A3 Haber

İtalyan felsefeci Franco “Bifo” Berardi: Küresel krizden çıkışın yolu servetin yeniden dağıtımı, sadelik ve eşitliktir

İtalyan felsefeci Franco “Bifo” Berardi: Küresel krizden çıkışın yolu servetin yeniden dağıtımı, sadelik ve eşitliktir
Ekim 27
13:15 2020

Franco “Bifo” Berardi… İtalyan marksist teorisyen ve felsefeci… İtalyan işçilerinin otonomi hareketinin lideri… Bir aktivist… Covid-19 salgını sırasında tuttuğu günlüğü, koronavirüsü anlaşılır kılan jeopolitik durumu da analiz ederek kitaplaştırdı. Franco “Bifo” Berardi, “El umbral / Chronicas y Meditaciones” adlı kitabını El Salto gazetesinden Ezequiel Gatto ve Diego Skliar’a anlattı. Bu söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz…

İtalyan felsefeci Franco Berardi Bifo, salgın sırasında tuttuğu günlüğü paylaştığı ve koronavirüsü anlaşılır kılan jeopolitik durumu analiz ettiği “El umbral / Chronicas y Meditaciones” adlı kitabını tanıttı.
Bifo, salgın başlangıcının coşkulu bir yalnızlık yarattığını söylüyor: “Berbat olduğu kadar yararlı da olan bir süreç zincirlerinden boşaldı. Kişisel deneyimim hakkında yazmak küresel ruhta gerçekleşen pek çok olayı neredeyse istemsiz olarak analiz etmenin de bir yolu oldu.”
The Threshold / Chronicles and Meditations (Tinta Limón, 2020) kitabının kapağında, bu kitabın “biraz gergin” olduğu ve “daha az ussal bir alanla” bağlantı kurma ihtiyacı duyduğu anların ürünü olduğunu söylüyor.
İtalyan işçilerinin otonomi hareketinin lideri ve alternatif iletişimde önemli deneyimlerin kurucusu olan Bifo, uluslararası durumu okumada en etkili seslerden birisi…

Koronavirüsün bir biovirüsten bir infovirüse ilerlemesi ne anlama geliyor ve bu neden insanlık olarak bizi bir eşiğe getiriyor?

Konuşmayı salgın başlangıcından önceki bir dönemden başlayarak sürdürmeliyim. Hong Kong’dan Quito, La Paz, Santiago, Barcelona, Paris, Beyrut’a kadar dünyanın her yerinde ayaklanmalar çıktığı 2019 sonuna. 2019 sonbaharında bana yine çok çalkantılı bir şey oluyor, küresel gövdede bir karmaşayla karşı karşıya kalıyormuşuz gibi göründü. Sanki yeni nesiller, özellikle de güvencesiz bırakılmış nesil telematik hızlanmada doğmuş gibiydi.
Bu kuşak boğulmaya karşı çok şiddetli, çok maddi bir itiraz üretiyordu. Her şeyin başlangıç noktası o boğulmaydı. Siyah hareketin “Nefes alamıyorum” sözcükleriyle ifade ettiği o soluk almanın imkansız olması hali. Bu aynı zamanda kırk yıllık neoliberal diktatörlüğün beden ve akıl üzerindeki etkisinin nerdeyse nörofizyolojik olarak anlaşılan simgesi ve semptomudur. Bir proje, bir strateji olmadan birden bire ortaya çıkan şey, işte bağlantılanabilen bu gövdedir. Benim açımdan, 2019 sonbahar isyanının merkezi Şili’dir. Çünkü her şey Şili’de başladı. Her şey Şili’de bitebilir. Faşist ve neoliberal diktatörlük.
Ama patlama, bir delilik ya da bir kasılma nöbeti gibiydi. Ve bu kasılma nöbeti Şubat’ta salgınla birlikte gelen yıkımın habercisiydi. Bu noktada yorumlamamız gereken şey kaostur. Geçmişten gelen siyasi formülleri devreye sokamayız. Kaosa ayak uydurmalıyız. Bir kaos hali ortaya çıktığında, ona karşı savaş açmamız gerektiğini düşünmek bir işe yaramayacağı gibi tehlikelidir de. Kaos savaştan beslenir.
Yok oluş sözcüğü bugün ilk kez biyolojik değil de, politik anlamda kullanılabiliyor. Çünkü yok oluş artık çok güçlü bir olasılık haline geldi. Yapmamız gereken şey, yeni bir ritim yakalamak; uygun seviyede, yaşam biçimleri seviyesinde bir ritim. Bu çok uzun ve sancılı bir süreç. Salgının, küresel toplumu kırk yıllık neoliberal çılgınlığın yaratmış olduğu kaotik durumla uyumlu bir ritim bulmaya zorladığına inanıyorum. Eşikteyiz. Karanlıktan aydınlığa ve aydınlıktan karanlığa geçişte.

Ve virüs bize ne gösterdi?

