A3 Haber

KENT KONSEYLERİ DOSYASI | Konuyu uzmanına sorduk: Halkın yönetime katılması mı, uzaklaşması mı?

KENT KONSEYLERİ DOSYASI | Konuyu uzmanına sorduk: Halkın yönetime katılması mı, uzaklaşması mı?
Temmuz 31
07:31 2020

5393 sayılı Belediye Kanunu ve 26313 sayılı Kent Konseyi Yönetmeliği’ne dayanarak kurulmuş yapılara Kent Konseyi denir.
Bu işin resmi kısmı.
Amacı olarak da kent yaşamında, kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmek olarak belirtiler.
Nedir yerel yönetim?
Kent yönetmek nedir?
Yerel yönetimler nasıl olmalıdır?
Konuğumuz Y. Doç. Metin Erten.
Fatsa ve benzeri belediyecilik deneyimlerini teori ve pratikte harmanlamış birisi.
Kent Konseyleri’nin de kuruluşunda önemli işlere imza atmış.
Üstelik de CHP kökenli…
Kent konseylerinin başlangıcından bugün geldikleri durumu sorduk, yanıtlarını aldık.
İşte o sorular ve yanıtları…

Kentlerde yönetime katılım deyince ne anlıyorsunuz?

İlk söz olarak şunu söyleyeyim. Kenti yöneten, kent adına karar veren vali/kaymakam ve belediye başkanı/meclis üyeleridir. Bunlar işin resmi tarafındadırlar.
Bir de STK görünümlü, çoğunlukla iş insanlarından oluşan yapılar vardır.
Peki sokak nerededir?
Otobüse binen, pazara giden, maçına, kahvesine, fabrikasına giden insanlar bu işin neresindedir?
Uzmanlar, bu işe kafa yoranlar, dünyadaki örnekleri incelemiş olanlar, kentine faydası dokunsun isteyenler, kafasındakileri ölümle toprağa götürmek değil de insanlığa, kentine vermek isteyenler bu işin neresindedir?
Bu insanlar yalnızca beş yılda bir oy mu vermeli, başka bir şeye karışmamalı mıdır?
Uzmanından, sokakta yürüyenine, fabrikada çalışanına kadar fikri olan insanların fikirlerini, önerilerini söyleyebilecekleri, kentlerinin yönetimine katılabilecekleri bir yer, bir ortam için çalıştım her zaman.
Buradan soruya geçebiliriz.
“Kentte yönetime katılmak”, kentle ilgili bir karar alınmadan önce (vurgulamak istiyorum, “karar alınmadan önce”) bununla ilgili olarak insanların fikirlerini söyleyebilmeleridir.
Bu fikrini söyleme örgütlü yani kurumsal olursa ideal olur elbette.
Mimarlar Odası genel başkanı sevgili Oktay Ekinci bir sohbetimizde oda olarak bütçelerinin yarısının mahkemelere gittiğini söylemişti. Belediyelerin kentle ve imarla ilgili aldıkları kararı, alındıktan sonra duyduklarını, kimisini olumlu gördüklerini ama olumlu görmediklerini de iptal ettirmek için mahkemeye vermek zorunda kaldıklarını söylemişti. “Keşke” demişti. “Keşke, belediyeler o kararı vermeden önce bilgimiz olsaydı, olumlu ya da olumsuz görüş bildirseydik.”
Kentte yönetime katılım böyle bir şey. Kenti yönetenlerin kentle ilgili önemli bir kararı almadan önce kentlilerle bunu paylaşmaları. Kentteki kurumların ve sokaktaki kentlilerin örgütlenmiş olarak bunu tartışmaları. Bir görüş oluşturmaları.

Dünyada yönetime katılımın başarılı örnekleri var mıdır?

Var elbette. Ama on binlerce kent içinden ayıklayıp yazsak 1-2 kitap çıkar. Herkesin bildiği, kentin gelecek bütçesini kentiyle birlikte oluşturan Porto Allgere var deyip kısaltalım.

Türkiye’de kenti birlikte yönetmek konusundaki ilk çalışmalar ne zaman nerede yapıldı ve Türkiye’den dünyaya örnek olmuş yönetime katılım örnekleri var mıdır?

