A3 Haber

Daron Acemoğlu’ndan dünya analizi: Dört kutuplu bir dünya

Daron Acemoğlu’ndan dünya analizi: Dört kutuplu bir dünya
Aralık 07
13:35 2020

“Dünyada en çok alıntı yapılan ilk 10 ekonomist” unvanına sahip olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü iktisat profesörü Daron Acemoğlu, Prag merkezli medya kuruluşu Project Syndicate’te yayınladığı analizde, “Aklı selimle bakıldığında 21’inci yüzyıl, Amerikan hegemonyasından Çin-Amerikan rekabetine küresel geçişle öne çıkacak. Ama iki kutuplu bir uluslararası düzen kaçınılmaz ve arzulanır bir şey değildir ve alternatif düzenlemeler düşünmeye ve bunun için çalışmaya başlamalıyız” dedi. Daron Acemoğlu’nun analizini Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Çin’in artan gücünü kabullenmeyi reddederken Amerika’nın küresel rolünü zayıf düşüren Donald Trump yönetimi, tek kutuplu bir çağın son nefesini temsil ediyor. Ama çok sayıda insan tek kutuplu Soğuk Savaş-sonrası dünyanın yerini Birleşik Devletler ve Çin tarafından yönetilen iki kutuplu bir uluslararası düzene bıraktığını kabul ediyor olsa da bu sonuç kaçınılmaz ve arzulanır bir şey değildir. Buna karşılık, Avrupa ve gelişmekte olan ekonomilerin daha iddialı bir rol oynadığı bir dünya umut etmek ve bunun uğruna çalışmak için her nedene sahibiz.

Dünyanın ekonomik olarak en başarılı otokrasisi olarak Çin’in, Asya ve ötesinde şimdiden büyük jeopolitik etkinlik kazandığı tartışma götürmez. Son iki küresel krizde -2008 mali çöküş ve günümüzdeki salgın- Çin Komünist Partisi ülkenin ekonomi politiğini değişen koşullara hızlı bir biçimde uyarlayarak güç üzerindeki kontrolünü pekiştirdi. ABD ile hizalanmak istemeyen ülkeler esin ve sıklıkla da malzeme desteği için artık Çin’e yöneldiğinden, Çin’in küresel gücün iki kutbundan biri olarak yükselmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Aslında, iki kutuplu bir dünya fazlasıyla istikrarsız olur

İki kutuplu dünyanın ortaya çıkması (Tukidides Tuzağı mantığına göre) şiddetli çatışma riskini arttıracak ve güçlenmesi de küresel sorunlara çözümleri iki egemen gücün ulusal çıkarlarına tamamen bağımlı kılacaktır. İnsanlığı bekleyen üç en büyük güçlük ya göz ardı edilecek ya da daha beter hale getirilecektir.
Bu güçlüklerden ilki, Büyük Teknolojinin belli noktalarda toplanmasıdır. Teknoloji sıklıkla ABD-Çin çatışmasında ana cephe olarak gösterilse de iki ülke arasında kayda değer mutabakat da vardır. Her ikisi de, dijital platformlar ve yapay zekanın (AI) hükümet ve şirketler tarafından tüm vatandaşların gözetlenmesi ve denetlenmesi için bir araç olarak kullanılmasını sağlayan, insanlar üzerinde algoritmik egemenlik faaliyetlerini sürdürmeye kararlıdır.

Elbette farklılıklar da vardır. ABD hükümeti Büyük Teknoloji’nin kendi vizyonunu benimser ve sanayiye teslim olurken, Çinli teknoloji devleri hükümetin merhametine kalmıştır ve onun ajandasına uyması gerekir. Örneğin, yakınlarda tamamlanan bir araştırma, yerel yönetimlerin gözetleme teknolojisi taleplerinin Çinli yapay zeka üreticilerinin araştırma ve geliştirmesini nasıl biçimlendirdiğini gösterir. Her koşulda, iki ülke de sıradan insanlar için gizlilik standartlarını ve diğer koruma önlemlerini güçlendirecek ve Yapay Zeka araştırmalarının rotasını onun faydalarının belirsizlikten kurtulacağı ve geniş kesimlerce paylaşılacağı şekilde yeniden belirleyecekmiş gibi görünmüyor.

Benzer şekilde, iki kutuplu bir dünyada insan hakları ve demokrasi savunuculuğu düşük öncelikte olacaktır. Çin’de artan baskıyla kıyaslandığında ABD bu değerlerin simgesi olarak görünebilir. Ama Amerika’nın demokrasi ve insan haklarına ilkesel bağlılığı çok zayıftır ve ülke dışında genellikle ciddiye alınmaz. Önünde sonunda, ABD geçmişte Latin Amerika, Asya ve Afrika’da demokratik yoldan seçilmiş ama yeterince dost olmayan hükümetleri devirmiştir. Ve Ukrayna gibi ülkelerde demokrasiyi desteklediğinde, bu genellikle Rusya’ya karşı çıkma ya da onu zayıflatma arzusu gibi bir art niyetten kaynaklanır.