Kendi kurallarını dayatan ve toplumsal yaşamın bazı yapılarına zarar veren tekno-finansal soyutlama, giderek daha egemen bir güç haline gelmiştir. Ama salgın sırasında sorunun para olmadığını anladık. Önemli olan sadece sağlıkla ilgili yapılar, maskeler, yiyecekler gibi çok somut şeylerdir. Halbuki spot altındaki ürünler ihtiyacımızmış gibi empoze ediliyor.
Dolayısıyla, somut olana bu geri dönüşü en iyi ifade eden sözcük sadeliktir. Sadelik yoksulluk anlamına gelmez, ihtiyacımız olan şey ile sahip olabileceğimiz şey arasında iyi, mutlu bir ilişki anlamına gelir. Ama gelecekte çok net olarak göreceğimiz bir nokta var: Dünyada gelişmekte olan korkunç krizden çıkış yolu olabilecek tek şey, gezegen düzeyi ve yerel düzeyde servetin ve kaynakların yeniden dağıtımıdır. Servetin yeniden dağıtımı, sadelik, eşitlik…

Bu olasılığın ötesinde, dünyada yükselen sağ kanadın söylemleri salgının varlığını reddediyor ve tekrar “çarkları döndürmek” için baştan beri baskı yapıyor. İç savaş söylentilerinin giderek arttığı Brezilya ve ABD’de bunu görüyoruz.

Bolsonaro görüngüsü bayağılıkta o kadar ileri ki, bana aşırı bunaklık döneminde bir tür Berlusconi’yi düşündürüyor. Bunaklık ve erksizliğin cinsiyetçi ve ırkçı şiddet dalgasını anlamak için çok önemli olduğuna inanıyorum. ABD’ye gelince, ufukta iç savaş görünüyor. Bu, sokaklarda değil ABD emperyalizminin büyük kurumlarında doğmuş ve beslenmiş olan bir gerilimdir. Bundan başka, son dört ayda başlayan ve seçimlerle bitmeyecek olan bir ırksal ve sosyal savaş da var. Bu psişik bir kriz.
Haziran ayında 3 milyon ateşli silah satıldı ve salgın sırasında en çok satan ürünlerden biri de buydu; yatak altında da 300 milyon ateşli silah var. George Floyd’un öldürülmesinden sonra başlayan Amerikan ayaklanması, kolektif örgütün düşünen organizmasının psişik yeniden canlanmasıyla açıklanıyor. Uzun vadede intihar eğilimli depresyondan kaçınma doğrultusunda bilinçaltı bir girişim.

Ufukta yok olma olasılığı varken nasıl yaşanır?

Sorun, bu çöküşün neoliberal paradigmayla aşılamayacak olmasıdır. Kendime sorduğum en önemli soru şöyle: “Ufukta yok olma tehdidi varken mutlu bir hayat düşünebilir misin?” Yanıtım evet. Yok olmaktan kurtulmanın tek yolu bu. Şefkat hayal etmeye, erotizm hayal etmeye, macera hayal etmeye devam edin.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

Franco “Bifo” Berardi kimdir?

1948, Bolonya doğumlu İtalyan Marksist kuramcı Franco Berardi otonomcu gelenek içinde yer alan bir aktivisttir. Sanayi sonrası kapitalizm koşullarında medya ve enformasyon teknolojilerinin önemini vurgulayan çalışmalarıyla tanınmıştır. Yirminin üzerinde yayımlanmış kitabı ve çok sayıda yayımlanmış yazısı ve konuşmaları vardır. Berardi, henüz 14 yaşındayken İtalyan Komünist Gençlik Federasyonu üyesi olmuş, ancak bir süre sonra hizipçilik suçlamasıyla ihraç edilmiştir. 68 olaylarına Bolonya Üniversitesi’nden katıldı ve aynı üniversiteden estetik alanında mezun oldu. Bu dönemde İşçinin Gücü adıyla bilinen grup içinde yer aldı. 1975’te A/ traverso dergisinin kurucuları arasında yer aldı ve derginin en başarılı olduğu 1981 yılına kadar dergide çalıştı. Aynı zamanda İtalya’nın ilk serbest özel radyosu olan meşhur Radio Alice’in de kurucu kadrosu arasındaydı ve 1976-78 yıllarında radyoda yoğun olarak çalıştı. İtalya’da 1970’li yıllarda Autonomia hareketi içinde yer alan başka birçok insan gibi Berardi de Paris’e giderek Félix Guattari ile şizoanaliz konusunda çalıştı. 80’li yıllarda Semiotexte (New York), Chimerees (Paris), Metropoli (Roma) ve Musica 80 (Milan) dergilerine düzenli katkıda bulundu. 90’lı yıllarda Mutazione e Ciberpunk (Genoa, 1993), Cibernauti (Roma, 1994) ve Félix (Roma, 2001) dergilerini çıkardı. Halen Derive Approdi dergisinde çalışmakta ve Milano’da Accademia di Breria’da iletişimin sosyal tarihi konulu dersler vermektedir. Berardi aynı zamanda e-zine rekombinant.org ve telestreet hareketinin ve Orfeo TV’nin ortak kurucularından biridir.

Türkçe’ye çevrilen kitapları:

  • Ruh İşbaşında (Metis Yayınları)
  • Gelecekten Sonra (Otonom Yayıncılık)
  • Kahramanlık Patolojisi (Otonom Yayıncılık)
  • Nefes Kaos ve Şiir (Yort Kitap)