A3 Haber

Frank Furedi: Sokağa çıkma yasağı çocukları zorluyor, peki ne yapmalı?

Frank Furedi: Sokağa çıkma yasağı çocukları zorluyor, peki ne yapmalı?
Şubat 09
13:24 2021

Canterbury Kent Üniversitesi onursal sosyoloji profesörü, “Korku Nasıl İşler: 21. Yüzyılda Korku Kültürü” adlı kitabın yazarı ve sosyal yorumcu Frank Furedi, rt.com’a yazdığı analizde, “Sokağa çıkma yasağı çocukları zorluyor ama panik yaratan bir zihinsel sağlık krizi söylemi, kendini gerçekleştiren bir kehanet haline gelecek” dedi. Furedi’nin analizini Ayşen Tekşen’in çevirisiyle sunuyoruz.

Prof. Frank Furedi | Genç insanlara umutsuzluk ve hayal kırıklığıyla başa çıkmanın insan olmanın bir parçası olduğu öğretilmeli. Her engelin uzun süreli hasar vereceğini öngörmekle ruhsal sorunları çözmüyor, onları yaratıyoruz.
Sokağa çıkma yasağıyla geçen her gün, onun çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisine dair yeni bir hikayeyi beraberinde getiriyor. Bu kez, Edinburg Clifton Hall Lisesi müdürü Rod Grant çocukların “sonunda birisi ölür” korkusuyla oyun buluşmalarına gitmekten çekindiğini ileri sürüyor.
Grant, medyanın korku tellallığı yapmasının çocukların hayatı üzerindeki yıpratıcı etkisine dikkat çekmekte haklı. Ama Royal College psikiyatristleri okul kapanmaları ve sokağa çıkma yasağının bir zihinsel sağlık krizi başlatma riski barındırdığını ileri sürdüğüne göre, küçük çocuklar gerçekten de yaşam boyu sürecek bir zarar görebilir mi?
Bu soruyu soruyorum çünkü çeyrek yüzyıldan uzun bir süre çocuklar üzerine çalıştıktan sonra, aralıksız bir biçimde çocukların ve gençlerin zihinsel sağlığının endişe verici durumuna ilişkin panik yaratan raporların yayınlanmasından bunalmış durumdayım.

Sokağa çıkma yasağından önce bile, birbiri ardına yayınlanan raporlarda “sorun düşündüğümüzden de büyük ve daha da kötüleşecek gibi” uyarıları yer alıyordu. Yine, salgından bir yıl önce, 2019’da öğretmenlerle yapılan bir ankette öğrencilerin zihinsel sağlığının “kriz noktasında” olduğu sonucuna ulaşıldı. Öğretmenlerin yüzde sekseninden fazlası İngiltere’deki öğrencilerin zihinsel sağlığının önceki iki yıl boyunca bozulduğunu iddia ediyordu.
Yüzyıl sonundan beri yazılan ve çocukların benzeri görülmemiş bir zihinsel sağlık kriziyle karşı karşıya olduğunu ve durumun daha da kötüleşecek gibi göründüğünü ileri süren düzinelerce rapor bulabilirim. Sokağa çıkma yasağından bağımsız olarak, çocuklar arasında bir zihinsel sağlık krizi artık yeni normalimiz halini aldı.

