A3 Haber

Salgın sürüyor, kriz büyüyor: Hizmet sektöründe sert düşüş, sanayide gerileme, çığ gibi işsizlik…

Salgın sürüyor, kriz büyüyor: Hizmet sektöründe sert düşüş, sanayide gerileme, çığ gibi işsizlik…
Mayıs 20
17:10 2020

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO), her ay iktisatçı-yazar Mustafa Sönmez’in katkısıyla hazırladığı sanayinin sorunları bülteninin 59’uncusunu, koronavirüsün etkisiyle ekonomide büyüyen tahribata, bütçe ve ödemeler dengesinde artan açığa, hizmetler ile sanayide yaşanan büyük düşüş konularına ayırdı.

 

A3 Haber Merkezi | Makina Mühendisleri Odası “Pandemi sürüyor, kriz büyüyor” başlıklı bir rapor hazırladı.

Raporun satır başlarında şu belirlemeler öne çıktı:

HAVACILIKTA BÜYÜYEN DARBOĞAZ: Koronavirüs salgınından küresel ekonomi büyük zarar görürken salgından ilk ve en ağır darbeyi havacılık sektörünün aldığını tahmin etmek zor değil. Virüsün yayılmasını önlemek için uçuş yasakları getiren devletler, havayolu şirketleri ile hava meydanı işletmelerinin milyarlarca dolar zararına yol açacak yasak kararını almakta hiç tereddüt etmediler. Salgını önlemek adına atılan bu adımlar, geride
telafisi zor ticari kayıplar yarattı. Her geçen gün de zarar büyüyor.

COVID-19’dan öncelikle hasar gören küresel havacılık sektörünün tahmini zararı her hafta yenileniyor. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 14 Nisan 2020 tarihinde yayımladığı rapora göre, eğer bu yıl toplam üç ay uçulmaz ise, havayolu şirketleri 2019 yolcu gelirlerinin yüzde 55’ine karşılık gelen 314 milyar dolar kayba uğrayacak. Dünya genelinde yaklaşık 65,5 milyon insanın seyahat ve turizm sektörleri de dâhil olmak üzere havacılık endüstrisinden geçimini sağladığını ve bunların içinde 2,7 milyon kişinin havayollarında çalıştığını belirten IATA, seyahat kısıtlamalarının üç ay sürmesi hâlinde havacılık ve ilgili sektörlerde 25 milyon kişinin işsiz kalma riski altında olduğunu söylüyor.

Asya Pasifik’te 11,2 milyon, Avrupa’da 5,6 milyon, Latin Amerika’da 2,9 milyon, Kuzey Amerika’da 2 milyon, Afrika’da 2 milyon ve Orta Doğu’da 900 bin kişi işini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya.

Havacılıktaki “çakılma”yı onarmak için devletler belli önlem paketleri açıklıyorlar. Doğrudan finansal destek, kredi garantileri, tahvil alımları, vergi muafiyeti gibi destekler yağdırılıyor ama yine de birçok ülkenin ulusal havayollarını kamulaştırmak zorunda kalacağı ihtimali gündemde.

Türkiye’nin dünya coğrafyasındaki yeri, lojistik konumu, küreselleşme sürecinin Türkiye’ye bahşettiği önemli bir şans olarak hatırlandı ve 1990’lardan başlanarak yatırımlara girişildi. “Dar gövde menzili” diye tanımlanan mesafelerde İstanbul, dünya dış hat trafiğinin yüzde 40’ına, 60’ın üstünde başkente, Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey ve Doğu Afrika’nın tamamına erişebilecek bir konuma sahip.

Bu coğrafya avantajı, dışarıdan da kaynak temin edilerek havacılık yatırımlarına ağırlık verilmesinde etkili oldu.

