A3 Haber

Çözüm emekçi sınıfını geri kazanmakta: Gelecekteki otoriter yöneticilerden nasıl korunuruz?

Çözüm emekçi sınıfını geri kazanmakta: Gelecekteki otoriter yöneticilerden nasıl korunuruz?
Kasım 26
11:19 2020

Kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan ABD’li siyasetçi Bernie Sanders, The Guardian’a yazdığı analizde, Trump’ın seçimi kaybetmesine rağmen 2016’da aldığı oydan 11 milyon daha fazla oy aldığına dikkat çekerek, “Ülkemizdeki emekçi sınıfın bir bölümü hâlâ Donald Trump’ın, onların çıkarlarını savunduğuna inanıyor. Onları kazanmalıyız” dedi. Bernie Sanders’in ABD seçimlerini değerlendirdiği analizi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Şu an geçerli olan sayıma göre, 80 milyon Amerikalı Joe Biden’a oy verdi. Donald Trump’ın otoriter bağnazlığına karşıt bu oyla dünya ortak bir oh çekebilir.
Ama seçim sonuçları, endişelenmemiz gereken bir şeyi de açığa çıkardı. Trump, -işsizlik ve yoksulluğun yüksek, sağlık ve çocuk bakımı hizmetlerinin yetersiz olduğu ve insanların en fazla zarar gördüğü- sıkıntı içindeki pek çok topluluktaki desteğini arttırarak, 2016 yılında aldığından 11 milyon daha fazla oy aldı.
Sürekli olarak yalan söyleyen bir başkan için Donald Trump’ın belki de en tuhaf yalanı, kendisi ve yönetiminin ülkemizdeki işçi sınıfın dostu olduklarıdır.
Gerçekte ise tarihteki tüm başkanlardan daha fazla sayıda milyarderi yönetimine aldı; Ulusal İşçi-İşveren İlişkileri Kurulu’na (NLRB) hararetli biçimde emek-karşıtı üyeler atadı ve eğitim, konut ve beslenme programlarında büyük kesintiler önerirken, çok zengin ve büyük şirketlere dev miktarda vergi indirimleri sağladı. Trump, 32 milyon insanı sahip oldukları sağlık hizmetlerinin dışına atmaya çalışmış ve Medicare, Medicaid ve sosyal sigortada 10 milyarlarca kesinti isteyen bütçeler yapmıştır.
Yine de, ülkemizdeki emekçi sınıfın belli bir bölümü hala Donald Trump’ın kendilerinden yana olduğuna inanıyor.
Neden?

Milyonlarca Amerikalının korku ve anksiyete içinde yaşadığı, adil olmayan ticaret anlaşmaları nedeniyle işlerini kaybettikleri ve reel dolar olarak bakıldığında 47 yıl öncekinden daha fazla kazanmadıkları bir zamanda Trump, destekçileri tarafından sert çocuk ve “savaşçı” olarak algılandı. Neredeyse herkesle, her gün kavga eder gibiydi.
Yalnızca Demokratlara değil ama kendisiyle yüzde 100 uyumlu olmayan Cumhuriyetçilere ve hatta “derin devletin” bir parçası olmakla suçladığı kendi yönetimindekilere saldırırken kendisini “bataklığın” düşmanı ilan etti. Uzun zamandır müttefikimiz olan ülkelerin liderlerinin yanı sıra valilere, belediye başkanlarına ve hatta bağımsız yargımıza da saldırıyor. Medyayı “halk düşmanı” olarak lanetlediği gibi göçmen topluma, sözünü sakınmayan kadınlara, Afro-Amerikalı topluluğuna, gey topluluğuna, Müslümanlara ve protestoculara aralıksız saldırılarında son derece acımasız olduğu görülüyor.
Gerçekle hiçbir alakası olmadığı halde, Amerikan halkını önemli bölümünü onların ihtiyaçlarıyla ilgilendiğine ikna etmek amacıyla ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve paranoyayı kullanıyor. Daha ilk günden itibaren onun ilgilendiği tek şey Donald Trump olmuştur.

