A3 Haber

Thomas Piketty yeni yayımlanan Dünya Eşitsizlik İndeksi’ni yorumluyor: Hangi noktadayız?

Thomas Piketty yeni yayımlanan Dünya Eşitsizlik İndeksi’ni yorumluyor: Hangi noktadayız?

Thomas Piketty yeni yayımlanan Dünya Eşitsizlik İndeksi’ni yorumluyor: Hangi noktadayız?
Aralık 01
12:37 2020

World Inequality Database (Dünya Eşitsizlik Veritabanı), yeni bir indeks yayımladı. “Kapital ve İdeoloji” ile “21. Yüzyılda Kapital” kitaplarının yazarı Fransız ekonomist Thomas Piketty, tüm kıtalardan 150 araştırmacının çalışmasıyla oluşturulan indeksi yorumladı. Piketty, “Gezegenimiz, salgının daha da kötüleştireceği, çok sayıda eşit olmayan parçaların kesiştiği bir yer haline geldi” diyor. Piketty’nin Le Monde’daki blogunda yayımlanan analizini Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Tüm kıtalardan 150 araştırmacının ortak çabası sayesinde, World Inequality Database (WID.world) dünyanın farklı ülkelerindeki gelir dağılımı üzerine yeni bir veri yayınladı. Bu veri, küresel eşitsizlik konusunda neler anlatıyor?

Asıl yenilik, derlenen verinin neredeyse tüm ülkeleri kapsayabilmesidir. Latin Amerika, Afrika ve Asya’da yürütülen araştırma sayesinde, dünya nüfusunun yüzde 97’sini temsil eden 173 ülke de artık kapsam dahilinde. Yeni veri her ülkede, en fakirden en zengine, genel dağılımın ayrıntılı gelişimini analiz etmeyi de mümkün kılıyor.
Somut bir ifadeyle, en zengin yüzde 1’in sayısında gayet iyi bilinen artışın yanı sıra, arası iyice açılan eşitsizliklerin son birkaç on yılda zirveye ulaştığını zaten biliyorduk. Buradaki yenilik, dünyanın farklı bölgelerindeki en fakir sınıfların durumunun sistematik bir karşılaştırmasının sunulmasıdır. Örneğin, en fakir yüzde 50’nin payının ülkeden ülkeye değiştiği görülebilir: Bu oran, toplam gelirin yüzde 5’i ile yüzde 25’i arasında değişiyor. Bir başka deyişle, aynı ulusal gelir için, en fakir yüzde 50’nin yaşam standardı 1 ile 5 arasında farklılık gösteriyor. Bu veri, somut sosyal dağılımlara ve gruplara odaklanabilmek için acilen GSYİH’nin ve makroekonomik büyüklüklerin ötesine geçek gerektiğini vurguluyor.

Eşitsizliklerin tüm ülkelerde yüksek çıktığı da gözden kaçırılmamalı. En zengin yüzde 10’un payı toplam gelirin yüzde 30 ila yüzde 70’ini temsil ediyor. Bu her zaman, en fakir yüzde 50’ninkinden önemli ölçüde yüksek. Gelir (yılda ne kazandığımıza) değil de servet dağılımına (sahip olduğumuza) baksaydık aradaki uçurum daha büyük olurdu. En eşitlikçi ülkelerde bile (örn. İsveç) en fakir yüzde 50 neredeyse hiçbir şeye sahip değil (genellikle toplamın yüzde 5’inden az.) Ancak, servetle ilgili mevcut veri hâlâ yetersiz ve 2021’de güncellenecek.

Gelir dağılımına gelindiğinde, belli bir bölge kapsamında ve aynı gelişim seviyesinde olanlar dahil olmak üzere, ülkeler arasında büyük farklılıklar var. Bu, farklı politikaların bir fark yaratabileceğini gösteriyor. Latin Amerika’da örneğin, Brezilya, Meksika ya da Şili, tarihsel olarak Arjantin, Ekvator ya da Uruguay’dan daha yüksek eşitsizliğe sahiptir ve bu iki grup ülke arasındaki uçurum son 20 yılda daha da büyümüştür. Afrika’da en aşırı eşitsizlikler, Apartheid’dan beri bir toprak ve servetin gerçek anlamda yeniden dağılımının gerçekleştirilmediği, kıtanın güneyinde görülüyor.