Sokağa çıkma yasağının, özellikle de okulların kapanmasının çocukların yaşamını gerçekten kötü etkilediğinden eminim. Ancak, zihinsel sağlık kriziyle ilgili korku hikayelerinin durumu daha da kötüleştirdiğini savunuyorum.
Çocukların hayatını zihinsel sağlık söylemi üzerinden yorumlama eğiliminin iyi niyetli olduğu kuşku götürmez ama durumu daha da kötüleştirmesi mümkün. Yakın zamanda kadar, çocukların yaşadığı pek çok acı verici deneyim -reddedilme, başarısızlık, hayal kırıklığı- bir ruhsal hastalık işareti olarak değil de varoluş sorunları olarak resmedilirdi.
1980’lerden başlayarak, çocukların normal duygusal çalkantılarını tıbbi nedenlere bağlama şeklinde giderek yaygınlaşan bir eğilim ortaya çıktı. Çağdaş Anglo-Amerikan kültürü gençlerine büyümenin ayrılmaz parçası olan zorlukları bir psikolojik sıkıntı kaynağı olarak görmeyi öğretiyor.
Çocukluğun tıbbileştirilmesi ve ebeveynlerin onların zihinsel sağlığıyla ilgili korkuları, farkında olmadan çocuklarının davranışlarını etkiliyor. Kırılgan kimlikler korkusu, başarısızlık korkusu, düşük öz güven korkusu, yaşam standartlarının bozulması korkusu, sınavların öğrencilerin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi korkusu, rekabet ve rekabetçi sporlar korkusu, disiplin korkusu gibi çeşitli korkular eğitim tartışmalarının yineleyen temalarıdır. Sıklıkla bu korkular yoğunluk kazanır ve kırılgan çocukla ilgili endişeler kendine özel bir yaşam haline gelir.

İlkokuldan ortaokula geçişi korkutucu bir dönem olarak tanımlayan eğilimi ele alalım. Çocukların “büyük okula” gitmek için sabırsızlandığı kabul edilen günlerin üzerinden çok zaman geçmedi. Ama bunlar geride kaldı. Şimdi ise, bir açıklamaya göre [Sağaltımsal Eğitimin Tehlikeli Yükselişi, Kathryn Ecclestone ve Dennis Hayes], “araştırmacılar, öğretmenler ve politika oluşturucular ilkokuldan ortaokula geçişi 11 yaşındakilerin yüzde 40’ının şevkini bir daha ‘asla’ iyileşemeyecek şekilde kırabilecek ve dolayısıyla formel başarıda belirgin bir çöküşe neden olabilecek kadar ‘sarsıcı, ürkütücü, gerilimli’ bir şey olarak görürler.”
Daha önceleri sorunsuz olduğu kabul edilen bir deneyimin felaketmiş gibi gösterilmesi, çocuğun taşıdığı dayanılmaz psikolojik yükleri vurgulan bir dil üzerinden aralıksız olarak aktarılır. İlkokul-ortaokul geçişi bazen kayıp, yas ve kederle bağlantılı süreçlerle ifade edilir. Bazı uzmanlar ortaokulların öğrencilerine “kapanmayı” deneyimleme araçları sağlamasını önerir.
Şimdi uzmanların okullar yeniden açıldığında çocukların zihinsel sağlık desteğine ihtiyacı olacağı şeklinde uyarılarda bulunmasında şaşıracak bir şey var mı? Çocukların okula geri dönme deneyimi nedeniyle pekala travma yaşayabileceğini ileri sürüyorlar.

Bugüne kadar manşetlerde “sokağa çıkma yasağı travması gençleri uçurumun kıyısına itiyor” hikayeleri ağırlıktaydı. Şimdi ise okula dönüş nedeniyle travma yaşama olasılığını öğreterek hayatlarını daha karmaşık bir hale mi getireceğiz?
Dilin etkisi göz önüne alındığında, çocukların zihinsel sağlık söylemini içselleştirmeleri olasıdır. Duygusal anlamda kırılgan çocuklar olacak şekilde sosyalleşenler, kendilerine biçilen rolü benimseyebilir. En azından, çocukların sokağa çıkma yasağının zararlı etkisiyle ilgili olarak işittikleri hikayeler kendini-gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir.
Onların hayatını tıbbi bir konu olmaktan çıkararak gençlere büyük bir iyilik yapabiliriz. Onlara potansiyel hastalar olarak yaklaşmak yerine, bağımsızlık ve dirençlilik kapasitelerini geliştirmemiz; sıkıntı ve hayal kırıklığının psikolojik bir sorun değil ama yaşam koşulu olduğunu öğretmemiz gerekir.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)