Havacılık sektörüne dönük atılımlarda çekici güç, ulusal havayolu şirketi Türk Hava Yolları (THY) oldu elbette. THY özellikle dış yolcu pazarını derinleştirmek üzere yeniden yapılandırıldı. Bir yandan uçak filosu hızla büyütüldü, uçtuğu noktalar hızla artırıldı. Yeni özel firmalar sektöre girdi. Türkiye’nin iç ve dış hatta 2003 yılında 33 milyon yolcu trafiği varken 2019’da ulaşılan sayı 209 milyonu buldu. Bu 16 yılda yüzde 536’lık bir artış demek. “Uçmayan kalmasın” sloganıyla özellikle iç uçuşlar da kolaylaştırılarak iç ve dış hat payları eşitlendi.

Birçok yeni havaalanının inşasının ardından, İstanbul’a yetersiz gelen hava meydanı kapasitesini artırmak üzere, oldukça iddialı bir proje olan İstanbul Havalimanı’nın inşasına 2013 yılında başlandı ve alan, 2019’un Nisan ayında 90 milyon yolcu kapasitesiyle faaliyete geçirildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakın bir konsorsiyumca inşa edilen bu yatırım
için 60 milyon yolcu kapasiteli Atatürk Havalimanı kapatıldı. Bununla kalınmadı; Atatürk
Havalimanı’nın yeniden açılma ihtimaline karşı iki pisti tahrip edilerek bir hastane inşaatının arsasına dönüştürüldü.

COVID-19’un Türkiye havacılığına indirdiği darbeyi, hemen Mart ve Nisan yolcu trafiğinden okumak mümkün. 2019 yıllık yolcu trafiği 215 milyon yolcuya ulaşan havacılıkta, mart ayı yolcu trafiği Şubat’a göre yüzde 37 dolayında azalırken uçuşların durdurulduğu nisan ayında Mart’a göre azalış yüzde 99’a yaklaştı. Nisan’da tahliye uçuşları kapsamında ancak 84 bin kişi uçak kullanabildi. Mayıs aylarında da nisan ayına göre hava trafiği yüzde 100’e yakın azalacak gibi. Yeniden uçuşların Haziran başı başlayacağı söylenmesine karşılık, buna pandeminin seyrine göre resmi makamlar karar verecek.

Havayolu şirketleri kadar çöküntüyü hava meydanlarını işleten şirketler de yaşıyor. Bunlardan özellikle İstanbul Havalimanı’nın pandemiden ağır yaralar aldığı söylenebilir. Kamu-özel ortaklığı olarak inşa edilen ve hem neden olduğu orman tahribatı hem de çürük fizibilitesi ile eleştirilen bu hava meydanı, başlı başına bir pandemi enkazı olmaya aday. Ağır bir dış kredi yükümlülüğü olan işletmeci şirket İGA’nın devlete her yıl 886 milyon Avro kira bedeli ödemesi gerekiyor. Şirketin 2019 için bu yükümlülüğü ertelenmişti. Devletin ise İGA’ya taahhüt ettiği yolcu garantisi yükümlülüğü var.

Şirketin 2019’da, havalimanının açıldığı 6 Nisan’dan yılsonuna kadar, 55 milyon yolcuya hizmet verdiği açıklanmıştı. 2020 mart ayında başlayan çöküntü ile birlikte 90 milyon yolcu kapasiteli bu alanı işleten firmanın birkaç ay bile yardımsız tutunması zor görünüyor. İGA’nın ayakta kalamaması hâlinde kamulaştırılması söz konusu olabilir.

HİZMETLER SEKTÖRÜNDE SERT DÜŞÜŞ: Ekonomiyi sadece 2020’de değil, 2021’de de aşağı çekecek sektör hizmetler sektörü olacak. Türkiye, GSYH’sinin yüzde 54’ünü oluşturan hizmetler sektörü ile ağır darbeler alan perakende ticaret sektörü ve turizmdeki kayıplardan oldukça etkilenecek. Turizmi de içeren hizmetlerin sadece dış talepte uğradığı kaybı, ödemeler dengesinin Mart verilerinden görmek mümkün. Mart ayının ancak ikinci yarısında yaşanan pandemi, Mart ayında hizmetler sektöründen döviz girişini 1 milyar dolar azalttı. Bunun önümüzdeki aylarda daha yüksek meblağlarda olacağı açık.

