A3 Haber

Bir bina daha yıkmamak: “Asla yıkma, sökme, taşıma; daima ekle, dönüştür, yeniden kullan” ilkesine dair…

Bir bina daha yıkmamak: “Asla yıkma, sökme, taşıma; daima ekle, dönüştür, yeniden kullan” ilkesine dair…
Ekim 05
14:31 2020

İnşaat sektörünün savurgan olduğu ve büyük miktarda CO2 salımı yarattığını biliyoruz. Peki ama binalar uyarlansa ve yeniden kullanılsa ya da yalnızca eldeki malzemelerle inşa edilse ne olur? The Guardian’da yayımlanan Oliver Wainwright imzalı analizde, bu ve benzeri sorulara yanıt aranıyor. The Guardian’da 3 Şubat 2020’de yayımlanmış olsa da, güncelliğini yitirmeyen, tam tersine her geçen gün daha da önem kazanan bu analizi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz…

Politikacıların başarılı olduklarını göstermek için en çok tercih ettikleri yol olan dinamit ve toz bulutlarının eşlik ettiği yıkım güllesi her zaman kentsel ilerlemenin en önemli simgesi olagelmiştir. Peki de yapıları yıkmaya son versek ne olur? Mevcut her binanın korunması, uyarlanması ve yeniden kullanılması gerekse ve yeni binaların yalnızca mevcut malzemeleri kullanmasına izin verilse ne olur? Şehirlerimizi zaten var olanları kullanarak tekrar tekrar inşa etmeye devam edebilir miyiz?

Obur kent tüketimi alışkanlıklarımızın devam etmesi nedeniyle başka seçeneğimiz olmayabilir. İnşaat sektörü, İngiltere’de kullanılan tüm malzemelerinin yüzde 60’ını tüketirken, atıkların üçte birini üretiyor ve süreç içinde tüm karbon salımlarının yüzde 45’ini yaratıyor. O, kaynakları yiyip yutan ve artıkları da kontrolsüz yığınlar halinde tüküren aç gözlü, müsrif ve kirletici bir canavar. Bu gidişle malzeme kullanımımız önümüzdeki otuz yılda ve atık üretimimiz de 2100 yılında üç katına çıkacak. Eğer iklim felaketini önlemek için bir şansımız varsa işe binalardan başlamalı ve onları yüzyıllardır olduğu gibi tasarlamaktan vazgeçmeliyiz.

Binaları bir sonraki inşaat projesinde tekrar kullanılabilen kaynaklarla dolu malzeme depoları olarak düşünmeye başlasak mı? Omar Marques/Echoes Wire/Barcroft Media

Bu yalnızca çevresel değerlendirme şartlarını yerine getirmek için daha fazla güneş enerjisi paneli, biokütle kazanları ve cıvatayla monte edilen diğer ıvır zıvırları ilave etmekle ilgili bir şey değil. Malzemelere yaklaşımımızda temel bir değişiklik gerekiyor.

Etik banka Triodos, yeni genel merkezinin dünyanın bütünüyle sökülebilen ilk ofis binası olduğunu iddia ediyor. Fotoğraf: Ossip van Duivenbode

Mevcut binalardaki malzemeler ve bunların yeniden kullanım olasılıkları konusunda kamusal bir veri tabanını geliştirmeye çalışan Hollandalı mimar Thomas Rau “Binaları malzeme depoları olarak düşünmeliyiz” diyor. Rau’nun hazırladığı Madaster veri tabanında 2,5 milyon metrekareden daha fazla inşaat malzemesi kayıtlı ve şehirdeki her kamu binasının parçalarını kataloglamak için Amsterdam şehriyle birlikte çalışıyor. Rau’ya göre, “Atık sadece kimliği olmayan malzemeye denir. Ona bir kimlik vererek bir binanın her öğesinin menşeini ve performansını izlersek atığı bertaraf edebiliriz.”

