberal belanın hasta toplumlarının tedavi ihtiyacını görmeye ve sonra da çağdaş karmaşanın köklerinde daha radikal bir yeniden yapılandırma başlatmaya yöneltmeli.

Özellikle Amerikalılar zayıf sosyal adalet sisteminin acımasızlığının farkına varmalı. Bu basit bir konu değil. Örneğin, anaakım görüşün solunda bile Bernie Sanders’ın desteklediğine benzer programların Amerikalılar için “fazla radikal” kabul edildiğini görmek oldukça tuhaf. Sanders’ın iki büyük programı, gelişmiş toplumlarda olduğu gibi daha fakir olanlarda da normal kabul edilen, evrensel sağlık hizmeti ve ücretsiz yükseköğrenim çağrısı yapıyor.

Salgın, adil bir dünyada sosyal prangaların yerini sosyal bağların, Aydınlanmaya geri uzanan ideallerin ve klasik liberalizmin alması gerektiğini fark etmemizi sağlamalı. Çeşitli biçimlerde gerçekleştiğini gördüğümüz idealler. Sağlık çalışanlarının dikkat çekici cesareti ve diğerkamlığı insan ruhunun kaynakları karşısında ilham verici bir saygı duygusu uyandırır. İhtiyacı olanlara yiyecek ve yaşlılar ile engellilere yardım ve destek sağlamak için pek çok yerde karşılıklı yardım toplulukları oluşturuluyor.

Gerçekten de “dünyanın her yerindeki sıradan insanlar arasında dayanışmada ve hatta hepimizin küresel vatandaşlar olduğumuza dair farkındalıkta bir artış var.” Zorluklar çok açık. Onlarla başa çıkılabilir. Ve insanlık tarihinin bu acımasız anında mutlaka başa çıkılmalıdır. Yoksa tarih yüz kızartıcı bir şekilde son bulacak.