Sosyal mesafe normlarının başta havacılık, konaklama, yeme-içme sektörlerinde önemli talep
düşüşleri ve katma değer azalmaları, hatta sıfırlamalarına yol açacağı açık. Örneğin 2019 yıllık yolcu trafiği 215 milyon yolcuya ulaşan havacılıkta, Mart ayı yolcu trafiği Şubat’a göre yüzde 37 dolayında azalırken uçuşların durdurulduğu Nisan ayında Mart’a göre azalış yüzde 99’a yaklaştı.

Nisan’da tahliye uçuşları kapsamında ancak 84 bin kişi uçak kullanabildi. Türkiye yolcu trafiğinde yüzde 60 payı olan İstanbul’daki hava alanlarından yeni yapılan İstanbul Havalimanı’nın aylık ortalama 5 milyon, Sabiha Gökçen’in 3 milyon yolcu trafiği Nisan’da neredeyse sıfırlandı. Bu sonuç Mayıs’ta da aynı olacak. Hizmetlerde durma, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Mart 2020 konaklama istatistiklerinde de görülüyor. Turizm işletmeli belgeli konaklama tesislerindeki doluluk oranı mart ayında yüzde 19’a kadar geriledi. Yani her 10 yataktan 8’i boş kaldı. 2019 yılı mart ayında otellerde doluluk oranının yüzde 40 olduğu dikkate alındığında korona virüs etkisiyle konaklamaların yüzde 50 azaldığı görüldü.

Öte yandan, doluluk oranı bu yılın ocak ayında yüzde 39, Şubat’ta ise 35 seviyesindeydi. Mart 2020’de bir önceki yılın aynı ayına göre tesise geliş yüzde 52, geceleme sayısı yüzde 53,5 azaldı.

TURİZMDE “ESKİ NORMAL” ÇOK ZOR: Koronavirüs salgınından tüm dünyada sivil havacılık ile birlikte en çok etkilenen sektör turizm oldu ve turizmde “eski normal”e dönülmesi bir hâyli zaman alacağa benziyor. Bu konuda 2020’nin kayıp yıl olduğu konusunda birleşilmekle birlikte, izleyen yıllarda sektörün eski performansını yakalayıp yakalayamayacağı da önemli bir soru.

Küresel çapta 2019’da yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ciroya ulaşan ve yaklaşık 1,5 milyar kişiye hizmet satan dünya turizminin, COVID-19 sonrası “eski normal”ine dönmesi çok zor olduğu gibi, seyahat endüstrisi ile ilgili bileşenlerde; ulaştırmanın her türü, tarım, gıda, giyim, hediyelik eşya alt sektörlerinde de önemli kayıplar bekleniyor. Özellikle dünya turizm pastasından en yüksek payları alan Avrupa ile Asya’nın turizmin en büyük kaybedenleri olacağı açık.

Türkiye milli gelirinde çıplak hâliyle yüzde 3 payı olan konaklama, yeme-içme sektöründe sert bir dibe vurma beklenirken, turizm ile önemli girdi-çıktı bağlantısı olan sektörlerin kayıplarıyla birlikte bu hizmet alanının 2020 milli gelirini tek başına yüzde 5’in üstünde daraltması bekleniyor. Bu gerçekle yüzleşmek ve hiç olmazsa geleceği kurtarmaya yarayacak önlemler almak yerine Türkiye’yi yöneten Saray rejimi, telaşla sektöre “yeni normal”e ilişkin konaklama, seyahat formatları sunuyor ama bunlarla sektörün ayakta kalması neredeyse imkânsız ve zoraki, erkene çekilmiş takvim pandeminin ömrünü uzatma riski taşıyor.

Dış hat uçuşları uzun süre karşılıklı olarak ağır denetimlere tabi tutulurken küresel üretim ve ticaretin tümü bundan olumsuz etkilenecek.

