A3 Haber

İMO’dan Marmara Depreminin 21. yıldönümünde kritik soru: Rant mı, hayat mı?

İMO’dan Marmara Depreminin 21. yıldönümünde kritik soru: Rant mı, hayat mı?
Ağustos 13
16:41 2020

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Kanal İstanbul projesi ve İstanbul’da beklenen deprem hakkında uyarılarda bulundu. İMO İstanbul Şubesi, yayımladığı açıklamada 17 Ağustos 1999 depreminin 21. yıldönümüne giderken İstanbul’un gündeminin “kanal” değil deprem olduğu vurgulanırken, “Rant mı, hayat mı?” ifadelerine yer verildi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 17 Ağustos 1999 depremin 21. yıldönümü dolayısıyla bir açıklama yayımladı. Türkiye genelinde 20 milyonu aşkın yapı bulunduğunu belirten İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, ayrıntılı bir yapı envanter çalışması yapılmadığı için bilgilerin kısıtlı olduğunu hatırlattı.

Açıklamada, İstanbul’un gündeminin “kanal” değil “deprem” olduğu vurgulanırken, “Kentin Kanal İstanbul gibi bir projeye ihtiyacı yoktur. Kanal İstanbul’un kamuoyuna yansıyan tahmini maliyetiyle İstanbul’un, yaşadığımız konutların deprem güvenliğini sağlamak pekâlâ mümkündür” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, iktidara uyarılar sıralanırken, “İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi bir kez daha uyarıyor. Kanal İstanbul projesinden vazgeçin. Kenti ve yapıları sağlıklı ve güvenli hale getirmek için bütçe olanaklarını vakit kaybetmeden harekete geçirin. İstanbul harap olmadan önlem alın. Yoksa olası bir facianın vebali üzerinizde olacaktır” denildi.

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nden yapılan açıklama özetle şu şekilde:

  • Ülkemizde 20 milyonu aşkın yapı bulunmaktadır. Ayrıntılı bir yapı envanter çalışması yapılmadığı için bilgilerimiz kısıtlıdır ancak yapı stokunun en az yarısının güvenli olmadığı tahmin edilmektedir. Pek çok yapı ruhsatsız ve kaçaktır; bir başka ifade ile yapılarımız mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir.
  • İstanbul’un yapı stokunun mevcut durumu ülke genelinden farklı değildir. Hatta “kadim” kent olması nedeniyle olumsuzluk daha da görünür haldedir.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 39 ilçe için hazırlanan “Deprem Kayıp Tahmini Kitapçıkları”nda yer alan bilgiler ışığında İstanbul’un yapı stokunun durumunun vahim olduğu anlaşılmaktadır.

İstanbul tehlike altındadır

  • Olası bir İstanbul depreminde yaşanacak can kaybı, ne yazık ki tahminlerin çok üstünde gerçekleşecektir. İstanbul Kartal Sema Sokak’ta kendiliğinden çöken tek bir binada bile 21 vatandaşımızı kaybettiğimiz göz önüne alınırsa, nasıl bir facia ile karşı karşıya bulunduğumuz daha net anlaşılacaktır.
  • Ayrıca Kartal faciası, afet sonrası organizasyonda ne kadar yetersiz olduğumuzu da açığa çıkartmıştır. Bir binada bile yetersiz kalan müdahale ve kurtarma çalışmalarının olası İstanbul depreminde nasıl hayata geçeceğini düşünmek bile kaygılarımızı kat kat arttırmaktadır.

Hamaset sorunları çözmüyor

  • 1999 depremlerinden sonra, 2004 yılında toplanan Deprem Şurası’nda zamanın Başbakanı, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demişti. Ne yazık ki bu iddiayı doğrulayan bir süreç yaşanmadı. Bazı kamu binaları güçlendirildi, bazıları yıkılıp yeniden yapıldı; köprü ve viyadükler elden geçirildi. Ancak 16 milyon İstanbullunun yaşadığı binalar kaderine bırakıldı.
  • “Hamaset” ile gerçekler arasındaki uçurum mevcut durumu resmetmektedir. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” vaadinin, diğer konuları bir tarafa bırakalım öncelikle mevcut yapı stokunun iyileştirilmesini içerdiği açıktır. Ne yazık ki iktidar yapı stokunun iyileştirmesi, yani bir kısmının güçlendirilmesi, bir kısmının ise yıkılıp yeniden yapılması için kentsel dönüşüm projeleri haricinde herhangi bir uygulamayı hayata geçirmedi.

