A3 Haber

Akdeniz’in acı ve kesin ölümü: Doğu Akdeniz çöle dönüşürken…

Akdeniz’in acı ve kesin ölümü: Doğu Akdeniz çöle dönüşürken…

Akdeniz’in acı ve kesin ölümü: Doğu Akdeniz çöle dönüşürken…
Mart 08
11:15 2021

Orta Doğu, Hint Okyanusu ve Avrupa konularında uzman gazeteci Jonathan Gorvett, Doğu Akdeniz devletleri arasındaki bir dizi anlaşmazlığın, acil çevre sorunlarına ortak bir yanıtı engellediğini savundu. Asya perspektifinden siyaset, ekonomi, iş ve kültür konularını kapsayan Hong Kong merkezli yayın Asia Times’ta bir analiz yayımlayan Gorvett’ın yazısını Ayşen Tekşen’in Türkçesiyle sunuyoruz.

Jonathan Gorvett | Hızla yükselen deniz suyu sıcaklıklarının yerel deniz yaşamını nasıl mahvettiğini gösteren son bilimsel araştırmalara göre Doğu Akdeniz yerli türler için hızla çöle dönüşüyor.
İsrail, Hayfa’da İsrail Oşinografi ve Limnoloji Araştırmaları, Ulusal Oşinografi Enstitüsü’nden Dr. Gil Rilov “Bölge, iklim değişikliği sıcak noktalarından biri. Deniz suyu küresel ortalamanın on katı hızla ısınıyor” diyor.
Bilim insanları bu gelişmenin doğal deniz yaşamını korkutucu bir hızla öldürdüğünü ve Doğu Akdeniz’i hızla ılımandan tropiğe dönüştürdüğünü bildiriyor.
Bu da, emisyonları emen yerli doğal yosunlar yok olurken, denizin belli bölümlerini karbon yutağından karbon üreticisine dönüştüren istilacı türler için denizi daha yaşanabilir kılıyor.
Bölge ve kıyı şeridi bir dizi çatışmaya ev sahipliği yaparken bu büyük çevre sorunuyla başa çıkmak özellikle zor bir iş.

Çevre savunma grubu Greenpeace’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika yetkilisi Ahmed El Droubi, “Doğu Akdeniz’in halihazırda pek çok sorunu var. Bu bölgedeki insanların önemli bölümünün yaşadığı adaletsizlikler, zorluklar ve ıstıraplar iklim değişikliğinin etkisini daha da şiddetlendirerek bununla mücadele için sürdürülebilir politikalar bulmayı çok zorlaştırıyor” diyor.
Biraz umut olsa da, çevresel iflas ile siyasi anlaşmazlığın bu çatışması, Doğu Akdeniz kıyılarının çeşitli türlerin yok oluşuna tanıklık ettiği anlamına geliyor.

Viyana Üniversitesi Paleontoloji Bölümünden Dr. Paolo Albano, “İklim değişikliğiyle mücadele eylemlerimizde ilerleme kaydetmezsek, durum daha da kötüleşecek ve o eski, ılıman denizin hayatta kalabileceğini düşünmüyorum” diyor.

Resifler

Hem Albano hem de Rilov, geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin Proceedings of the Royal Society B Journal’da yayınlanan ve 2020’de İsrail açıklarında gerçekleştirilen bir araştırmada yer aldı.
Çalışmanın sonuçları endişe vericiydi. Kabuklu deniz canlıları olan yumuşakçaların nüfusunu inceleyen iki bilim adamı deniz tabanının harap olduğunu gördü.
Rilov, “Laboratuvarımda yaptığımız daha önceki bir çalışmada, İsrail kıyısındaki sığ resiflerden deniz kestanelerinin yok olmasını araştırdık. 1976’da bir metrekarede yaklaşık 10 kestane varken, bugün bu sayı sıfırdı. Benzer şekilde, birçok yerli Akdeniz yumuşakçasının artık var olmadığını görürken diğer yandan, istilacıların çoğunlukta olduğunu saptadık” diyor.
Son yıllarda deniz sıcaklıklarında dramatik bir artışın yaşandığı Doğu Akdeniz’de bunun ana nedeninin iklim değişikliği olması çok olası. Akdeniz’de su sıcaklıkları 1980 ile 2013 arasında 3 santigrat derece civarında yükseldi ve yüzey termometresi okumaları artık düzenli olarak 32 santigrat dereceye ulaşıyor.
İklim değişikliğiyle ilgili uluslararası Paris Anlaşması, küresel artışları 1.5 santigrat derece ile sınırlamayı hedefliyor. Bugün Akdeniz’de görülen deniz canlılarının çoğu, daha soğuk olan Atlantik Okyanusu’nda ortaya çıkmış ve son jeolojik dönemlerde Akdeniz’e girmiştir.
Dolayısıyla Akdeniz’deki deniz yaşamı ılıman sulara alışkındır. Türler genellikle kademeli değişikliklere uyum sağlayabilse de, son yıllarda hızlanan artış bu türlerin çoğunu hayatta kalma yeteneklerinin ötesinde zorladı.
Albano’ya göre, “Pek çok Akdeniz türü zaten dayanım gücünün sınırındaydı ve sıcaklığın 3 derece daha yükselmesi birçok türü yok oluşa sürüklüyor.”