Çin-Amerikan iki kutuplu dünyasında neredeyse yok sayılması muhtemel üçüncü büyük sorun iklim değişikliğidir. Çin son yıllarda sera gazı salımlarını azaltmayı amaçlayan uluslararası anlaşmaları ABD’den daha fazla destekler göründü. Ama bu iki süper güç sadece dünyanın en çok salım üreten iki ülkesi olmakla kalmayıp aynı zamanda enerji yoğun ekonomik modellere bağlıdırlar. Çin üretimle büyümeye bağımlı kalırken, ABD’de tüketiciler ve (bulut bilgi işlem gibi) büyüme endüstrileri yüksek enerji talep etmeyi sürdürecektir. Ve iki tarafın ekonomik üstünlükteki kısa vadeli çıkarlarının, diğer herkesin hızlı bir yeşil dönüşümdeki çıkarlarına üstün gelmesi şaşırtıcı değildir.

Dört kutuplu dünya

Bir kutbunu Avrupa Birliği’nin ve diğerini de belki de Meksika, Brezilya, Hindistan, Endonezya, Malezya, Türkiye, Güney Afrika ve diğerlerini kapsayan yeni bir örgütlenmeden oluşan –bir “E10”- gelişen ekonomiler konsorsiyumunun temsil ettiği iki ilave kutba sahip bir dünyada, tüm bu sorunlara çözüm bulunması daha olasıdır. Böyle bir dört kutuplu dünya, yeni bir soğuk savaşa daha az eğilimli olacak ve küresel yönetişime farklı sesler katacaktır.

Avrupa Birliği, daha şimdiden Büyük Teknolojinin düzenlenmesi ve gizliliğin korunmasında lider olarak öne çıktı ve algoritmik otomasyonu geri püskürtmek üzere konumlandı. Gizlilik, tüketici manipülasyonu ve emeğin yerini Yapay Zeka’nın almasıyla ilgili kaygıları yaratanlar ABD ve Çin Şirketleri olmasına rağmen Avrupa pazarı o kadar büyük ve önemli ki oyun alanını küresel olarak değiştirebilir.

Ama gelişen ekonomileri temsil eden stratejik kutup daha da önemli olabilir. Eğer işyerinde Yapay Zeka insanların yerini almaya devam ederse en büyük kaybı gelişen ekonomiler yaşayacaktır çünkü sahip oldukları büyük insan emeği kapasitesi onların göreceli avantajlarıdır. Daha önce maliyetleri azaltmak için bu ekonomilerden karşılanan emek gücü daha şimdiden otomasyonla kesintiye uğramışken, yeni teknolojilerin nasıl tasarlanacağı ve uygulanacağını belirleyen küresel tartışmalarda bu ekonomilerin temsil edilmesi önemlidir.

Avrupa ve gelişmekte olan dünya, fosil yakıt salımlarına karşı güçlü bir yapı da oluşturabilir. AB karbonsuzlaştırmada dünya lideri haline gelmişken, (sorunun oluşumuna katkıları en düşük seviyede olmasına rağmen) gelişmekte olan ekonomilerde küresel ısınmanın yaratacağı sıkıntı orantısız olacağı için bu ülkelerin iklim hareketinden belirgin çıkarları vardır.
Elbette dört kutuplu dünya her derdin devası olmayacak. Daha çeşitli sesler ve daha fırsatçı koalisyonlar olasılığı nedeniyle, onu yönetmek yakın geçmişin tek kutuplu dünyasını yönetmekten çok daha zor olacaktır. Hepsi de muhaliflerini, bağımsız medyayı ve sivil toplum gruplarını susturmayı amaçlayan otoriterler tarafından yönetilen Brezilya, Meksika, Hindistan ve Türkiye’nin varlığında, konu insan hakları ve demokrasiye geldiğinde Avrupa kaçınılmaz olarak kendisini bu blokla anlaşmazlık içinde bulacaktır.

Ama bu noktada bile dört kutuplu dünya, alternatifi olan iki kutupludan daha umut vericidir. Bu otoriter liderleri uluslararası masaya oturtmak, onları kendi ülkelerinde muhalefete izin vermeye daha istekli kılabilir. Ayrıca, gelişmekte olan ekonomilerin birleşik bir cephe olarak işbirliği yapması ancak en otoriter, ulusalcı ve yıkıcı davranışlarından vaz geçmeleriyle mümkündür. Dolayısıyla, dört kutuplu bir dünyanın yolunu açmak beklenmedik kazanımlar getirebilir.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)