A3 Haber

Hırvat felsefeci Horvat: Köklü bir politik değişime ihtiyaç var, zenginler kriz şiddetlendikçe daha da zenginleşiyor

Hırvat felsefeci Horvat: Köklü bir politik değişime ihtiyaç var, zenginler kriz şiddetlendikçe daha da zenginleşiyor
Ekim 22
11:38 2020

Hırvat felsefeci Srecko Horvat “Radikal politik değişime ihtiyacımız var” diyor ve Gelecekten Şiir adlı kitabında bugün karşılaştığımız sorunların benzerinin daha önce hiç görülmediğini yazıyor. Ama dünya çapında bir mücadelede birleşirsek geleceği umutla şekillendirebiliriz. Horvat, kendi kuşağının en boyun eğmez seslerinden biri olarak takdir görüyor. Horvat’la yapılmış ve human.nl’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz…

Yeni kuşak Hırvat felsefeci ve politik aktivist Srecko Horvat, hıman.nl’de yayınlanan söyleşisinde, küresel çapta sürmekte olan sınıf savaşına işaret ediyor ve her şeyi yeniden düşünmemiz gerektiğini işaretliyor. Örgütlenme ihtiyacına vurgu yapan Horvat, bu krizin yeni fırsatlar getirip getirmeyeceğine ilişkin yanıtlar üretiyor… İşte yöneltilen sorular ve Horvat’ın yanıtları…

Köklü politik değişimi savunuyorsun. Bu neden gerekli?

Radikal değişime ihtiyacımız var çünkü mevcut durum radikal. Derinleşen iklim krizi ve tırmanan salgın anlamında radikal. Şu anda Avrupa ülkelerinin önemli bölümü, İspanyol gribinde de olduğu gibi, ilkinden daha kötü olması beklenen ikinci dalganın etkisi altında.
Radikal, çünkü iç savaşın eşiğindeki ABD’de siyahi insanlar ya da islami zemini olanlar sağlık hizmeti alamadıkları için ölürken, testi pozitif çıkan başkanlarının hastaneye helikopterle gittiğini ve yolda karşılaştığı herkese hastalık bulaştırdığını görüyoruz.
Radikal, çünkü süper zenginlerin, yüzde 1 olarak adlandırdıklarımızın, kriz şiddetlendikçe her gün daha da zenginleştiğini görüyoruz. Jeff Bezos, Elon Musk, Bill Gates ve özellikle Silikon Vadisinden çok sayıda girişimci kendi servetlerini büyütürken on milyonlarca insan işini kaybediyor. Sürmekte olan bir sınıf savaşı olduğunu ve zengin sınıfın kazandığını söyleyen kişi Karl Marx değil, zengin işadamı Warren Buffett.

“Her şeyi yeniden düşünmemiz gerekiyor”

Neyi farklı yapmak lazım?

Kitlesel yok oluşa uzanan tek yönlü bir yoldayız. Kendimizi içinde bulduğumuz bu radikal durumda her şeyi yeniden düşünmemiz gerekir: Ekonomimizi, toplumlarımız ve şehirlerimizin işleyiş biçimini, toplu taşıma ve yaşamanın nasıl yapılandığını ama aynı zamanda, teknoloji ve sosyal ilişkilerimizin nasıl düzenlendiğini yeniden düşünmeliyiz. Aramıza mesafe koyduğumuz ve yaşamlarımızın önemli bölümünün çevrimiçine taşındığı bir dünyada samimiyetin nasıl işleyeceğini kendimize sormalıyız.

Bu bir dönüm noktası mı?

Derinlere uzanan bir dönüşümün ortasındayız. Normalde bu dönüşümün bizimkine benzemeyen bir dünyaya yol açması gerekir. Yaşadığımız bu kriz aslında kemer sıkma, özel sağlık hizmetleri gibi tükenişe ve serbest dolaşım üzerinde kısıtlamalara yol açan ve varlığı geçmişe uzanan eğilimlerin dizginlenmesini kolaylaştırır. Tamamen farklı bir dünya düzeni yaratabileceğimizi söylemiyorum, bu fazla iddialı olur.
Mevcut kurumlarımızın konumlandırılması ve değiştirilmesi gerekiyor ama korkarım ki bu yeterli olmayacak. Devletin sağ popülistler ya da sözde güçlü adamlar tarafından yozlaştırıldığı ülkelerde, bir vatandaş olarak artık devlete güvenemezsiniz -Macaristan’da Viktor Orbán’ı, Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump’ı ya da Brezilya’da Jair Bolsonaro’yu düşünün. Yalnızca bir salgın nedeniyle sağlık hizmeti almanız ya da çocuklarınızı kreşe götürebilmeniz anlamında değil ama tiyatro, sinema ve kafe gibi kamusal alanların yine baskı altında olması anlamında da güvenemezsiniz.
Kendi kendine yeten bir yerel ekonomi oluşturmak tam da bu nedenle anlamlı. Sürekli artan sayıda insan, önceliklerini yeniden belirliyor ve hem kendileri hem de çocukları için güneşe, doğaya ve temiz havaya giderek daha fazla önem veriyor. Bu çok büyük bir değişim ama tek başına yeterli değil.
Yerel ile uluslarötesi arasında organizasyon ve koordinasyona da ihtiyaç var. Küresel sermayenin ve uluslararası faşizmin güçleri gayet iyi örgütlenmiştir ve sınırların ötesinde faaliyette bulunurlar. İşte bu nedenle, ilerici hareketler kendilerini uluslararası ölçekte de örgütlemelidir.