Eylül 2019 depremi bir uyarıdır

  • 2019’un Eylül ayı içerisinde İstanbul, peş peşe meydana gelen depremlerle sarsıldı. 17 Ağustos 1999’dan 20 sene sonra meydana gelen deprem, İstanbul’un 20 yıl arayla verdiği tepkiyi karşılaştırma şansı doğurdu.
  • Gerçekten de Eylül 2019 depremi, yaklaşmakta olan olası İstanbul depreminin, büyük tehlikenin ayak sesiydi. Eylül 2019 depremi yüzümüze bir tokat gibi indi. Çünkü anlaşıldı ki İstanbul aradan geçen zaman zarfında depreme hazır hale getirilmemişti. Ne yapı stoku iyileştirilmişti ne de ulaşımdan haberleşmeye altyapı deprem koşullarında kullanılacak düzeydeydi. Deprem toplanma alanlarını yapılaşmaya açan, ulaşım güzergahlarına otopark yapan, kentsel dönüşüm projelerini rant değeri yüksek bölgelerden başlatan zihniyet, Eylül 2019 depremi vesilesiyle su üstüne çıktı.

Kanal İstanbul değil deprem güvenliği

  • Kanal İstanbul, 2011 yılında “çılgın proje” şeklinde isimlendirilerek kamuoyuna duyuruldu. Proje o günden bu yana tartışıldı; bilim çevreleri, üniversiteler, kent planlamacıları, ekonomistler, siyasetçiler, uluslararası ilişkiciler kendi pencerelerinden projeyi değerlendirdi.
  • Bizler de Kanal İstanbul Projesine kendi meslek alanımız bağlamında yaklaştık ve deprem-kent ilişkisi çerçevesinde projenin İstanbul’un intihar etmesiyle eşdeğer olduğu sonucuna vardık.
  • Evet Kanal İstanbul bir yıkım, bir intihar projesidir.
  • Her şeyden önce şu temel soru önem arz etmektedir: İstanbul’un ihtiyacı nedir?
  • Yanıtımız ise tartışmaya gerek bırakmayacak ölçüde açık ve nettir: İstanbul’un ihtiyacı depreme hazır hale getirilmektir. Ve kentin Kanal İstanbul gibi bir projeye ihtiyacı yoktur.
  • Bugün İstanbul 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem beklemektedir. Yaşanacak bir deprem ile yapı stokunun en az %25’i kullanılamaz hale gelecektir. Yapı stoku yenilenmediği veya güçlendirilmeği takdirde deprem yıkımının faturası oldukça ağır olacaktır. Oysa İstanbul, Kanal Projesiyle çok daha riskli hale getirilmiştir. 1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı sürekli olarak değiştirilmekte, İstanbul’un en stratejik bölgesi olan bu bölge yeni bir yapılaşmanın cazibe merkezi haline getirilmektedir.
  • Önceden Katar Şeyh’lerinin ve iktidara yakın çevrelerin almış oldukları arsa ve araziler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plan değişikliği yapılarak İstanbul’un geleceği ranta ve depremin insafına terkedilmektedir! Birçok AVM ve Gökdelenin yaratmış olduğu risklere ilave olarak Kanal Projesi ile yeni risk alanları oluşturulmaktadır. İstanbul, sürekli olarak korku içinde yaşayacağı bir bilinmezliğe ve geleceksizliğe teslim edilmek istenmektedir.
  • Kanal İstanbul’un kamuoyuna yansıyan tahmini maliyetiyle İstanbul’un, yaşadığımız konutların deprem güvenliğini sağlamak pekâlâ mümkündür. Hiç şüphe yok ki Kanal İstanbul için ayrılacak bütçe, altyapı, ulaşım, toplu taşımacılık, derelerin ıslahı, deprem önlemleri, güçlendirme çalışmaları, tarihsel değerlerin korunması ve benzeri yatırımlara aktarılırsa açık ki İstanbul daha yaşanabilir bir kent olacaktır.
  • Bırakalım böyle bir bütçenin sağlayacağı faydaları, gerçekleştiği takdirde Kanal İstanbul’un kenti yeni sorunlarla karşı karşıya bırakacağı açıktır.
  • Kanal İstanbul nedeniyle kent fiili olarak bölünecektir. Olası bir depremde bölünmüş bir kentin yaratacağı sorunlar, kurtarma çalışmalarını doğrudan etkileyecektir. Mevcut durumda deprem sonrası ulaşım güzergâhları yok edilen bir kentin bölünmüş hali deprem sonrası müdahaleyi mümkün olmaktan çıkaracaktır.
  • Kanal İstanbul’un bölgenin ekosistemine, su havzalarına, yeraltı sularına, yeşil alanlara, vereceği zararlar bir başka tartışmanın konusudur ve deprem güvenliğini dolaylı yönden etkilemektedir. Ancak ilk adım itibariyle proje kapsamında bulunan yollar, köprüler, konutlar, iş merkezleri doğal hayatı olumsuz yönde etkileyecektir. Zaten kronik sorunların altına ezilen İstanbul’un bu yükü taşıması mümkün değildir.
  • Bu nedenle henüz vakit varken ve henüz İstanbul harap olmadan, Kanal İstanbul Projesinden vazgeçilmelidir. Bırakalım Kanal İstanbul için aktarılacak kaynağın doğru kullanımını, başta İstanbul olmak üzere bütün bir ülkeyi depreme hazırlamak için ulusal seferberlik ilan edilmeli, güvenli bir yaşam inşa etmenin ulusal bir mücadele olduğu tescil edilmelidir.