Türkiye’nin toplam istihdamında tek başına 2 milyona yakın çalışanıyla yüzde 6 payı olan turizm sektörü, sivil havacılık, turizm ile girdi-çıktı ilişkisi olan gıda, giyim, ulaştırma, haberleşme, diğer kültür endüstrilerinin uğradığı zararlarla birlikte büyük bir istihdam kaybı yaşadı. 2019 itibarıyla Türkiye’yi ziyaret eden 45 milyona yakın yabancı ziyaretçinin sağladığı 30 milyar dolara yakın döviz geliri 2020’de pek söz konusu değil. Dış ticaret açığının daraltılmasında önemli yeri olan bu gelirden mahrumiyet, cari denge açısından da önemli bir kaybı oluşturuyor.

Dış ziyaretçi girişinin engellenmesinin de etkisiyle, mart ayı ortalarında başlayan sınırlamalarla ziyaretçi girişleri oldukça sert düştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından açıklanan ziyaretçi sayısı 1 milyon 5 bin olarak bildirildi. Bu, şubat ayına göre yüzde 48’lik düşüşe karşılık geliyor. Mart ayındaki sert düşüşün etkisiyle yılın ilk çeyreğinin ziyaretçi sayısı 5,6 milyonda kalırken turizm geliri de ancak 4 milyar dolar oldu. Bu, geçen yılın ilk çeyreğinin ziyaretçi ve turizm gelirine göre sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 11 düşüş demek. Daha sert düşüşleri izleyen aylarda görebiliriz.

SANAYİDE GERİLEME: Hizmetlerin yanında ve etkisinde imalat sanayiinde de hızlı gerilemeler başladı. Bunu, sanayi üretim endeksindeki veriler ortaya koydu. Sanayi üretimi pandeminin başladığı Mart’ta, Şubat’a göre yüzde 7 azaldı. İmalat sanayisinde azalma yüzde 7,5 oldu. Sanayide geçen yılın mart ayına göre de düşüş yüzde 2 olarak gerçekleşti.

Hem iç, hem dış talep daralması yaşayan sektörlerde Şubat’tan Mart’a sanayi üretimi düşüşü
daha derin oldu. İmalatta ortalama düşüş yüzde 7,5 iken, bazı alt dallarda daha derin düşüşler görüldü. Örneğin, ihracatın birincisisi otomotivde yüzde 23, bilgisayar-elektronikte yüzde 23, ihracatın ikincisi giyimde yüzde 20, daralmalar görüldü. Tekstildeki daralma yüzde 14’e yaklaşırken, makine üretiminde de ona yakın daralma yaşandı.

Dayanıklı tüketim mallarından mobilyada, elektrikli cihaz üretiminde yüzde 8-9 arası aylık daralmalar görüldü.

Sanayinin nabzı ile ilgili İstanbul Sanayi Odası’nın Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) de geleceğe dönük iyi işaretler vermiyor. Eşik değer olan 50’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, Mart’ta 48,1 olarak ölçülen PMI nisanda 33,4’e gerileyerek imalat sektöründe belirgin bir yavaşlamaya işaret etti. Salgının yayılmasını önlemeye yönelik tedbirlerin sonucu olarak şiddetlenen imalat sektöründeki yavaşlama, 2008 yılındaki küresel finansal krizden beri en yüksek oranda gerçekleşti.

Nisan’da imalatçıların yaygın bir şekilde üretime ara verdikleri görülürken, bu durum hem üretim hem de yeni siparişlerde ciddi yavaşlamalara yol açtı. Her iki göstergede de anketin başladığı Hazi ran 2005’ten beri en belirgin ivme kaybı gözlendi.

Toplam yeni siparişlerdeki azalmanın yanı sıra, salgının küresel ölçekte tüm pazarları etkilemesi sonucu, firmaların yeni ihracat siparişlerinde de sert yavaşlama kaydedildi. Yeni siparişlerdeki yetersizlik, firmaların son dört ayda ilk kez istihdam düzeyini azaltmalarına yol açtı. Söz konusu düşüş son 11 yılın en yüksek oranında gerçekleşti. Nisan’da satın alma faaliyetleri azalırken bu durum girdi stoklarındaki düşüşün hızlanmasına katkıda bulundu.

