A3 Haber

Eşcinsel tarihçi Harari ve Tayvan’ın ilk trans kadın bakanı Tang ile söyleşi: Gözetleme teknolojisi, bizi kendimizden daha iyi ve önce mi keşfediyor?

Eşcinsel tarihçi Harari ve Tayvan’ın ilk trans kadın bakanı Tang ile söyleşi: Gözetleme teknolojisi, bizi kendimizden daha iyi ve önce mi keşfediyor?
Ağustos 01
10:34 2020

“Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” ve “Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi” kitaplarının yazarı tarihçi Yuval Noah Harari ile Tayvan kabinesinin ilk transseksüel üyesi Dijital Bakanı Audrey Tang, RadicalxChange adlı programda Puja Ohlhaver’in sorularını yanıtladı. SayIt adlı platformda yayımlanan söyleşinin bir bölümünü Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz…

Yuval Noah Harari ve Audrey Tang’in konuk olduğu RadicalxChange programına hoş geldiniz. Ben Puja Ohlhaver… Bu sohbetin bir parçası olmaktan büyük onur duyuyorum. Sohbetimizin başlığı “Hacklenmek ya da hacklenmemek? Kimlik, iş ve demokrasinin geleceği.”

Yuval bize İsrail’den katılıyor. Harari eşcinsel bir tarihçi ve ismini duymuş ya da okumuş olabileceğiniz üç kitabın yazarı. İlki, uzak geçmişin hikayesi olan “Sapiens.” İkincisi uzak gelecekle ilgili “Homo Deus.” Son kitabı ise günümüzle ilgili “21. Yüzyıl İçin 21 Ders.”

Audrey Tang da Tayvan’dan katılıyor. Audrey, Tayvan’ın ilk Dijital Bakanı ve Tayvan kabinesinin ilk transseksüel üyesi. Audrey aynı zamanda bir sanatçı, hacktivist ve aktivist.

Bugünkü konuşmamıza cinsel kimlikle başlamak ve size kendi cinsel kimliklerinizi keşfetme sürecinizin nasıl geliştiğini ve bunun teknolojiye bakışınızı nasıl etkilediğini sormak istiyorum. Yuval seninle başlayalım…

Yuval Noah Harari: Eşcinsel olduğumu fark etme ve açıklama süreci yalnızca teknolojiye değil genel anlamda tarih ve bilime yaklaşımımı da gerçekten etkiledi. Öncelikle, insanların kendileri hakkında ne kadar az bilgi sahibi olabileceklerini anlamamı sağladı. Ancak 21 yaşına geldiğimde eşcinsel olduğumu anladım ve açıkladım.
15-16 yaşındaki halime bakıyorum ve gerçekten anlayamıyorum. Kızlardan değil de oğlanlardan hoşlandığımın fazlasıyla belirgin olması lazımdı. Akıllı biri olduğumu düşünürüm. Bunu anlamam lazımdı ama olmadı işte. Kendimle ilgili olarak bunu bilmemem aklımdaki bir tür gedik gibiydi.
İşte bu nedenle, bugün yeni gözetleme teknolojisinin gelişimine baktığımda en çok ilgimi çeken şeylerden biri de, dışarıdaki bir yabancı beni benden iyi bilebildiği zaman neler olacağıdır. Ben yetişirken Facebook ya da TikTok ya da öyle bir şey olsaydı ben farkına varmadan çok ama çok uzun süre önce, iki saniye gibi kısa bir sürede benim eşcinsel olduğumu anlayabilirlerdi.
Bir şirket ya da hükümetin benimle ilgili olarak, kendimin bile farkında olmadığı çok önemli bir şeyi bilebildiği bir dünyada yaşamak nasıl bir şey? Teknoloji ve onun politika ve toplum üzerindeki etkisiyle ilgili olarak kafamdaki en büyük sorulardan biri budur.

Audrey, sen kendi sürecini nasıl yaşadığını anlatır mısın?