Rau, farklı parçaların toplanmasını, geri dönüştürülmesini ve yeniden kullanılmasını sağlamak amacıyla bir inşaat projesindeki her malzemenin özel niteliklerinin ve değerinin dijital kaydı anlamına gelen, “malzeme pasaportu” kavramını geliştirdi. Rau’nın şirketi, dünyanın bütünüyle sökülebilen ilk ofis binası olduğunu söylediği, Avrupa’nın önde gelen etik bankası Triodos’un yeni genel merkezinde bu ilkeyi uygulamaya geçirdi. Her öğenin yeniden kullanılabilmesi için mekanik tespit parçalarıyla tasarlanmış olan tümüyle ahşap iskeletli binanın tüm malzemeleri kolayca sökülmek üzere planlanmış ve kaydedilmiştir.

Philips, Schiphol havaalanında enerji tüketiminde %50 tasarruf getireceği düşünülen aydınlatmayı bir hizmet olarak kurdu. Fotoğraf: Wiskerke/Alamy

Rau’nun savları büyük ilgi gördü. Hollanda hükümeti, binaları için malzeme pasaportları oluşturan inşaatçılara vergi teşvikleri getirdi ve 2050’ye kadar döngüsel bir ekonomiye ulaşma amacı doğrultusunda bunu tüm projeler için zorunlu hale getirmeyi düşünüyor. Yapı Bilgi Modellemesi’nin (BIM) yükselişiyle birlikte inşaat süreci giderek daha dijital hale geldiğinden, sözü edilen malzeme pasaportu bir binanın ömrü boyunca kolayca toplanabilecek ve izlenebilecek veri katmanlarından yalnızca biridir.

Rau’ya göre yeniden kullanımın yaygınlaşmasının mantıksal sonucu, bir binanın parçalarının sahip olunan bir değer değil de geçici bir hizmet kabul edildiği bir gelecektir. Cepheden ampullere kadar her öğe, olası en iyi performansı ve sürekli bakımı sağlamanın yanı sıra ömrü dolan malzemenin gereğini yapmaktan da sorumlu olan üreticilerden kiralanacak. Rau’ya göre “Sahiplik yeniliği engelliyor. Bina öğelerini bir hizmet olarak ele almak planlı eskitmeyi ortadan kaldırarak şeffaflığı ve sorumluluğu arttıracaktır.” Daha şimdiden Philips şirketini (yeni armatürlerin yüzde 75 daha uzun dayanacağı ve enerji tüketiminde %50 tasarruf getireceği söylenen Schiphol havaalanındaki de dahil olmak üzere) aydınlatmayı bir hizmet olarak vermeye ikna etti ve sonrasında asansör firmaları, klozet üreticileri ve cephe imalatçıları da onu izledi.

Kopenhag Carlsberg Bira Fabrikasından alınan tuğla panelleri kullanan Resource Rows . Fotoğraf: Mikkel Strange

Hollanda döngüsel ekonomi arzusunda yalnız değil. Gezegendeki en yeşil şehir olma yarışında, Danimarka’nın başkenti Kopenhag da 2025 yılında tamamen karbonsuz olacağına dair güvence verdi. Mimar Anders Lendager “Çılgın bir hedef. Ama tasarımcılar için çılgın hedeflerini gerçekleştirmenin yolunu arayan politikacılardan daha iyi bir şey yoktur” diyor. Lendager’ın mesleği de bazı çözümler sunabilir. Lendager’ın, yalnızca malzemeleri yeniden kullanmak suretiyle CO2’de geleneksel inşaata kıyasla yüzde 50-60 düşüşü temsil ettiğini söylediği, Resource Rows adlı konut geliştirme projesi daha yeni tamamlandı.