Üretim son beş ayda ilk kez hız kaybederken yeni siparişler iki aylık genişleme sürecinin ardından düşüş gösterdi. Salgının küresel boyutunun yansıması olarak, yeni ihracat siparişleri de büyük ölçüde yavaşladı. Yeni ihracat siparişlerindeki gerileme, toplam yeni siparişlerdekinden daha yüksek oranda gerçekleşti.

ÇIĞ GİBİ İŞSİZLİK:  Ekonomik daralmanın ürkütücü boyutları artan işsizlik ve iş kayıplarına da yansıyor. Resmi verilere yansımasa da bir kısmı “geçici” sayılan işsizlerin toplamının bazı hesaplamalara göre 16 milyonu bulduğu söylenebilir.

TÜİK tarafından açıklanan son işgücü-işsizlik veriler, Şubat 2020 dönemi (Ocak-Şubat-Mart) sonuçlarını yansıtıyor. Bu verilerde COVID-19’un yarattığı ekonomik depremin sonuçları, işsizlikteki artış ve istihdam kaybı ancak altı anketten 1’ini içerecek kısmını kapsıyor. TÜİK her ay iki anket uyguluyor. Dolayısıyla ilk 3 ayın 6 anketinin ancak sonuncusu pandemi dönemine rastladı. COVID19’un asıl etkilerini Haziran ve Temmuz ayında açıklanacak TÜİK Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarında görmek mümkün olacak. Ancak açıklanan TÜİK verileri bu haliyle bile vahim bir tabloya işaret ediyor.

Şubat ayı ile ilgili açıklanan TÜİK verilerinin en çarpıcı yanı işgücü ve istihdamın birlikte düştüğünü göstermesi. 2019 Şubat ayına göre işgücü 1 milyon 102 bin azalarak 30 milyon 982 bine geriledi. İstihdam ise son bir yılda 602 bin azaldı. İstihdam son iki yılda ilk kez 27 milyonun altına geriledi. Ekonomik krizin başladığı Ağustos 2018’e göre istihdam kaybı 2 milyon 565 bin olarak gerçekleşti.

Öte yandan iş aramayıp çalışmaya hazır olanların ve özellikle de ümidini kaybeden işsizlerin sayısında ciddi bir tırmanış görülüyor. Örneğin ümidini kaybeden işsiz sayısı bir önceki yıla göre 486 bin artarak 1 milyon 107 bine yükseldi. Bu tablo işsizlerin iş arama ümidini kaybettiklerini gösteriyor.

İşsiz sayısı 2020 Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi olarak gerçekleşse de bu durum işgücü piyasalarında bir iyileşme anlamına gelmiyor. Aksine Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesi günden güne
zayıflıyor. Bu verilerin büyük ölçüde Covid-19 salgını öncesini yansıttığı düşünülecek olursa, önümüzdeki ay çok daha vahim bir tablonun ortaya çıkacağını söylemek mümkün.

TÜİK tarafından açıklanan Şubat 2020 verileri COVID-19 ile ilgili güncel durumu yansıtmasa da İŞKUR tarafından açıklanan Nisan 2020 açık iş ve işe yerleştirme istatistikleri COVID-19’un yaratacağı işsizlik dalgasının öncü göstergesi niteliğinde. İŞKUR verilerine göre Nisan 2020’de açık işler bir önceki aya göre yaklaşık 115 bin azaldı ve 52 bin 418’e geriledi. Açık işlerde yaşanan azalma yüzde 68,7 oranında. Bu durum pandeminin yaratacağı depremin öncü göstergesi sayılabilir.

TÜİK’in kullandığı mevcut işsizlik hesaplama yöntemi ile COVID-19’un yaratacağı işsizliğin ve istihdam kaybının tahmini kolay değil. Bilindiği gibi TÜİK’in standart işsizlik hesaplaması referans (anket) haftasından önceki son dört hafta içinde iş arama kanallarından herhangi birini kullananları ve 15 gün içinde çalışamaya hazır olanları “işsiz” kabul ediyor. Ücretli olup çeşitli nedenlerle anket döneminde işlerinin başında bulunmayanlar, üç aydan kısa süre içinde işlerinin başına geri döneceklerse veya işten uzak kaldıkları süre içinde ücretlerinin en az yüzde 50 ve daha fazlasını almaya devam ediyorsa “istihdamda” kabul ediliyor. Bu durumda kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği kapsamında olanların ezici çoğunluğu anketlerde “istihdam halinde” gözükebilir. İşte bu nedenle, geniş tanımlı işsizlik hesaplama yöntemiyle COVID-19 döneminin işsizliğini hesaplamak en makul yol olarak görünüyor.