Audrey Tang: Elbette. Öncelikle, Tayvan’ın eşcinsel onuru ve transseksüel ve LGBTIQ hakları yürüyüşü olarak fiziksel bir geçit töreni düzenleyen dünyadaki az sayıda ülkelerden biri, belki de tek ülke olduğunu söylemem gerek.
Asya’da bir ilk olmak üzere, çok yenilikçi bir yoldan evlilik eşitliğini Tayvan’da yasalaştıralı yalnızca bir yıl oluyor. Bu, iki eşcinsel evlendiğinde onların aynı haklara ve görevlere sahip bireyler olarak evlenmelerini yasayla güvenceye aldığımız anlamına geliyor.
Mandarin dilinde amcalar ve teyzeler için sekiz farklı isim olduğundan aileleri bundan etkilenmiyor. Bana göre, bu durum gençken çok kişisel olarak hissettiğim bir şeyi simgeliyor.
Doğal testosteron seviyem belki de 80 yaşında bir erkeğinkiyle aynı ve bu da 13 ya da 14 yaşındayken ortalama erkek ergen ile ortalama dişi ergenin testosteron seviyeleri arasında bir yerde olduğum anlamına geliyor.
O sırada WWW’i, Interneti ve ikili cinsiyet kimliği dışında kalan ve kuir olan pek çok bireyi keşfedecek kadar şanslıydım ki bana kendi mahallemde yalnız olsam bile dünyada kalabalık olduğumu öğrettiler.
Mahallede 100 kişide bir kişi bile olsak internette kendi deneyimlerimizi özgürce paylaşabilmek için “ikili olmayan cinsiyet” destek grubu oluşturabilecek milyonlar vardı.
Daha sonra, 24 yaşındayken, iki ya da üç yıl süren ikinci bir ergenlikten, dişi ergenlikten geçtim. Bu da bir siyasetçi/şair olarak her iki tarafı da anlamamı, onlarla özdeşleşmemi sağlıyor. Zihnimde benden farklı bir “dünyanın diğer yarısı” olmadığından başka insanların deneyimlerine empati yapabiliyorum.
Evlilik eşitliğini yasalaştırdığımızda, farklı konumlarımızı uzlaştırmanın bu kuşaklararası yolunu keşfetmenin gerçek bir yenilik olduğunu düşündüm –aileye ve grup değerlerine dayanan yaşlı kuşaklar ve daha bireyci değerlere dayanan genç kuşaklar.
Ama kültürler arası o geleneklere saygıyı kanunumuzla güvence altına aldık. Sıklıkla ülkemizin resmi adını Kültürlerarası Vatandaşlar Cumhuriyeti olarak söylerim ve benim asıl işim de budur.

Teşekkürler Audrey… Yuval’ın bahsettiği, teknolojinin bizi kendimizden iyi ve kendimizden önce tanıyabilmesi olasılığı seni endişelendiriyor mu?

Audrey Tang: İşimin önemli bölümü üretim araçlarının sahibinin –bu durumda verinin üretimi- sosyal sektörler, bir veri koalisyonu ya da veri kooperatifi olmasını sağlamaktır.
Yani, insanlar pasif yoldan veri üretirse bu gözetleme devleti ya da gözetleme kapitalizmine neden olur ki bu da Yuval’ın endişelerinde haklı olduğu bir senaryoya uzanır.
Ama sosyal sektör yani, sıradan insanlar önde gelen temas izleme teknolojilerinin kişilerin bulunduğu yeri, vücut ısısını, belirtilerini topladıklarını ama hiçbir yere aktarmadıklarını bilebilirse bunlar olmaz. Bu teknolojiler bu bilgileri başka yerde değil ama kesinlikle onların telefonlarında tutuyor.
Tıbbi görevliler araştırmak istediğinde, geleneksel temas izleme görüşmesinde olduğu gibi, aileler ve arkadaşlarla ilgili özel ayrıntıları açıklamadan temas izlemenin ihtiyacı olan bilgiyi içeren tek seferlik bir link oluşturuluyor.
Bu basit bir örnek ama insanların kendi verilerine sahip çıktıkları, onu yalnızca en yakın ve güvenilir arkadaşlarla ve aileyle paylaştıkları özerk yapıyı gösterir.
Bu kesişimli veri ortaklığının, bir devlet ya da çokuluslu şirketin topluma dayatacağı “Bu uygulama teknolojisini yükleyin” yaklaşımından çok daha etkili olduğu görülebilir.
Dolayısıyla, Tayvan’ın salgınla başarılı mücadelesinin arkasında veriye sahip olan ama onu “cloud”da değil de yalnızca kişisel cihazlarda saklayan bir sosyal sektör işbirliği olduğunu savunuyorum.