Modern çimento harcı onların birbirinden ayrılmasını zorlaştırdığı için normalde tuğlalarının yeniden kullanılması mümkün olmayan Kopenhag’ın büyük Carlsberg bira fabrikasının sökümünde başka bir seçenek gördüler. Tuğlaları sökmek yerine duvarlara açılı taşlama makinesi getirdiler ve bir metre karelik parçalar halinde dilimleyerek bu panelleri etkileyici bir yama desenli cephe oluşturacak şekilde yeni apartman bloklarına yerleştirdiler. Bu arada, eski pencereler ortak bahçeler için sera çatısı yapımında yeniden kullanıldı. Yeşil kimlik bilgisinin revaçta olduğu bir kez daha kanıtlandı ve evler şehirdeki diğer konutlardan çok daha hızlı biçimde kiralandı.

Lendager’ın projelerinden bir diğeri de yüzde 70 daha az karbon salımı seviyesine yaklaşıyor. Hem yaşam hem de çalışma birimleri terası olan Upcycle Studios’da, geri dönüştürülmüş beton, kurtarılmış meşe zeminler, dönüştürülmüş tenekelerden elde edilmiş alüminyum ve iki adet kurtarılmış çift cam panelin birleştirilmesiyle yapılan yeni termal pencereler kullanılıyor. Betonun akıbeti genellikle ya arazi dolgusu olarak ya da ezilmek suretiyle yol inşaatında kullanılmaktır ama bu proje (1,700 ton) atık agregayla yüksek kalite yeni beton yapılabileceğini ve böylelikle birinci el malzeme tüketiminin neredeyse yarıya düşürülebileceğini gösteriyor.

Upcycle Studios’da geri dönüştürülmüş beton, kurtarılmış meşe zeminler, dönüştürülmüş tenekelerden elde edilmiş alüminyum kullanmış ve termal pencereleri iki adet kurtarılmış çift cam panelin birleştirilmesiyle yapılmış. Fotoğraf: Rasmus Hjortshøj – Coast

Rau gibi Lendager Group da inşaat sektörünün daha döngüsel bir modele ilerlemesini savunuyor ama yeterli sayıda yenilikçi müteahhit bulamadıkları için işi kendi başlarına yapmaya karar verdiler. Binaları malzemelerin yeniden kullanılabileceği şekilde dikkatle parçalamaya ya da ikinci el malzemeleri yeniden kullanmaya istekli şirket sayısının son derece yetersiz olduğunu görünce kendi kurum-içi yıkım ve yapım departmanlarını kurdular, kurtarılmış bina parçaları üzerinde performans testi yaptılar ve sorumluluğu kendileri üstlendiler.

Belçikalı Rotor grubunun savaş sonrası ofis binalarını özenle sökmesinden tutun da Lacaton & Vassal’ın Fransa’daki örnek teşkil eden güçlendirme çalışmasına kadar, Avrupa’nın her yerinde benzer girişimler görülüyor. Ama sektörün ihtiyacı olan topyekûn devrim için yalnızca tüm süreci kendi başına üstlenmeye istekli az sayıda ilerici mimara bel bağlanamaz. Bir kaç aydın müşterinin ahlaki vicdanına da güvenilemez. Daha döngüsel bir inşaat kavramının başarılı olabilmesi için ekonomik teşvik olmalıdır.

Belçikalı Rotor grubu mimari malzemeleri kurtarıyor ve yeniden kullanımı göz önünde bulundurarak tasarım yapmayı destekliyor. Fotoğraf: Olivier Beart

Rau “Etik savın işe yaramadığı açık. Düşüncemizi finans ekseninde örgütlemeliyiz” diyor. Ortalamada, bir binanın malzemelerinin artık değerinin ilk inşaat maliyetinin yaklaşık yüzde 18’ine denk geldiğini hesaplamış –müşterilerin ondan kazanmak yerine yıkım atıklarını bertaraf etme maliyetiyle uğraştığı düşünüldüğünde büyük bir ödül. “Malzemelerin, üstlenilmesi gereken bir masraf değil ama değerli bir mal olduğunu göstermeliyiz.”