Bu işin ülkemizdeki ilk örneği 1979 Fatsa belediyesidir. İlk kez Fatsa’da “var olan yasalar içinde farklı ne yapılabilir” diye düşünülmüş ve bu doğrultuda çalışmalar yapılmıştır.
Fatsa bu anlamda dünyaya da örnek olmuştur.
Örneğin, kentin gelecek bütçesinin kentliyle birlikte oluşturulması olarak adlandırabileceğimiz “katılımcı bütçe” uygulaması ilk kez Fatsa’da uygulanmıştır.
Dünyada ise Fatsa’dan 9 sonra ilk kez 1989 da dünya sosyal forumunun toplandığı Brezilya’nın Porto Allegre kentinde uygulanmıştır.
Avrupa’daysa Fatsa’dan 12 yıl sonra 1992 de Danimarka’nın Aarhus kentinde yapılan toplantıda Avrupalı belediyelerde katılımcı bütçe uygulaması öngörülmüştür.
Fatsa’nın örnek olmuş bir başka ilki de mahalle komiteleridir. Çok özet olarak şöyle diyebiliriz.
Her mahallede, herkesin (tefeciler hariç) aday olabildiği mahalle komitesi seçimi yapılır. Seçilenlerden en az biri kadın olmalıdır (bugün bize çok basit gelse de o zaman için mutlaka bir kadının seçilme zorunluluğu müthiş bir adımdır).
Mahalleliler sık sık toplanırlar ve mahallede nelerin yapılması gerektiğine, hangisinin belediye, hangisinin kendileri tarafından yapılacağına karar verirler.
Belediye ve meclis de bu kararları uygular.
Yani aslolan, etkili olan mahalle komitesidir. Belediye ve meclisi ise bunları uygulayan durumundadır.
Kentin yönetimine katılmak, mahallen hakkında söz sahibi olmak böyle bir şeydir.

Yönetime katılmak ne demektir?

Yönetime katılmak; örneğin belediye başkanının yanında oturmak, her yaptığını bilmek, her şeye karışmak değildir.
Kentle ilgili karar verenlerin kimler olduğu bellidir. Kenttekiler; kentle ilgili bir konuda karar alınmadan önce fikirlerini söylerlerse, bunu söyleyecekleri bir yapı, oluşum olursa bu yönetime katılmak olur.
Bu işin püf noktası fikir, öneri üretmektir. Yalnızca şikâyet etmek, “olmaz” demek yönetime katılmak değildir.
Somut ve özellikle küçük, basit bir örnekle anlatayım.
Karşıyaka Kent Meclisi’nin bir genel kurulunda Tuna ve Alaybey mahalleli üyeleri sahilde çay bahçesi önerdiler. Projelendirdiler. Bardağın biçiminden, sandalyenin şekline, kaç kişi çalışacağından, çayın fiyatına kadar yazdılar. Kent Meclisi genel kurulunda onaylandı. Öneri belediyeyle gitti. Belediye tam olarak mahalleli nasıl istiyorduysa öyle çay bahçesi yaptı.
Daha büyük bir örnek.
Belediye işçilerle toplu sözleşme imzalayacak. Ama sendika ile anlaşamıyor. Kent meclisi olağanüstü toplandı. Tartışmalar sonucunda bir rakam belirlendi. Toplu sözleşme o rakam üzerinden yapıldı.
Buna benzer, çöplerin nasıl toplanacağından, pazaryerlerine, hastanelerden, katlı otopark yıkımına kadar birçok konuda Karşıyakalı kentin yönetimine katıldı.
Yönetime katılmak; belediyeden işçi çıkarılıp çıkarılması konusunda ne dediğin, kentinde yeraltı geçidini isteyip istemediğin, tersane için ne düşündüğün, banliyö sisteminin nasıl olmasını istediğin, sele karşı hangi önlemlerin alınması gerektiğini tartıştığın, jeotermal enerji için ne dediğin, nasıl bir zabıta istediğin, nasıl bir çarşı istediğin, otoparklarla ilgili ne dediğindir.
Karşıyaka Kent Meclisi’nde benzer birçok konuda “biz böyle düşünüyoruz ve böyle uygulanmasını öneriyoruz” diye genel kurul kararları alındı.
Küçüğünden büyüğüne, bunların hepsi, yönetime katılmak örnekleridir diyebiliriz.

Yönetime katılımda engellenmiş, engellenmeye çalışılmış, yargılanmış çalışmalar var mıdır?

