A3 Haber

Yanis Varoufakis yazdı: 2020’nin yedi sırrı

Yanis Varoufakis yazdı: 2020’nin yedi sırrı
Ocak 06
11:41 2021

Yunan ekonomist ve siyasetçi, Çipras hükümetinde maliye bakanlığı da yapan Yanis Varoufakis, Prag merkezli medya kuruluşu Project Syndicate’te yayınladığı analizde, 2020’yi bir gelgite benzetiyor: İnsanları, derinlerde yatan gerçeklerle yüzleşmeye zorlayıp hızla geri çekilen bir gelgit… 2020’nin ortaya çıkardığı yedi sırrı, Ayşen Tekşen’in çevirisiyle sunuyoruz…

Bu yıl, bizi derinlerde yatan gerçeklerle yüzleşmeye zorlayarak hızla geri çekilen bir gelgiti andırıyor. 2020’de aldığımız derslerden biri de, küreselleşmenin zengin ettiklerinin kendi güçlerini rahatça uygulayabilmesi için, ulusal hükümetlerin devasa güçlerini uygulamamayı tercih ettikleriydi.

ATİNA- İskambilden bir kule. Bilinçsiz bir şekilde kabullendiğimiz bir dizi yalan. Kesin olduğuna inandığımız şeyler köklü krizler sırasında işte böyle görünür. Bu türden olaylar bizi şoka sokarak varsayımlarımızın ne kadar sağlıksız olduğunu anlamamızı sağlar. İşte tam da bu nedenle, 2020 yılı bizi derinlerde yatan gerçeklerle yüzleşmeye zorlayarak hızla geri çekilen bir gelgiti andırıyor.

Haklı nedenlerle, küreselleşmenin ulusal hükümetleri etkisizleştirdiğini düşünürdük. Başkanlar tahvil piyasaları karşısında sinip kaldılar. Başbakanlar ülkelerinin yoksullarını göz ardı etti ama Standard & Poor’su asla. Maliye bakanları Goldman Sachs’ın valeleri ve International Monetary Fund’ın valileri gibi davrandı. Küresel kapitalizmin sol kanat eleştirmenlerinden hiç de az olmamak üzere medya patronları, petrolcüler ve finansörler de kontrolün artık hükümetlerin elinde olmadığı konusunda hemfikirdi.

Sonra salgın vurdu. Bir gecede hükümetler tırnaklarını çıkardılar ve keskin dişlerini gösterdiler. Sınırları kapattılar, uçakları indirdiler, şehirlerimizde katı karantinalar uyguladılar, tiyatrolarımızı ve müzelerimizi kapattılar ve ölmekte olan ebeveynlerimizin ellerini tutmamızı yasakladılar. Ancak kıyamette mümkün olabileceğini düşündüğümüz bir şeyi bile yaparak maçları iptal ettiler.

İLK SIR böylece ortaya çıktı: Hükümetler amansız güçlerini koruyorlar. 2020’de anladık ki, küreselleşmenin zengin ettiklerinin kendi güçlerini kullanabilmesi için, ulusal hükümetler kendi devasa güçlerini kullanmamayı tercih ediyorlar.
Pek çok insanın şüphelendiği ama dile getirmekten çekindiği İKİNCİ GERÇEK şuydu: Para ağacı diye bir şey gerçekten vardır. Bir okul ya da bir hastane için ödeme yapması istendiğinde parası olmadığını açıklayan hükümetler zorunlu izin ücretleri, demiryollarının devletleştirilmesi, uçakların devralınması, araba imalatçılarının ve hatta spor salonları ve berberlerin desteklenmesi için aniden bol miktarda para buldu.
Normalde paranın ağaçta yetişmediğini, hükümetlerin inceldiği yerden kopmasına izin vermesi gerektiğini söyleyenler bile çenelerini kapadılar. Mali piyasalar devletin harcama çılgınlığına kızmak yerine onu kutladılar.

Bu yıl ortaya çıkan ÜÇÜNCÜ GERÇEĞİN en güzel örneği Yunanistan’dır: En azından zengin Batıda, ödeme gücü siyasi bir karardır. 2015’de Yunanistan’ın 320 milyar avroluk (392 milyar dolar) kamu borcu, yalnızca 176 milyar avroluk milli gelirinin üstüne çıkıyordu. Ülkenin sorunları dünyanın her yerindeki gazetelerin birinci sayfasını süslüyor ve Avrupalı liderler ödeme gücümüz için ağıtlar yakıyordu.
Bugün, kötü durumdaki ekonomileri daha da beter eden bir salgının ortasında, kamu borcumuz 33 milyar avro daha artmış ve gelirimiz 13 milyar avro daha azalmış olmasına rağmen Yunanistan bir sorun teşkil etmiyor. Avrupa güçleri on yıl süreyle Yunanistan’ın iflasıyla uğraşmanın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki ülkenin ödeme gücüne sahip olduğunu ilan etmeye karar verdiler. Yunanlılar ellerinde kalan kamusal ya da özel serveti sürekli olarak sınır tanımayan oligarşiye aktaran hükümetler seçtikleri sürece Avrupa Merkez Bankası ülkenin borçlarını ödeyemeyecek durumda olduğunu saklamak için–gerektiği kadar devlet tahvili alarak- elinden gelen her şeyi yapacaktır.