Yakınlardaki bir çalışma, yalnızca Amsterdam’da her yıl yenileme ve yıkım nedeniyle çıkarılan 2.6 milyon ton inşaat malzemesinin değerinin 688 milyon avro olduğunu gösterdi. Bu, 10.6 milyar avronun üzerinde ticari gayrimenkul portföyünü yöneten Hollanda bankacılık devi ABN Amro’nun dikkatini çeken bir mali fırsat. Döngüsel inşaat ilkelerini sergileme amaçlı vitrin bir bina olan Amsterdam’daki Circl pavyonunun açılışında üst düzey yöneticilerden biri durumu şöyle özetledi: “Artık yalnızca bir finans bankası değil ama aynı zamanda malzeme bankasıyız.” Her türlü kıtlığın giderek arttığı bir dünyada onların gayrimenkul imparatorluklarının pencereleri, kirişleri ve panelleri de kendi başına değerli emtialar olacak.

ABN Amro’nun Amsterdam’daki Circl pavyonu. Fotoğraf: Frans Lemmens/Alamy

Avrupa kıtasının önemli bölümü, mevcut binalarını potansiyeli olan “kentsel madenler” olarak yeniden tasavvur etme konusunda oldukça ilerlemişken BK da yavaş yavaş onları yakalamaya başlıyor. 2017’de Yeniden-Kullan Atlası yayınlayan mimar Duncan Baker-Brown son bir yılda konunun niş bir arayış olmaktan çıkarak üst seviyede tartışılan bir şeye dönüştüğünü söylüyor.

Baker-Brown, “Greta Thunberg ve Yokoluş İsyanından beri sektör uyanmaya başlıyor. Ulusal mevzuat hala epey geride olsa da çok sayıda yerel otorite şu ya da bu biçimde bu konuda ilerleme kaydediyor.” diyor. Baker, döngüsel ilkeleri yerel tedarik faaliyetlerine dahil etmek için Brighton ve Hove meclisleriyle birlikte çalışıyor ve bir yıkım alanından atık yığınlarının nasıl toplanabileceğini ve nasıl yeniden kullanılabileceğini inceleyecek olan bir mimarlık yaz okulu açacak. İlerlemenin ilk işareti olarak, yeni Londra Planında başvurulardan istenecek şeylerden biri de bina unsurlarının nasıl söküleceğini ve yeniden kullanılacağını gösteren bir Döngüsel Ekonomi Beyanı.

Meslekte daha da kapsamlı bir değişimin işareti olarak Architect’s Journal da harekete katıldı ve mimarları yıkmak ve yeni inşaat yapmaktansa yenileştirmeye öncelik vermeye çağıran bir RetroFirst kampanyası başlattı. İnşaat yönetmeliklerinde yeniden kullanımı teşvik eden değişiklikler önermeye ek olarak, kampanyanın temel taleplerinden biri de yenileştirme ve yenileme projelerini %20 vergilendirirken karbon bacası durumundaki yeni binaları bunun dışında bırakan KDV tuhaflığının düzeltilmesi.

Geçmişin şöhret imzalı incik boncuklarını övmekten uzaklaşan mimarlık ödülleri de düşünce yapısındaki değişikliğin göstergesi. Dünyada Yılın Binası ödülü, Hollanda’nın Tilburg şehrindeki eski bir tren hangarını halk kütüphanesine dönüştüren bir iyileştirme projesine verildi. İki yıl arka arkaya, Mies van der Rohe Ödülü çok eleştirilen savaş sonrası toplu konutların köklü biçimde yenilenmesi projelerine verildi: Amsterdam’da Kleiburg ve Bordeaux’da Grand Parc zekice, yumuşak müdahalelerle dönüştürülmüştü. Grand Parc projesinin mimarları Lacaton & Vassal’ın bugünden başlayarak tüm şehirlerin benimsemesinin iyi olacağı bir düsturu dile getiriyor: “Asla yıkma, asla sökme ya da taşıma, daima ekle, dönüştür ve yeniden kullan!”

(Çeviri: Ayşen Tekşen)