Ne yazık ki var. Engellenmiş çalışma 1979 Fatsa’dır.
Bir diğer engelleme örneği de Dikili Halk Meclisi’dir. Meclis, 1983’te ilk toplantısının ardından o dönem belediye başkanı olan Sayın Osman Özgüven ve üyelerinin tümüyle sorguya alınmış ve çalışma durdurulmuştur.
Engellenmeye çalışılmış olanlar da var.
1997’de kurulan Urla Kent Senatosu da bir örnektir. Dönemin belediye başkanı Sayın Bülent Baratalı kent senatosunu kurduğu için yargılanmış ve beraat etmiştir.

Kapıları sökmek, halk günleri, yg 21, konseyler genel olarak başarılı olmuş mudur?

Şuradan başlayalım.
İdeal olan temsili değil, doğrudan demokrasidir. Hani herkesin bulunduğu ortamla ilgili sözünü söyleyebilmesi. Bunu nüfusu yüz binleri bulan bir kentte nasıl yapacaksınız? Yapamazsınız. O zaman zorunlu olarak temsili demokrasiye yöneliyorsunuz.
İzmir’i örnek verelim. Temsili demokrasi uygulayacaksınız. Ama nasıl?
Merkez ilçelerinde yaklaşık 10.000 kişiye 1 meclis üyesi düşmektedir. Bir meclis üyesinin bu 10.000 kişiye ulaşıp sorunlarını, çözüm önerilerini belediye meclisine getirmesi olası değildir.
Sonuç, kentli ile kenti yönetenlerin kopukluğudur.
Bu kopukluğu gidermenin yolu olarak değişik yöntemler denenmiştir. Fatsa buna örnektir. Dikili Halk Meclisi, Aliağa Kent Parlamentosu, Urla Kent Senatosu, Karşıyaka Kent Meclisi örnektir.
Bu kopukluğu gidermek için iyi niyetle de olsa başka yöntemler de denenmiştir. 1990’ların başında uygulanan başkanın makam kapısını sökmek buna bir örnektir ama işe yaramamıştır.
Bu tutmayınca bir 10 yıl sonra halk günleri düzenlenmeye başlanmıştır. Ama bu da o kopukluğu gidermemiştir.
İlk 2-3 toplantıya belediye başkanı da katılmış, sonra iş yardımcılara kalmış, sonra müdürlere kalmış, sonra gereksiz görülmüştür.
Çünkü gelen kentliler çözüm üretmemekte, halk günü sürekli iş istenen, şikâyet edilen bir dertlerini dökme gününe dönüşmüştür.
Yönetime katılmak elbette bu değildir.
Yerel gündem 21 de başarılı olmamıştır. Yüzlerce iyi niyetli insanın, yıllarca koşturmaları, çabaları hiçbir işe yaramamıştır.

Türkiye’de kent il/ilçe belediyesinin kaç tanesinde Kent Konseyi kurulmuştur?

Türkiye’de kentlerin kaçında kent konseyi olduğunu kimse bilmemektedir.
Milletvekili olduğu dönemde (2011) Sayın Kazım Kurt İçişleri Bakanlığına bu soruyu sormuş ve yanıt almıştır. Bakanlık 97 tane kurulu konsey olduğunu söylemiştir. Ama o dönemde Sayın Kurt’un elinde 148 konseyin adı, başkanı, adresi, telefonu vardır.
Bugün için “kaç taneyi” nasıl belirleyeceğiz?
Kent konseyi olarak sayılan şey, bir zamanlar kurulmuş ama 3-5 yıldır hiç toplantı bile yapmayan bir yer midir?
Yalnızca tabelası olan bir yer midir konsey?
3 yılda bir yalnızca başkanı seçmek için toplanan, kentle ve kentin gündemiyle ilgili tek bir gündem maddesi olmayan bir yer midir konsey?
Belediye başkanı tarafından kurulmuş, belediyenin kimi açılışlarına gitmekten başka bir işlevi olmayan bir yer midir konsey?
Anlatmak istediğim şudur. Adı konsey, tabelası da var. Ama hiçbir işlevi yok.
Bugün için “1400’e yakın belediyeden 100 kadarında konsey var” diyelim iyi niyetle.
“Bunların içinde kaç tanesi gerçek anlamda çalışıyor, üretiyor, sık sık toplanıyor, kentin gündemine etki ediyor derseniz” ne yazık ki hiçbiri.

Yasal zorunluluk olmasına karşın, kentlerde konsey neden kurulmamaktadır?

