A3 Haber

Bir su zirvesinin ardından akılda kalanlar…

Bir su zirvesinin ardından akılda kalanlar…
Mart 28
12:56 2021

CHP, her yıl 22 Mart günü gündeme gelen Dünya Su Günü kutlamasını bu yıl, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi’ne 11’i büyükşehir, 11’i de il belediyelerinden gelen 22 belediye başkanının katılımıyla bir gövde gösterisine dönüştürdü.
Toplantıya katılan 22 belediye başkanının, 2020 yılı verilerine göre 39 milyon 263 bin 949 kişilik büyük bir nüfusu; yani Türkiye nüfusunun yüzde 47’sini temsil ettiğini; ayrıca bu belediye başkanlarına Birleşmiş Milletler Habitat İcra Direktörü ile Bonn Belediye Başkanının, yedi yerli ve yabancı akademisyenin, üç uluslararası kuruluş ve dört yabancı finans kuruluşu temsilcisi ile iki yabancı uzmanın da katıldığını dikkate aldığımızda söz konusu zirvenin önemi ve düzeyi daha kolay anlaşılacaktır.
22-23 Mart 2021 tarihlerinde düzenlenen zirvenin ilk gününde yedi ayrı oturumda toplam 33 kişi konuşmuş, ikinci gün yapılan toplantıda ise 17 farklı konu 43 ayrı masada davetliler tarafından tartışılarak bu tartışmalardan çıkan sonuçların hazırlanacak olan eylem planında kullanılacağı belirtilmiştir.
Zirvenin ilk gününde 11 büyükşehir belediye başkanının adı, soyadı ve imzası, 11 il belediye başkanının da sadece adı ve soyadı ile kayıt altına alınan “Başka Bir Su Yönetimi Mümkün” başlıklı bir manifesto hazırlanarak kamuoyuna duyurulmuştur.
Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle izleyemediğim; ancak kayıt altına alınmış tüm videoları izleyerek bilgi edindiğim bu zirve ile ilgili ilk değerlendirmelerimi şu şekilde sıralamak isterim:

Demokrasiye ve temsil edilen halka karşı yapılan saygısızlık

1. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ve dolayısıyla CHP’nin, bu zirve sırasında büyükşehir belediye başkanları ile il başkanları arasında hiyerarşik bir düzen oluşturarak hazırlanan manifestoyu büyükşehir belediye başkanlarına imzalatırken il belediye başkanlarından imza almaması; ayrıca zirvenin birinci günü “Su Yönetiminde Liderlik ve Politikalar – Başkanlar Zirvesi” oturumunda tüm büyükşehir belediye başkanlarını sahneye alıp konuştururken il belediye başkanlarını bundan mahrum etmesi, halkı temsil eden belediye başkanları arasında demokratik tavra aykırı, eşitlikçi olmayan bir tavır sergilemesi hem de il belediye başkanlarının temsil ettiği halkın temsiliyeti açısından büyük bir gaf olmuş, CHP’nin yerel demokrasiye hangi gözlükle nasıl baktığının yeni bir örneğini oluşturmuştur.

Halka dokunan asıl sorunlardan uzak durmak

2. “Başka Bir Su Yönetimi Mümkün” başlıklı manifestoda yer alan ve hepimizin altına imza atacağı cinsten haklı talepler, daha çok merkezi yönetimi elinde bulunduran AKP yönetiminin eksiklik ve yanlışlıklarından kaynaklanan sorunlar olmakla birlikte; CHP’li belediyelerin kendi belediyelerinde gördükleri sorun, yanlışlık ve eksiklikleri kendi kendilerine çözmesini hedefleyen taleplerin manifestoya dahil edilmediği görülmüştür. Örneğin, İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği’nin “Su Kayıplarının Azaltılması” başlıklı değişik 9’uncu maddesine göre, belediyeler tarafından 2023 yılına kadar en fazla yüzde 30’a, 2028 yılına kadar da en fazla yüzde 25 düzeyine indirilmesi gereken su-kayıp kaçak oranları konusunda ya da yüksek işletme ve personel giderleri nedeniyle yoksul ve dar gelirli insanlarla işçi ve emekçileri zorlayan içme ve atık su ücretleriyle ilgili tarife değerlerinin düşürülmesi, CHP’li belediyeler de dahil tüm belediyelerin talep ya da hedefi olarak bu manifestoya konulabilirdi.
Bu yazıyı kaleme aldığım gün 11 büyükşehir belediyesi su işletmesinin yıllık performans programlarını inceleyerek hazırladığım aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi, CHP’li büyükşehir belediyelerine bağlı su işletmelerindeki kayıp-kaçak oranı yüzde 60 ilâ yüzde 22 arasında değişmekte olup, ne bu soruna ne de her geçen gün artan içme ve atık su fiyatlarına ilişkin hiçbir öneri hazırlanan manifestonun talepleri arasına girmemiştir

Su kayıpları sorunu, Zirve’nin 6’ncı oturumunda ele alınmakla birlikte; bu oturumda konuşanlardan sadece Prof. Dr. Habib Muhammetoğlu bu konuyu bir sorun olarak ele alıp çözümler önermiş, diğer dört yabancı konuşmacı ise bu konuyu çalıştıkları yabancı banka ya da kalkınma ajanslarınca geliştirilecek projeler boyutunda görüp daha çok kurum olarak nasıl çalıştıklarını anlatmışlardır.