Yuval Noah Harari: Bu konuda bir şeyler söylemek isterim. Teknolojik determinizme kesinlikle inanmıyorum. Ne bazı ülkelerde gelişmekte olduğunu gördüğümüz gözetleme totalitarizminin ne de gözetleme kapitalizminin güncel teknolojik atılımın kaçınılmaz bir sonucu olduğuna inanıyorum. Bence bu büyük bir tehlike.
Sadece herkesi her zaman izlemek artık teknik olarak daha olanaklı olduğu için, tarihte hiç görmediğimiz yeni bir tür totalitarizmin yükselişi gerçekten büyük bir tehlikedir.
20. yüzyılın en karanlık anlarında bile herkesi her zaman izlemek ve onları kendilerinden daha iyi tanımak teknik olarak mümkün değildi.
Polis ya da hükümet ajanının herkesi 24 saat izlemesi için yeterli sayıda ajan yoktu. Olsaydı bile yalnızca yaptıklarımızla ilgili rapor hazırlarlardı. Birinin o raporları okuması ve analiz etmesi gerekirdi ve bu da imkansızdı.
Artık bunu yapmak teknik olarak mümkün hale geliyor çünkü tüm bu sensorların, kamera ve mikrofonların varlığı, insan ajanlara gerek bırakmıyor. İnsan analistlere de gerek yok çünkü yapay zekayla öğrenme ve benzerleri var. Dolayısıyla, herkesi izlemek bir olasılık haline geliyor ama kaçınılmaz da değil. Doğru adımları atarsak –Tayvan’daki gibi- bu distopyan senaryonun gerçekleşmesini engelleyebiliriz.
Aynı teknolojinin birbirine taban tabana zıt rejimler kurmak için kullanılabileceğini 20 yüzyılda gördük. Güney Kore ve Kuzey Kore’ye bakmanız yeterli. Aynı teknolojiyi tümüyle farklı biçimde kullanan aynı kültür, aynı insanlar, aynı coğrafya, aynı tarih.
Ama daha da önemli soru şudur: Dijital diktatörlük doğmasını engellediğimizi varsayalım, bir hükümet bizi sürekli olarak izlediği ve hakkımızdaki her şeyi bildiği ama bu veriyi sorumlu ve güvenli bir biçimde topladığında durum ne olur? Hükümete ya da büyük bir şirkete değil bize hizmet edilmiş olur.
Bunu da yanıtladıktan sonra, daha da önemli olan şu felsefi sorunla karşılaşırız: her şeyin güvenli olduğu durumda bile – nerede okumalı, nerede çalışmalı ya da kiminle evlenmeli gibi hayatımızla ilgili en önemli kararlarda- yetkinin insandan algoritmaya geçmesi mümkündür.
Bu yetki aktarımının nedeni çevrimiçi hükümetin beni bunu yapmaya zorlaması değildir. Algoritmanın beni benden çok daha iyi tanıdığını, bana tavsiyelerde bulunabileceğini bildiğim ve algoritmanın söylediklerine giderek daha fazla güvendiğim için aktarırım.
Algoritma sürekli olarak gelişiyor ve mükemmel olmasına da gerek yok. Yalnızca bu kararları alırken vasatın üzerinde olması yeterlidir ve otorite yavaş yavaş yer değiştirir.
Felsefi olarak, gerçekten de günümüzde en çok merak edilen şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Dijital diktatörlük distopyan senaryosunu engellesek bile bize hizmet eden ama yine de bizim hakkımızda bizden daha bilgili olan demokratik algoritmalarla nasıl başa çıkacağız?

Söyleşinin tamamı aşağıdaki Youtube bağlantısından izlenebilir: 

YouTube video