Yasal düzenlemede bu işi kimin nasıl kuracağı ile ilgili bir düzenleme yok. “Belediye kurar” diye bir tanımlama yok.
Yasada “belediye kent konseyine yardım ve destek sağlar” deniyor. “Sağlayabilir” değil, “sağlar” denilmiş.
Sonraki yönetmelikte ilk toplantı çağrısını yapması için belediye görevlendirilmiş ama konunun hiçbir yaptırımı olmadığı için belediyeler de kurmamış.
Kurulamamasındaki temel neden yasa değil aslında.
Gerek belediye başkanının ve gerekse de kentlinin böyle bir derdinin olmaması.
Bir kentte insanların kendilerinin bir araya gelip konsey kurmalarının önünde hiçbir yasal engel yok.

Kentlerde yönetime katılım, konseyler yasaya girmeden önce mi daha iyi işler yapıyordu, yasal düzenlemeden sonra mı?

Kesinlikle yasal düzenleme olmadan önce daha iyiydi.
Türkiye’de kentlerde yönetime katılım örnekleri diye bir sıralama yaptığımızda Fatsa Mahalle Meclisleri (1979), Dikili Halk Meclisi (1 kez toplanabilmiş olsa bile) (1983), Aliağa Kent Parlamentosu (1994), Urla Kent Korseyi (1997) ve Karşıyaka Kent Meclisi (2000) olarak yaparız.
Karşıyaka’dan sonra Edirne Kent Meclisi, Didim Kent Meclisi gibi çalışmalar da olmuştur.
Bunların tümünün ortak özelliği kentteki herkesi kapsamasıdır.
Yasada değilse bile yönetmelikte tüm iş belediyelere verildiği günden beri konseyler belediyenin bir birimi, müdürlüğü, arka bahçesi gibi algılanmış ve iyi, başarılı çalışma dönemi genelde bitmiştir. Kimi görece başarılı çalışmalar yapılmışsa da genelleştirilememiştir.

Konseyin kurulmamasını kim, hangi kurum denetlemektedir?

Hiçbir kurumun denetimi yoktur. Zaten olmaması da doğrudur. Emirle, zorla STK kurdurmak ve olumlu çalışma yapmasını beklemek hayaldir.

Kurulmaması durumunda bir yaptırımı var mıdır?

Hiçbir yaptırımı yoktur.
Belediye yasasında “belediye yardım ve destek sağlar” denilmiştir.
Yani “kim kurmuşsa kurmuş, sen ona destek” olacaksın.
Ama yönetmelikte “ilk çağrıyı belediye yapar” denilmiştir. Yapmazsa ne olacaktır. Belli değildir.

Sivil toplum örgütü olan konseylerin kurulması için başka bir kurumun ya da kişinin görevlendirilmesi ne kadar doğrudur? Yani emirle STK kurulur mu?

Emirle STK kurulmaz elbette. Daha doğrusu kurulmamalıdır.
Buradaki “emir” sözcüğü askeri bir sözcük değildir. Üstten, “kur” denilerek kurulmuş ve başarılı olmuş bir konsey yoktur
Beni bir kentin müftüsü aramıştı bir zamanlar. “Kaymakam Bey benden hemen konsey kurmamı istedi. Hiçbir şey bilmiyorum. Ne yapacağım?” demişti. Bu yöntemle olmazdı, olmadı zaten.

Konseyi kim kurmalıdır? Devlet mi, belediye mi, kent yaşayanları mı?

Tek cümle ile söyleyeyim. Kent yaşayanları kurmalı, belediye yasadaki gibi yardım ve destek sağlamalıdır.

Bir kentte birkaç tane konsey kurulabilir mi?

Kurulabilir. Kurulmuştur da. Tabii konsey 1, konsey 2 olarak değil. Farklı adlarla.
Örneğin Karşıyaka’da aynı zamanda hem kent meclisi hem kent konseyi var olmuştur. Kimi toplantılara iki kurum da katılmıştır.
Bir diğer örnek de Samsun. Burada aynı zamanda iki konsey vardı. Zamanla biri kendini feshetti.

Yerel Gündem 21 ile konseylerin ilişkisi var mıdır?

Hiçbir ilişkisi yoktur. Yerel Gündem 21 yalnızca insanlarda düşünsel olarak kent için beş yılda bir oy vermenin dışında bir şeyler yapılabileceği fikrini güçlendirmiştir.
Kent için hiçbir olumlu sonuç doğurmamış olsa da bu düşünsel gelişim iyi olmuştur. Yüzlerce insan iyi niyetle YG 21’lerde çalışmış, kenti için uğraş vermiştir.