Joe Biden 20 Ocakta başkan olarak yemin edecek ve Nancy Pelosi de meclis sözcüsü olacak. Georgia’nın özel seçiminin sonucuna bağlı olarak, ABD Senatosu’nun hangi partinin kontrolünde olacağı belli değil.
Ama bir şey çok net. Demokrat Parti gelecekte milyonlarca oy kaybetmek istemiyorsa dik durmalı ve bugün Büyük Buhran’dan beri görülmeyen bir ekonomik çaresizlikle yüz yüze olan işçi ailelerine hizmet etmelidir. Demokratlar, işçi ailelerinin partisi olduğunu iddia eden Cumhuriyetçilerin ne kadar sahtekar olduğunu sözleri ve eylemleriyle göstermelidir.
Ve bunu yapabilmek için de, on yıllardır bu ülkenin işçi sınıfıyla savaş halinde olan güçlü çıkar gruplarıyla mücadele etme cesaretine sahip olmaları gerekir. Güçlü çıkar grupları derken Wall Street, ilaç sektörü, sağlık sigortası sektörü, fosil yakıt sektörü, askeri sanayi kompleksi, özel cezaevi sanayi kompleksi ve çalışanlarını sömürmeye devam eden pek çok diğer karlı şirketleri kastediyorum.
Demokrat Parti bu güçlü kurumların karşısında duracağını ve bu ülkenin -Zenci, Beyaz, Latin, Asyalı Amerikan ve Kızılderili- işçi aileleri için güçlü biçimde mücadele edeceğini gösteremezse, 2024’te bir diğer sağcı otoriter başkanın yolunu açmış oluruz. Ve o başkan Trump’tan bile kötü olabilir.
Joe Biden, emekçi sınıftan yana güçlü bir ajandayla adaylığını koydu. Şimdi o ajandayı eyleme geçirmek ve yoluna çıkanları azimle yenmek için savaşmalıyız.
“Hangi taraftasın?”, 1931 yılında Kentucky’de sendika greve gittiğinde Maden İşçileri Sendikası’nın yöneticilerinden birinin karısı olan Florence Reece’in yazdığı bir şarkıydı. Demokratlar da kimin tarafında olduklarını mutlak bir kesinliğe kavuşturmalı.

Bir taraf, açlık sınırındaki maaşları sonlandırmak ve minimum saat ücretini 15 dolara çıkarmaktan yana. Diğeri değil
Bir taraf, sendikaları büyütmekten yana. Diğeri değil
Bir taraf, iklim değişikliğiyle savaşarak ve dağılan altyapımızı yeniden inşa ederek milyonlarca iyi ücretli iş yaratmaktan yana. Diğeri değil.
Bir taraf, sağlık hizmetlerini daha geniş kesimlere yaymaktan yana. Diğeri değil.
Bir taraf, reçeteli ilaçların maliyetini düşürmekten yana. Diğeri değil.
Bir taraf, ücretli aile ve hastalık izninden yana. Diğeri değil.
Bir taraf, Amerika’daki üç ve dört yaşındaki her çocuk için evrensel anaokulundan yana. Diğeri değil.
Bir taraf, sosyal sigortayı genişletmekten yana. Diğeri değil
Bir taraf, çalışan aileler için devlet kolejleri ve üniversitelerini ücretsiz hale getirmek ve öğrenci borcunu kaldırmaktan yana. Diğeri değil.
Bir taraf, bozuk ve ırkçı ceza adaleti sistemini sonlandırmak ve eğitim ve iş alanlarında gençlerimize yatırım yapmaktan yana. Diğeri değil.
Bir taraf, göçmenlik sistemimizi düzelterek onu daha insani ve adil kılmaktan yana. Diğeri değil.

Biden yönetiminin ilk 100 gününde Demokratların görevi, kendilerinin kimin tarafında ve kimin karşı tarafta olduğunu mutlak bir netliğe kavuşturmak olmalıdır. Bu yalnızca ülkemizi güçlendirecek iyi bir kamu politikası olmakla kalmayıp gelecek seçimlerin nasıl kazanılacağını da belirler.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

Bernie Sanders kimdir?

1941’de New York’ta doğdu. Amerikalı siyasetçi ve Amerika Birleşik Devletleri Vermont Senatörü’dür. 2016 ve 2020 yıllarındaki ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin aday adayları arasında yer aldı, ancak ön seçimleri kaybetti. Sanders, ABD Kongresi tarihinde en uzun süre bağımsız siyasetçi olarak hizmet veren kişi unvanına sahiptir. Kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan Sanders’ın politik anlayışı İskandinav ülkelerindeki sosyal demokratlara benzemektedir. İsveç Modelini savunmaktadır.

Sanders 30 Nisan 2015’te Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak istediğini Amerikan Kongre Binasında duyurdu. Kampanya resmi olarak 26 Mayıs’ta Burlington’da başladı. Seçim süresindeki tek Musevi aday olan Sanders, Demokrat Parti’nin adayı olmak için girdiği ön seçim sürecinde Hillary Clinton’ın gerisinde kaldı ve yarışı kaybetti.

Sanders, 3 Kasım 2020 tarihinde yapılacak ABD Başkanlık seçiminde Demokrat Parti’den aday adayı olduğunu 19 Şubat 2019 tarihinde ilan etti. Demokrat Parti’nin başkan adayını belirlemek üzere gerçekleştirilen ön seçim sürecinde Sanders, ön seçimin ilk dört ayağında toplam 60 delegenin desteğini elde ederek, yarışta birinci sıraya yerleşmesine rağmen, sonraki ön seçimlerde diğer aday adaylarından Joe Biden’ın gerisine düştü ve Biden’ı destekleme kararı aldığını açıkladı.