“Sol, örgütlenmenin önemini yeterince anlamadı”

Uluslararası ölçekte örgütlenen insanlar büyük paranın sahip olduğu güçlere direnebilir mi?

Tarihe bakarsak uluslararası örgütlenmenin oldukça başarılı olduğunu görürüz. İspanya İç Savaşı sırasında 50 ülkeden 32 binden fazla gönüllünün birleştiği uluslararası tugayların faşizmle savaşmasını düşünün. Ya da 1960 ve 70’li yıllarda tüm dünyada düzenlenen ve büyük bir değişim yaratan Vietnam savaşı karşıtı protestoları.
En büyük sorun çok uluslu şirketlerin çok daha fazla sermayeye sahip olması, çünkü üretim araçlarını onlar kontrol ediyor. Sol, buna karşı örgütlenmenin önemini yeterince anlamadı ve bu durum sosyal ağların metalaştırılması ve manipülasyonu için de geçerli.
Öte yandan, sağ popülistler, TikTok’da olduğu gibi, kısa dikkat süremizi kullanmakta başarılı olduklarını kanıtladılar. Haberleri ve politikayı bir reality şova dönüştürmeyi iyi biliyorlar. Bu, bizim de popülizme ihtiyacımız olduğu anlamına gelmez. Ama duyguların, hayallerin ve bilinçaltının nasıl çalıştığını daha iyi anlamamız gerekir çünkü günümüz politikaları ağırlıklı olarak bilinçaltı eğilimlere odaklı.

Korona krizi içimizdeki en iyileri ortaya çıkarabilir çünkü ancak işbirliği yaparsak hızlı biçimde başa çıkabileceğimiz ortak bir düşmanımız oldu. Bununla birlikte, kalabalığı yararak tuvalet kağıdı, ilaç ve ventilatörlere ulaşmamıza da neden oldu. Daha iyisini yapabilir miyiz?

Daha iyisini yapmak zorundayız. Tek seçeneğimiz bu. Ve bu bile yeterli olmayabilir. Tümüyle kontrolümüz dışında olan felaketler var. Şu anda, insan türünün gezegen üzerinde, gezegenin geleceği üzerinde çok etkili olduğu yeni bir jeolojik çağdayız. Ama apokaliptik olayların gözlerimizin önüne serdiği şey, gezegenin, insan türünün ve diğer türlerin bir bütün olduğunu yani, hepimizin aynı gemide bulunduğumuzu anlama yeteneğidir. Bazılarımız birinci sınıf yolcusu ve diğerleri de Titanik’in batması halinde ilk boğulacaklar olabilir. Ama hepimiz aynı kıyamet gemisindeyiz.

“Carl Schmitt’in dediği gibi anayasalar bile askıya alınabilir”

Hükümetlerin daha fazla güç sahibi olmak için krizi kötüye kullanabileceği konusunda uyarıda bulundun. Bu alanda en büyük kaygın ne?

Benim temel kaygım, ünlü sağcı muhafazakar Alman düşünür Carl Schmitt’in tanımladığı gibi, kalıcı bir olağanüstü hal durumunda yaşayacak olmamız. Schmitt bunu anayasanın bile askıya alınabileceği bir durum olarak değerlendiriyor. Salgının tetiklemesiyle, bu olasılığın bazı Avrupa ülkelerinde gerçekleştiğini görebilirsiniz.
Yeryüzü kodamanlarının daha da etkili olduğu ve krizin aksi durumda onaylanmayacak önlemleri uygulamaları için onlara meşruiyet kazandırdığı tehlikeli bir tarih dilimindeyiz. Seyahat kısıtlamalarını, telefonların GPS ile izlenmesini ve artan gözetlemeyi düşünün. Bunlar giderek daha kalıcı hale geliyor ve onlardan kaçınmaya çalışırsanız toplumda işlev görmek imkansızlaştığı için sürecin bir noktasında bunları reddetmek de mümkün olmuyor.

