A3 Haber

Kılıçdaroğlu’nun “O birilerinin kölesidir” dediği savcının tuhaf ilişkileri…

Kılıçdaroğlu’nun “O birilerinin kölesidir” dediği savcının tuhaf ilişkileri…
Şubat 18
08:19 2021

Sera Kadıgil.
Şu an CHP İstanbul Milletvekili.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu CHP Grup Sözcüsü.
Avukat…

2017 Ocak ayının son günü, CHP Parti Meclisi üyesi olarak görev yapan Sera Kadıgil, sosyal medya paylaşımları nedeniyle başlatılan soruşturma nedeniyle gözaltına alındı.
“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama ve halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ile suçlandı.
Savcı tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk etti.
Kadıgil çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, altı yıl önce paylaştığı tweetler yüzünden CHP PM Üyesi Sera Kadıgil’e gözaltı kararı ve tutuklanması istemiyle mahkemeye gönderen savcı hakkında ağır konuştu.
Kılıçdaroğlu, “Siz Kadıgil’i gözaltına aldınız ve Kadıgil bir avukat. Bunlar savcı olsalar anayasaya sahip çıkarlar. Yedi yıl önce atılan tweeti yeni keşfetmiş gibi bir şeyler yapmaya kalkıyorsa, biz ona savcı demeyiz. O birilerinin kölesidir” ifadesini kullandı.

Modacı Barbaros Şansal.
Sera Kadıgil’in gözaltına alınmasından 27 gün önce sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle KKTC’den sınır dışı edildi.
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan THY uçağı ile getirildiği Atatürk Havalimanı’nda linç girişiminde bulunulan Şansal, emniyet güçleri tarafından gözaltına alındı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesi alındıktan sonra tutuklanması istemiyle nöbetçi İstanbul 14. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Barbaros Şansal, tutuklandı.

56 günlük tutukluluğunun ardından tahliye edilen Şansal için hazırlanan ilk iddianame “kesin ve inandırıcı delil olmadığı” gerekçesiyle 6 Şubat 2017’de mahkeme tarafından reddedildi.
Savcılığın yeniden düzenlediği ikinci iddianame kabul edilerek Barbaros Şansal hakkında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçundan bir yıldan üç yıla kadar hapis istemi ile dava açıldı.
Altı aylık yargılama sonunda mahkeme Barbaros Şansal’a 6 ay 20 gün hapis cezası verdi ve cezayı erteledi.

2015 yılının Haziran ayında dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın AYM’nin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı haberleştiren gazetecilere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açıldı.
Soruşturmaya gerekçe olarak ise, “Haber içeriğinde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun işlendiği düşünce ve iddiasıyla adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” gösterildi.
Zühtü Arslan yaptığı konuşmada yargı bağımsızlığının altını çizerken, “Yargının kurumsal anlamda siyasal organların etkisi altında kalması büyük bir tehlikedir. Yargının siyasallaşması hukuk devletinin sonu olur. Yargının siyasallaşması ve siyasetin yargısallaşması demokratik hukuk devleti için de aynı ölçüde tehlikelidir” demişti.

Ahmet Şık.
Şimdinin bağımsız milletvekili.
Cumhuriyet Gazetesi’nde çalıştığı yaptığı dönemde, Çağlayan Adliyesi’nde rehin alınan ve şehit edilen savcı Mehmet Selim Kiraz’ın yaptığı telefon görüşmesini haberleştirdiği için soruşturma açıldı.
Soruşturmayı yürüten savcı, 24 Temmuz 2015’te “suçu ve suçluyu övmek” kapsamında yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verdi.
Kararda, suçun oluşması için kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerektiğine işaret edilerek ayrıca, haber içeriğinde suçu övme amaç ve kastının da bulunmadığını kaydedildi.
Savcının suç görmediği bu söyleşi, Ahmet Şık hakkında Cumhuriyet soruşturması kapsamında gözaltı ve tutuklama kararları verildikten sonra yeniden devreye sokuldu.
İki yıl önce takipsizlik kararını veren savcı, Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak takipsizlik kararının kaldırılmasını istedi.

Bir zamanların “etkili” savcısı Zekeriya Öz.
Ergenekon olmak üzere pek çok davada suçsuz insanlara kan kusturan, Türkiye’de bir ilk olarak eski genelkurmay başkanını bile tutuklatan “kudretli” savcı.
Şimdi firarda…
Habertürk yazarı Sevilay Yılman 14 Haziran 2027’deki “Zekeriya Öz göz göre nasıl firar etti?” başlıkla yazısında, Zekeriya Öz’ün sosyal medya paylaşımları nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Cumhurbaşkanına hakaret ve terör örgütü propagandası yapmak” suçundan soruşturma başlatıldığını ve gözaltı kararı alındığını belirterek şunları yazıyor:

“O anda evde yok muhterem. Kızı açıyor kapıyı. Ve telefona sarılıp, “Baba kapımıza polis geldi. Seni soruyorlar” diyor. Bunun üzerine, “Ben bir savcıyım. Hukuken benim evime polis gelemez! Hukuk ayaklar altında” mealinde tweet’lerle başlıyor yaygaraya. Ve ne oluyorsa işte ondan sonra oluyor. Soruşturmayı başlatan başsavcılığa, o dönemin HSYK Teftiş Kurulu’ndan bir başmüfettişten telefon geliyor, “Adam hukuken haklı! Hâlâ görevde bir savcı o! Bu suçtan görevdeki bir savcı kanunen gözaltına alınamaz. Zaten hakkında yürütülen soruşturma tamamlanmak üzere. Biz onu o dosyadan alacağız” diyor. Bu konuşmanın sonucunda gözaltı işlemi gerçekleşmiyor. Peki ne oluyor sonra? Çok değil, o olaydan birkaç gün sonra, başına gelecekleri tahmin eden Zekeriya Öz, siyah gözlükleri ve şapkasıyla elini kolunu sallayarak yurtdışına çıkıyor Artvin üzerinden…”