Geniş tanımlı işsizlik hesaplamasında standart işsizliğe ilave olarak COVID-19 nedeniyle istihdam başında olmayanları (kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alanları), iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, mevsimlik çalışma nedeniyle istihdamda olmayanları ve zamana bağlı eksik çalışanları da hesaba katmak gerekir Nitekim TÜİK de COVID-19 nedeniyle veri toplama yönteminde bazı değişiklikler yaptı. 30 Nisan 2020’de yapılan TÜİK açıklamasına göre Hanehalkı İşgücü Anketi’ne, anketin mevcut soru akışı değiştirilmeksizin, COVID-19 salgınının işgücü piyasasına etkilerinin ölçülmesi için yeni bir soru setinden
oluşan modül eklendi.

Açıklanan çeşitli verileri dikkate alarak COVID19nedeniyle yaşanacak iş/istihdam kaybını tahmini olarak hesaplamak mümkündür. Bu tahmin çabasında, kısa çalışma, işsizlik ve ücretsiz izin ödeneklerine başvuranlar ile istihdamda olup sokağa çıkması yasaklanan 65+ ile 15-17 yaş çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ile kentsel kayıt dışı istihdamdan işsiz kalanlar hesaba katılmalıdır.

COVID-19’un ilk aylardaki etkisinin (Mart-NisanMayıs) 7 ile 8 milyon istihdam ve iş kaybı olacağıtahminen söylenebilir. Böylece COVID-19’un ilk dönemlerinde dar tanımlı iş ve istihdam kaybının 12 milyona, geniş tanımlı işsizliğin 15-16 milyon civarına ulaşabileceğini tahmin etmek mümkün. Kuşkusuz bu sayıların bir bölümü tahminidir; çakışmalar, mükerrer hesaplamalar ve resmi verilerdeki değişikliklere bağlı olarak artabilir azalabilir de.

HAZİNE AÇIKLARI BÜYÜDÜ: Henüz kontrol altına alınamayan pandemiye ve beraberinde büyüttüğü krize karşı AKP hükümetinin müdahaleleri yetersiz kalırken, bütçe açıkları da her ay biraz daha büyüyor. 2018-2019 krizinde küçülen ekonomiden yeterince vergi toplayamayan hükümet, daha çok Merkez Bankası’nın temettü ve yedek akçelerini kullanmış, ayrıca imar barışı, bedelli askerlik vb. gibi bir defalık gelirlerle krizi hafifletmeye çalışmıştı. Buna rağmen, bütçe önemli açıklar vermeye devam etti, açığı finanse
etmek için borçlanma önemli boyutlara çıktı.

Pandemi, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kamu müdahaleleri, destekleri gerektirdi. AKP Hükümeti, ilk elde yapmış göründüğü 100 milyar TL’lik destek paketi ile sürece müdahil göründü ama bunun mağdurlara doğrudan dokunan kısmı çok sınırlı kaldı. Pandeminin ilk ayını içeren 2020 ilk çeyreğinde bütçe açığı önemli boyuta çıkarken gelecekle ilgili de ciddi risk sinyalleri verdi.

Bütçe gelirlerinin tüketimden alınan KDV, ÖTV’lere dayandığı Türkiye Merkezi Bütçesi için, daha az vergi geliri, buna karşılık görece katı harcamalar karşısında daha büyük bütçe açıkları ve sonuçta daha ağır kamu borçlanma ihtiyacı, kamu borç stoku artışı anlamına geliyor.