“Korona krizi ile iklim krizi güçlü bir şekilde birbiriyle bağlantılı”

Korona krizi nedeniyle, daha da büyük bir tehlike olan iklim krizini unutmuş olabilir miyiz?

Yalnızca iklim krizinin değil ama korona krizinin de şimdiden unutulduğunu söyleyecek kadar ileri gideceğim. İnsanlar korona yorgunu. Aylar boyunca haberleri takip ettikten ve endişelendikten sonra o kadar yorgun düştüler ki bilinçli bir kararla haber izlemeyi bıraktılar. Değiştiremeyeceğiniz bir şey için durmaksızın endişelenmenin size bir yardımı olmaz. Kuşkusuz maske takmamayı ya da mesafeyi korumamayı kastetmiyorum ama virüs dünyanın her yerinde ve insanlar çaresizlik duygusundan bunaldılar.
Korona krizi ve iklim krizi güçlü bir biçimde birbiriyle bağlantılı. Ne kadar çok doğal eko sisteme zarar verirsek o kadar çok virüsümüz olacak. İnsanların iklim için en büyük tehdit olduğu gayet açık ama korona krizi bunun değişebileceğini de gösterdi. İnsanlar ve malların gemiler ve uçaklarla taşınmasında yaşanan düşüşle birlikte küresel kapitalizm de aniden durma noktasına geldi. Ve bu da iklimi olumlu anlamda etkiledi.
İklim sorunuyla mücadele etmek istiyorsanız mevcut çelişkileri çözmeye çalışmalısınız. Sonunda yine sınıf mücadelesine geri gelirsiniz. Bazı ülkelerin diğerlerinden daha fazla gelişmiş olması sömürgecilikle ilgilidir. Her gün artan sayıda politikacı ve toplumsal hareket, dünyanın güneyine de saygı duyan ve mevcut eşitsizlikleri çözmeye çalışan yeşil bir yeni düzen talebinde ısrarlı. Avrupa Komisyonu gibi merkez politikaların bile bunu talep etmesi ya da en azından öyle görünmek istemesi yeni bir gelişme.

“Hiç kimse bir ada değildir, komşunuz işsizse, hastaysa ya da sıkıntıdaysa, sizin de aynı kaderi yaşamanız kaçınılmaz”

Kriz yeni fırsatlar getirdi mi?

Korona krizi, kemer sıkma ve özelleştirme politikalarının insanların dayanma olasılıklarını yok ettiğini gösterdi. Bu, mevcut krizden daha sağlıklı bir biçimde çıkmamızı engelliyor. Oldukça uzun bir süredir bize tek politik seçeneğin daha fazla arz ve talep olduğu söylendi: Başka seçenek yoktu. Bunun doğru olmadığı kanıtlandı ve toplu taşımaya, iyi bir altyapıya ve evrensel sağlık sistemine sahip olmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha netlik kazandı.
Yeni yeşil teknoloji ve altyapıya kamu yatırımları açısından bakıldığında, devletin rolünün çok önemli olduğu konusunda giderek yükselen bir farkındalık var. Salgın, sizin ancak en yakın arkadaşınız kadar sağlıklı olabileceğinizi gösteriyor. Komşunuz işsizse, hastaysa ya da iklim krizi nedeniyle sıkıntıdaysa, önünde sonunda sizin de aynı kaderi yaşamanız kaçınılmaz demektir. Hiç kimse bir ada değildir. Hepimiz birlikte yaşıyoruz. Başkalarını ne kadar korursanız kendinizi de o kadar korumuş olursunuz.

“Pek çoğumuz normale dönemeyeceğiz”

Seni umutlu kılan ne?

Benim umudum, bu gibi olayların sonunda küresel bilinç haline gelecek bir bilince yol açması. İlk sokağa çıkma yasağında tarihte benzeri görülmemiş sayıda insan kendini tecrit etti ve bu da çok benzer duygular olan korkuya ve belki de umuda neden oluyor. Böyle şeylerin insan psikolojisi üzerindeki etkisini küçümsememelisiniz.
Pek çoğumuz normale dönmeyeceğiz: Pek çoğumuz bunu istemiyor ve bazılarımız da yapamıyor. Bunun gibi ortak bir deneyim ulusal kimliklerimizin ötesine geçmeyi mümkün kılar, dayanışma doğurur ve bizi başkalarına yardım etmeye istekli kılar. Aynı zamanda, var olan eşitsizlikleri arttırır ve bizi daha da fazla böler. Bu sürüp giden bir savaştır ama üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)