Tüm ülkede geçerli tek tip yönetmelik uygulanmasının istenmesi doğru mudur? Yoksa her kentin kendi özgün koşullarına göre (nüfus, kültürel yapı, insan kaynağı, dernek, oda sayısı vb.) kendi tüzüğünü uygulaması mı doğrudur?

Tek tip uygulama doğru değildir. 15 milyonluk İstanbul ile 5 bin nüfuslu Datça’yı aynı yönetmelikle çalıştırmak doğru değildir.
Bu nedenle zaten o yönetmeliğe bağlı olarak çalışan hiçbir konsey başarılı sonuçlar elde edememiştir. Bana göre her kent kendi özgün koşullarına göre kendi tüzüğünü hazırlamalıdır.
Elbette Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışarak değil, daha önceki başarılı uygulamaları kendi kentine uyarlayarak.
Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum.
Karşıyaka Kent Meclisi kuruluş günlerinde tüzüğü hazırlıyordum. Önümde yaşanmış, deneyden geçmiş 2 kent vardı. Aliağa ve Urla. Bunların tüzüklerini inceledim. Kimler meclisin üyesi olacak yani karar alınacak yer olan genel kurulu belirlemeye çalışıyorum. En önemli yer orası.
Bu iki tüzüğün neresinden baksam bizim Karşıyaka’ya uygun düşmüyor. Çünkü o kentler Karşıyaka’ya göre çok küçük. O zaman Karşıyaka’nın nüfusu 400 bin kişi.
Urla ve Aliağa’da neredeyse var olan tüm dernekleri üye yapmışlar.
Karşıyaka’da kurulu derneklerin listesini aldım. Yaklaşık 15 sayfa. 1000 civarında dernek var. Daha oda, sendika, vakıf var. Bunları toplayınca yalnızca bu grup bin 500 oluyor. Zorunla olarak eleme yaptık elbette. O da ayrı bir sorun. Kimi, neye göre eleyeceksin?
O yıllarda Datça’ya çağırmışlardı bu işler için. Datça’nın nüfusu çok çok az. Varsa Kanarya Sevenler Derneğini bile çağırmak gerek.
Ama Karşıyaka’da herkesi çağıramazsın, elemen gerek.
Sonuç. Her kent kendi koşullarına göre tüzük yapmalıdır. Tek tip olmaz.

Yönetmelikte bulunan kamu kurumlarının katılımı, noterlerin katılımı işe yaramış mıdır?

Türkiye’nin birçok kenti için konsey tüzüğü hazırladım. Ama aralarında ilk olan ve çok şey öğrendiğim Karşıyaka Kent Meclisi tüzüğüdür.
O tüzüğü hazırlarken Aliağa Kent Parlamentosu başkanı Sayın Hakkı Ülkü bana “mümkünse devlet memurlarını, ilçe milli eğitim müdürünü, tapu müdürünü vs. makamları karşılığında üye yapma” demişti. “Bunlar meclisinde üye olsunlar elbette ama müdür olarak değil, kentli olarak. Dernekten, mahalleden, başka bir yerden”.
“Neden” diye sormuştum.
“Bizde, karar verme anında dönüp kaymakama bakıyorlar, görüşülen konuda ne diyeyim diye. Yani makamları adına orada olduklarında kendi fikirlerini söyleyemiyorlar. Bırak bu insanlar başka bir kanaldan meclisine gelsinler, kafalarındaki fikirleri söylesinler”.
Karşıyaka’da öyle de yaptık ve başarılı olduk.
Konseylerle ilgili yasal düzenleme yapılırken kim hangi amaçla, ne işe yarayacağını düşünerek “noterleri de listeye ekleyin” diye oraya yazdırdı bilmiyorum.
Noterlerin katılımı yasanın iyi hazırlanmadığının bir göstergesidir aslında.
Ben bir noterin ya da kurumunun bugüne dek çıkıp kent ile ilgili bir öneride bulunduğunu duymadım. Tarih boyunca tek bir örnek yokken, yasaya “noterler mutlaka olacak” denmesi ne kadar anlamlıdır bilmiyorum…

DEVAMI VAR…

  • Yaşanabilir kenti içinde yaşayan halk istemeli: Konsey belediye birimi mi?
  • Görevleri fikir üretmek; alkışlamak, eleştirmek değil: Konseyler başarılı mı?