2020 yılının ilk iki ayını, onları takip eden Mart ayından ve sonraki çeyreklerin aylarından ayrı tutmak gerekir. Ocak ve Şubat aylarında ekonomi, hükümetin izlediği kredi ucuzlatma ve tüketimi canlandırma politikalarının etkisiyle canlı geçti.

2018 yılında yüzde 2,6, 2019 yılında yüzde 0,9 gibi iki düşük büyüme yılını üst üste yaşayan Türkiye ekonomisini 2020’de yüzde 5 büyütme, hükümetin Orta Vadeli Program(OVP/YEP) hedefiydi. Bu hedefi, IMF iddialı bulmuş ve Ocak 2020’de yani salgından hemen önceki raporunda, 2020 için Türkiye ekonomisinin yüzde 3,5 büyüyebileceği tahmininde bulunmuştu.

Yılın ilk 2 ayında Merkez Bankası’nın politika faizlerini sürekli indirmesi ve kamu bankaları üstünden kredi hacmini genişletmesinin etkisiyle, tüketici kredisi kullanımı hızlandı ve bu, iç talepte belli bir canlanmaya, dolayısıyla sanayide, hizmetlerde hareketlenmeye imkan verdi. Sürmekte olan ihracat ve üretim için yapılan ithalatların da etkisiyle ısınan ekonomi, beraberinde tüketimden alınan vergilerde, harcamalarda artış getirdi.

Mart ayında salgına bağlı olarak ekonomideki yavaşlama sonucunda, vergi gelirleri zayıfladı. Bununla birlikte, kamunun tüketim harcamaları ve cari transfer giderlerindeki yükselişle birlikte faiz dışı harcamalarda artış hızlandı. Yılın ilk çeyreğinin ilk 2 ayında kamu, tüketim harcamaları kanalıyla büyümeye pozitif katkıda bulundu. Vergi gelirlerindeki zayıf seyre karşılık, Merkez Bankası kâr transferi ve ihtiyat akçesinin aktarımıyla artan vergi dışı gelirler, yılın ilk çeyreğinde bütçe açığındaki artışı sınırladı. Pandeminin başladığı Mart ayı ise seyri değiştirdi.

Merkezi Yönetim Bütçesi 2020 yılının ilk çeyreğinde 29,6 milyar Türk Lirası açık verirken, faiz dışı bütçe dengesi 8,7 milyar Türk Lirası fazla verdi. Bütçe açığı bu dönemde net dış borçlanmanın yanı sıra büyük ölçüde iç borçlanmayla finanse edildi.

Salgının ekonomi üzerindeki etkilerini sınırlamak üzere dünya genelinde ve Türkiye’de mali önlemler alındı. İktisadi faaliyetteki zayıflamaya bağlı olarak bütçe gelirleri azalırken bütçe harcama ve transferlerin artmasıyla, bütçe açığı ilk çeyrekte büyüdü, devamında da artması bekleniyor.

İlk çeyreğin bütçe açığındaki durum şudur: Merkezi Yönetim Bütçe açığı 2020 yılının ilk çeyreğinde 29,6 milyar TL’yi buldu. Vergi dışı gelirler, ya da bir defalık gelirler, özellikle Merkez Bankası’nın temettü ve yedek akçe gelirlerinin bütçeye aktarılması sonucu, 2019 yılının ilk çeyreğinde 2,8 milyar TL açık veren faiz dışı denge, 2020 yılının aynı
döneminde 8,7 milyar Türk Lirası fazla verdi.

2020 Ocak ve Şubat toplamında bütçe geliri cari fiyatlarla 208 milyar TL’ye çıkarak 2019’un ilk 2 ayının gelirlerini yüzde 27 aştı. Salgının Türkiye’ye ulaştığı ve özellikle ikinci yarısında alınan önlemlerle ekonominin daraldığı Mart ayında ise şemsiye ters döndü; 2019 Mart ayı bütçe geliri 54 milyar TL iken 2020 Mart ayında 47 milyar TL’ye düştü. Bu, cari fiyatlarla yüzde 13 bir gerileme anlamına geliyor.

(Raporun tamamına ve raporda yer alan grafiklere BURADAN ulaşabilirsiniz.)