Tüketicilerden üreticilere

Ortadan kaybolmakta olan yumuşakçalardan biri, pek çok bölgesel kıyı şeridinde görülen resiflerin oluşumunda kısmi bir rol oynar.
Bu resifler diğer deniz canlıları için önemli bir su ekosistem sağlar. Yükselen deniz suyu seviyelerinin resifleri boğma riski olduğundan, resif oluşturan salyangozun yok olması gelecekte bu deniz canlılarını öldürebilir.
Aynı zamanda, denizler tropik deniz tavşanının istilası altında. Bunlar ya daha sıcak olan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndan Süveyş Kanalı’na geliyor ya da dünya turundaki gemilerin sintineleriyle birlikte Doğu Akdeniz’e boşaltılıyor.
Deniz tavşanları şimdi birçok yerli tür için yaşam alanı ve besin sağlayan yerli esmer yosun ormanlarını tahrip ediyor ve bunun sonucunda da resifler hızla istilacı tropikal yosunlarla dolan su çöllerine dönüşüyor.
Bu sürecin devamı olarak, emisyonları emebilen yerli deniz yosunu türleri ortadan kalktıkça, sığ resif ekolojik toplulukları da karbon yutağı olma özelliklerini kaybederek karbon üreticilerine dönüşüyorlar.
Rilov, “Bir resifin karbon yutağı ve oksijen üreticisi olmasının tersine işleyen bir süreçle karşı karşıyayız” diyor.
Sonuç, atmosferde daha fazla karbon kalmasının küresel sıcaklıkları daha da arttırmasıyla, hızlanan bir iklim değişikliği sürecidir.

Çeşitli baskılar

Doğu Akdeniz bir dizi başka çevresel zorluklardan da muzdarip.
Yoğun sanayileşme, hızlı nüfus artışı ve kapsamlı arazi dönüşümü Akdeniz’in tüm kıyı devletlerinin ayırt edici özellikleridir – Türkiye, Kıbrıs, Yunanistan, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin Toprakları ve Mısır.

En uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye, denizlerin daha da kötüye gitmesine önemli bir katkıda bulunuyor: Plastik.
Greenpeace Akdeniz Plastik Projesi geliştirme sorumlusu Nihan Temiz Ataş, “2004 yılından bu yana Türkiye’nin plastik ithalatı 173 kat arttı” diyor. “Bu, Akdeniz için çok ağır bir yük.”
2019 yılında yapılan bir çalışma, Türkiye sularındaki balıkların yaklaşık yüzde 44’ünün midelerinde mikro plastik bulunduğunu gösterdi. Aynı durum midyelerin yüzde 91’i için de geçerliydi.
Ataş, hijyen amacıyla daha fazla plastiğin kullanılması nedeniyle, Covid-19 salgınının ikili çevre ve sağlık krizlerine yol açtığını söylüyor: “Salgın bittiğinde, elimizde aşırı plastik kirliliği sorunu olacak.”

Endüstriyel ve tarımsal boşaltımdan başlayarak arıtılmamış atık suya kadar uzanan çeşitli kirlilik türleriyle birlikte, aşırı balıkçılık da bir sorun.
Albano’ya göre, “Tüm bunlar, denizde zaten yükselen sıcaklıkların baskısı altında yaşayan türler üzerinde ilave baskı oluşturuyor.”

Harekete geçmek

Çevre konusunda eşgüdümlü hareket açısından değerlendirildiğinde Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz’in biraz gerisinde kalıyor.
Bu bölgede işbirliğinin önündeki en büyük engel, bir dizi siyasi ve güvenlik meselesinde çoklu anlaşmazlıklardır. Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail ile Lübnan arasındaki deniz sınırları da tartışmalıdır.

Droubi “Karşılıklı yarar söz konusu olan alanlarda bile bölgesel düzeyde işbirliği ender görülüyor” diyor.
AB politikası gereği deniz ortamları için Önlem Programları (PoM) hazırlamakla yükümlü olan bölgedeki Avrupa Birliği ülkelerine baktığımızda, Yunanistan’ın PoM’sinde iklim değişikliğinin adı bile geçmez. Kıbrıs programında sözü edilir ama net bir karşı önlem belirtilmez.

Rilov, deniz suyu sıcaklığının yükselmesinin ve yerel türlerin yok oluşunun bu noktaya kadar ilerlediği, “bizimki gibi iklim sıcak noktalarında neyi ve nasıl koruyacağımızı düşünmek zorundayız” diyor.
İstilacı türlerin avlanmasını ve tüketilmesini teşvik etmek çözümün bir parçası olabilir. Yunancada kurkuna olarak bilinen deniz tavşanı zaten Kıbrıs’ta yerel bir yemektir.

Bir diğer çözüm ise “iklim sığınaklarını” belirlemek olabilir.
Rilov, “Küresel ölçekte veya en azından Akdeniz ölçeğinde, sıcaklık artışlarının çok yüksek olmadığı yerler var” diye ekliyor: “Bunların nerede olduğunu tespit etmemiz ve belki onlara odaklanmamız gerekiyor. Davranışımızı değiştirmek için çok hızlı biçimde bir şeyler yapmamız lazım. Şimdiden yolun olması gerekenden çok daha ilerisindeyiz.”

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

About Author

Ahmet

Ahmet

Related Articles

TÜM HABERLER