Habertürk yazarı Sevilay Yılman 16 Haziran 2017 tarihli “O savcı beni aradı” başlıklı yazısında ise, Zekeriya Öz hakkında terör propagandası yaptığı iddiasıyla gözaltı kararı aldırtan ancak HSYK Teftiş Kurulu’nda görevli bir başmüfettişin telefonu nedeniyle kararı uygulamayan o savcının kendisini aradığını belirterek şunları yazıyor:

“FETÖ ile mücadele konusunda kendimden çok güvendiğim başmüfettiş arkadaşımızın amacı, Zekeriya Öz’ü hakkında uzun zamandan beri devam etmekte olan görevini suiistimal soruşturmasından gözaltına aldırtmaktı. Yani biz o kararı verdiğimiz sırada zaten Öz’le ilgili soruşturma tamamlanmış ve o dosya gereğince de gözaltına alınması kesinleşmişti. Özetle, hukuki prensipleri dört dörtlük uygulama niyetinden başka bir amaç için açılmamıştı o telefon…”

Yukarıda değişik tarihlerde yaşanmış beş olay ile ilgili bilgi verdim.
Hiçbirinin diğeri ile ilintisi yok görünüyor.
Doğrudur.
Olayların hiçbirinin diğeri ile ilintisi yok.
Ancak dört olayda da ortak bir isim var.
Kim mi o?
O dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Umut Tepe.
Serra Kadıgil, Barbaros Şansal ve AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın konuşmasını haberleştiren gazetecilere soruşturma açan da, tutuklanmalarını isteyen de, Ahmet Şık’a takipsizlik kararı verip sonra kaldırılmasını isteyen de, Habertürk Yazarı Sevilay Yılman’ın firari savcı Zekeriya Öz’ün kaçması ile ilgili yazılarına yanıt veren de Savcı Umut Tepe.

Savcı Umut Tepe, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu’ndaki görevinin ardından Ekim 2017’de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesi’nin kararı ile Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı olarak görevlendirildi.
Ardından Haziran 2020 tarihli 548 Sayılı Adlî Yargı Kararnamesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne üye olarak atandı.
Halen bu görevde…

Peki Umut Tepe neden yazımıza konu oldu?
Sizlerle aşağıda bir fotoğraf paylaşıyorum.
Denizin ortasında, yatla çıkılmış bir tatil fotoğrafı bu.

Resimde üç kişi var.
Ortadaki kişiyi tanıdınız mı?
Tanıdıysanız bile ben söyleyeyim.
“Terör örgütüne üye olmak” ile suçlanan Azeri iş insanı Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov).
Peki Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) sağ yanında elini omzuna attığı siyah tişörtlü kim?
Bir zamanların İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcısı, şimdi ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi üyesi Umut Tepe.
Yat ile birlikte tatile gidecek kadar samimiler demek ki…

Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov) aylardır tutuklu ve yargılanıyor.
Şikayetçileri de, gizli ve açık tanıkları da eski çalışanları.
Hazırlanan iddianamede Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) firari iş insanı İhsan Kalkavan ile ilişkileri “örgüte üyelik için delil” olarak bulunuyor.
Peki bu fotoğrafa ne demeli?
Eğer Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov) İhsan Kalkavan ile görüştüğü için “suçlu” ise, dönemin savcısı ile ne işi var?
Bu fotoğraf niye soruşturma dosyasında yok?
Yoksa birileri savcıyı soruşturmaya dahil etmemek için bu fotoğrafı görmezden mi geldi?
Öyle ya, Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov) “terör örgütü üyesi” ve bunun delillerinden biri de İhsan Kalkavan ile arkadaşlığı ise, buyurun savcı ile de arkadaş.

Bir başka soru…
Adaletin önemli yerlerinde bulunan bir isim, örgüt üyesi ile neden yatla tatile çıkar?
Belli ki Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) örgüt üyesi olduğunu bilmiyor.
Aksi olsa, mahkemeye gider Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) aleyhine ya da lehine tanıklık etmez mi?
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, yatta tatilin hiç mi hakkı yok?

Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov) mahkemede verdiği ifadelerde, eski bakanlardan Mehmet Ağar’ın kendisi aleyhine çalıştığını söyledi.
Ağar şu anda, Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) elinden alınan Bodrum Yalıkavak’taki yat limanının sahibi olan şirketin yönetim kurulu başkanı.
Ne tuhaf…
Mubariz Gurbanoğlu (Mansimov) verdiği ifadelerde Ağar ile hemşerisi Umut Tepe aracılığı ile tanıştığını söylüyor.
İhsan Kalkavan firari ama “önemli delil.”
Umut Tepe burada ama adı bile geçmiyor.
Sadece Tepe değil elbette.
Daha düne kadar Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) dibinde çalışan kimi isimler de tanık.
Ama Mubariz Gurbanoğlu’nun (Mansimov) aleyhine.
Hiç fark etmemişler demek ki “örgüt üyesi” olduğunu.
Belki de başka fotoğraflarda anlarız neler döndüğünü…