Amaç, proje ve finansman pazarlamasıdır

3. Daha önce bu tür zirveleri düzenleyenlerin Zirve Programı’nı inceledikten sonra dile getirecekleri ilk yargı, eminim ki “bu toplantı, satış-pazarlama amacıyla yapılmış” şeklinde olacaktır.
Gerçekten de Zirve Programı’nın incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; bir yanda su sorunlarını dile getiren belediye başkanları ile onların danışman ve bürokratları, diğer yanda bu sorunlara bilimsel yöntemlerle nasıl çözümleneceğini söyleyen bilim insanları ve akademisyenler, diğer yanda da akademisyenlerin dile getirdiği çözümleri hangi proje ve bütçeyle çözeceğini ya da size hangi faizle ne kadar kredi vereceğini hesaplayan, başka bir anlatımla diğer tarafların marifeti ile örülmüş ağın içinde sizi avlamak için bekleyen yabancı kalkınma ajanslarıyla yatırım bankalarının temsilci ve uzmanları…
“Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi” programının bu gözle okunup değerlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere, 22 CHP’li belediyeye bağlı su işletmesindeki sorunları finans ve proje boyutunda çözmeye hazırlanan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile Dünya Bankası’na bağlı Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) ile uzmanları bugünden yarınki olası proje ve kredi anlaşmalarını düzenlemek üzere bu Zirve’ye katılmışlardır. Bu çabaya tabii ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin Portland eyaleti Oregon kentinde bulunup iki uzmanını gönderen GSI Water Solutions şirketi de dahildir…
Bu arada hatırlatmadan geçmeyim; yakın tarihlerde boşaltılıp kapatılan Hilton İzmir Oteli’nin yapım aşamasında finansman sağlayan kurumlardan biri de, bugünkü Su Zirvesi nedeniyle yeniden karşımıza çıkan Uluslararası Finans Kurumu (IFC) idi…
Kısacası bu anlamda, bu çok ortaklı ya da taraflı Su Zirvesi’nin önümüzdeki günlerde İzmir’de ya da diğer CHP’li belediyelerde gündeme gelecek Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) kaynaklı yeni borçlanma projelerinin ilk adımlarının atılıp meşrulaştırıldığı girişimlerin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz…

Yapılanın söyleneni yalanlaması

4. Bana göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi’nden geriye kalan en akılda kalıcı anı, kürsüye çıkarak ya da sahnedeki koltuklara oturarak konuşan tüm konuşmacıların hemen yanında duran Erikli marka içme suyu şişelerinin neredeyse Zirve ile ilgili tüm görüntülere girmiş olmasıdır.
Oysa 22 belediye başkanının kabul ettiği “Başka Bir Su Yönetimi Mümkündür” başlıklı manifestonun adım atılmasını istediği somut 10 adımdan sonuncusu; yani onuncusu aynen şu şekilde yazılmıştır: “Yaşamın vazgeçilmez unsuru olan su, temel kamusal hak olarak kabul edilmeli; ekolojik ve toplumsal bir değer olarak tanımlanmalı; su hizmetlerinde kamu işletmeciliği esas alınmalıdır.”

Talep edilip kamuoyuna açıklanan şey, suyun kamusal bir hak olarak kabul edilmesi, suyun ticarileştirilmemesi ve su işletmeciliği alanında kamu işletmeciliğinin esas alınması olmakla birlikte; konuşmacıların hemen yanına konulan cam ya da plastik içme suyu şişelerindeki marka tercihinin başka markalar yerine İsviçreli Nestle firması tarafından üretilen “Erikli” markası olarak kabul edilip bunun bilerek ve istenerek görünür ve fark edilir hale getirildiği anlaşılıyor.
Oysa bir zamanlar ulusal ve uluslararası reklam ödüllerini toplayıp ünlenen, şimdilerde ise İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin marka yönetimi stratejileri oluşturmak, uygulamak ve denetlemek gerekçesiyle belediyede çalışan ve kendisine yaptığı işler karşılığında oldukça yüksek meblağlarda ödemeler yapılan Nesteren Davutoğlu ve ekibinin gözünden kaçan bu durum, aslında mesleğin profesyonelleri açısından öyle kolay kolay affedilecek bir durum değil… Çünkü düzenlenen zirvenin amacını bir anda yerle bir eden bu olayda Erikli ve dolayısıyla Nestle ürünleri için gizli bir ürün yerleştirmenin yapıldığını iddia edebileceğimiz bir durum var ortada. Yani iş, hem bir yandan kara mizah örneği olacak kadar komik; ama diğer yandan da işin özü ve yapanların profesyonelliği açısından ciddi ve hazin. Çünkü bu tür işler, şirketler daha fazla mal ya da hizmet satsın diye yapılan yalanlarla dolu reklamlar kadar aldatıcı ve kolay değil…