Genelde, küresel eşitsizlik haritası hem uzun süredir devam eden ırkçı ve sömürgeci ayrımcılığın hem de çağdaş hiper-kapitalizm ve daha yakın dönemdeki sosyo-politik süreçlerin etkilerini yansıtıyor. Şili ya da Lübnan gibi dünyanın en eşitsiz ülkelerinin çoğunda son yıllarda görülen sosyal hareketler köklü dönüşüm umudu içeriyor.

Hem kaynakları petro-monarşi bölgelerinde yoğunlaştıran bir sınırlar sistemi hem de petrol rantının sonsuz bir finansman rantına dönüşmesine imkan veren uluslararası bankacılık sistemi nedeniyle, Orta Doğu gezegendeki en eşitsiz bölge olarak görünüyor. Yeni, daha dengeli, sosyo-federal ve demokratik bir bölgesel kalkınma modeli olmadığı sürece şu anda ağırlıkta olan totaliter ve gerici ideolojilerin, bir yüzyıl önce Avrupa’da olduğu gibi, bölgeyi ele geçirmeye devam etmesinden korkmak gerekir.

En tepedekiler ile nüfusun kalabalık kesimi arasındaki uçurumun sömürge döneminden beri görülmeyen seviyelere çıktığı Hindistan’da Hindu milliyetçiler kimlik ve din konularındaki gerilimleri kışkırtarak sosyo-ekonomik hüsranları yatıştırabileceklerine inanıyor ama bunun, uzun vadeli fakirleşme ve ötekileştirme tehdidi altındaki müslüman azınlığın karşı karşıya kaldığı ayrımcılığın artmasıyla sonuçlanacağını hesaba katmıyorlar.

1990’lardan beri Doğu Avrupa’da da istikrarlı bir eşitsizlik artışı var. Özel mülkiyetin tamamen yasak olduğu bir ülke olarak yaşadıktan sonra birkaç yıl içinde dünyanın oligarklar, vergi cenneti ve mali bulanıklık başkenti haline gelen Rusya’daki eşitsizlik şoku komünizmin yıkıldığı dönemde çok daha vahşiydi. Ama öyle görünüyor ki, yaklaşık otuz yılın ardından Doğu Avrupa da yavaş yavaş Rusya’da gördüğümüz eşitsizlik seviyesine yaklaşmakta. Ücretlerin artmaması ve bu ülkelerden dışarıya kar akışının boyutları, kıtanın Batısının anlamakta güçlük çektiği bir hayal kırıklığını körüklüyor.

Küresel açıdan baktığımızda, gelişen ülkelerdeki büyüme sayesinde, dünya nüfusunun en fakir yüzde 50’sinin payı 1980’de dünya gelirinin yüzde 7’siyken, 2020’de yüzde 9’una çıkmıştır. Ancak, dünyanın en zengin yüzde 10’unun payı yüzde 53 civarında sabit kaldığından ve en zengin yüzde 1’in payı yüzde 17’den yüzde 20’ye çıktığından bu konuyu daha ileri değerlendirmeye tabi tutmak gerektirir. Kaybedenler ise Kuzey’deki orta ve işçi sınıflarıdır ve bu da küreselleşmeyi reddetme eğilimini besler.

Özetlersek: Gezegenimiz, salgının daha da kötüleştireceği, çok sayıda eşit olmayan parçaların kesiştiği bir yer haline geldi. En yüksek sayıda insan tarafından kabul edilebilir çözümleri geliştirmek ancak, şu anda çok yetersiz olan, demokratik ve mali şeffaflık çabasını arttırmakla mümkün olabilir.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

İlgili Haberler:

About Author

Ahmet

Ahmet

Related Articles

TÜM HABERLER