2020’nin ortaya çıkardığı DÖRDÜNCÜ SIR, gözümüzün önündeki tek elde toplanmış özel servet dağlarının girişimcilikle pek de alakalı olmadığıydı. Jeff Bezos, Elon Musk ya da Warren Buffett’ın para kazanma ya da piyasaya hakim olma becerisine sahip olduklarına eminim. Ama ganimet birikimlerinin yalnızca çok küçük bir yüzdesi değer yaratmaktan geliyor.
Amerika’nın 614 milyarderinin servetinde Mart ortasından bu yana görülen devasa artışı bir düşünün. Yığdıkları 931 milyar dolarlık ilave tutar, ek kar getiren herhangi bir yenilik ya da beceriden kaynaklanmadı. Merkez bankaları, varlık değerlerini ve dolayısıyla milyarderlerin servetini füze gibi yükseltecek şekilde mali sistemi kendi yarattığı paraya boğarken, deyim yerindeyse, uykularında para kazandılar.

COVID-19 aşılarının rekor hızıyla geliştirilmesi, test edilmesi, onaylanması ve piyasaya sürülmesiyle birlikte BEŞİNCİ SIR da ortaya çıktı: Bilim devlet desteğine bağlıdır ve etkinliği de kamu görüşünden bağımsızdır. Çok sayıda yorumcu, piyasaların insan ihtiyaçlarına hızla yanıt verme yeteneğini cilalamıştır. Ancak, şu ironiyi gözden kaçırmamak gerekir: Bugüne dek gördüğümüz en bilim karşıtı –yüzyılın en kötü salgını sırasında bile uzmanları göz ardı eden, sindiren ve onlarla alay eden- ABD başkanının yönetimi, bilim insanlarının ihtiyacı duyduğu kaynakları sağlamak için 10 milyar dolar ayırdı.

Ama daha da büyük ALTINCI SIR var: 2020 yılı kapitalistler için çok başarılı bir yıl iken kapitalizm için artık aynı şey geçerli değildi. Bu nasıl mümkün olabilir? Kapitalizm başka bir şeye evrilirken kapitalistler nasıl gelişebilir?
Çok kolay. Adam Smith gibi en büyük kapitalizm öncüleri onun istenmeyen sonuçlarını vurgulamıştır: tam da kar peşinde koşan bireylerin bundan başka hiçbir şeye saygısı olmadığı için, sonunda kaçınılmaz olarak topluma hizmet ederler. Kişisel ahlak bozukluğunu kamusal erdeme dönüştürmenin anahtarı, kapitalistleri karlarını maksimize eden faaliyetleri sürdürmeye zorlayan rekabettir. Bir yandan sürekli fiyatları düşürürken diğer yandan ürün ve hizmetlerin çeşit ve kalitesini arttırarak kamu yararına hizmet eden rekabetçi bir piyasada rekabet.
Kapitalistlerin daha az rekabetle daha iyisini yapabildiklerini görmek zor değil. İşte bu da 2020’nin açığa çıkardığı altıncı sır. Rekabetten kurtulan Amazon gibi dev platform şirketleri, kapitalizmin çöküşünden ve yerini tekno-feodalizme benzer bir şeyin almasından şaşırtıcı biçimde yararlandılar.

Ama bu yılın gösterdiği YEDİNCİ SIR bir umut ışığını temsil ediyor. Radikal bir değişim yapmak hiçbir zaman kolay olmasa da her şeyin farklı olabileceği artık çok net. Artık işleri olduğu gibi kabul etmemiz için bir neden yok. Tam aksine, 2020’nin en önemli gerçeği Bertolt Brecht’in doğru ve mükemmel cümlesinde saklı: “Her şey olduğu gibi olduğu için hiçbir şey olduğu gibi kalmayacak.”

Çoğu kişinin unutmayı tercih edeceği bir yılda, bu sözlerden daha büyük bir umut kaynağı düşünemiyorum.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

İlgili Haberler: