A3 Haber

Dört saatlik işgününü savunmanın ve talep etmenin zamanı gelmedi mi?

Dört saatlik işgününü savunmanın ve talep etmenin zamanı gelmedi mi?
Mayıs 01
11:57 2021

Bugün 1 Mayıs… İşçilerin, çalışanların, emeğiyle geçinenlerin günde sekiz saat çalışma haklarını patronlara kabul ettirmelerinin yıldönümü. Peki, 21’inci yüzyılda çalışanlar hâlâ sekiz saatlik işgününü mü savunmalı… Dr. Akif Akalın, Toplumcu Tıp – Sınıfın Sağlığı adlı blogunda “Dört saatlik işgününü savunmanın zamanı gelmedi mi” sorusunu ele aldı… Dr. Akalın, “Çalışanlar neden dört saatlik işgününü savunmalı” sorusuna yanıt aradı.

Dr. Akif Akalın | Geçimlerini emek-güçlerini satarak sağlayanların, işverenlere sekiz saatlik işgünü hakkını kabul ettirdikleri günü kutluyoruz.

Ancak işçi sınıfı “bugün” hâlâ sekiz saatlik işgününü mü savunmalı?

Bu soru, dünyanın birçok coğrafyasında işçilerin ve emekçilerin, geçimlerini emek-güçleriyle sağlayanların sekiz saatlik işgünü haklarının “kağıt üzerinde” kaldığı, günlük ortalama çalışma süresinin 10 saatin üzerine çıktığı bir dünyada çok afaki görünebilir.

Fakat emek-güçlerini satarak geçimlerini sağlayanların sekiz saatlik işgünü talep ettikleri günlerde de bu talep birçoklarına çok afaki görünmüyor muydu?

Bugün, 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaştığımız bir dönemde, işçiler ve emekçiler için “Dört saatlik işgünü” gerçekten çok makul bir taleptir. Hatta günümüzde emek verimliliğinin, yani birim emek başına elde edilen ürünün, 1800’lü yıllara göre ne kadar arttığı göz önüne alınırsa, belki iki saatlik işgünü talebi dahi çok makul bir taleptir.

Burada şüphesiz insanlar çalışmasınlar, tembellik etsinler, aylak yaşasınlar demiyoruz. Aksine çalışmak herkes için, çalışmasını engelleyecek bir tıbbi sorun yoksa hem bir hak, hem de bir ödevdir. Bizim tartıştığımız konu işgününün “süresidir.”

İşçiler ve emekçiler için Maslow’un gereksinimler piramidinin “tabanına” sıkışan bir yaşamı asla savunamayız. Toplum içindeki herkesin, Maslow piramidinin “tepesine” erişme olanağı olmalı. Maslow’un tanımladığı “kendini gerçekleştirme” düzeyine erişebilmek için insanların daha fazla “zamana” gereksinimleri var.

Bugün emekten yana güçler, siyasi partiler, sendikalar ve meslek kuruluşları 1 Mayıs’larda “dört saatlik işgünü” talebini dile getirmeli ve geçimlerini emek-güçlerini satarak sağlayanları “dört saatlik işgünü” için mücadeleye örgütlemelidir.

İşçilerin ve emekçilerin işverenlere, 150 yıl önce sekiz saatlik işgününü kabul ettirdikleri gibi, gelecekte de dört saatlik işgününü kabul ettirecekleri günleri görmek ve “yeni 1 Mayıs’lar” kutlamak umuduyla…

Türkiye’de durum ne?

Türkiye’de işgünü saati içler acısı halde… Özellikle pandemi döneminde kimi işyerlerinde günden 12 saati bulan zorunlu vardiyalar görülmeye başlandı.

DİSK’in 2017 yılı için hazırladığı bir çalışmada, Türkiye’de çalışma sürelerinin OECD ülkelerinin çok üzerinde olduğu, 2016 verilerine göre OECD ülkelerinde haftalık ortalama çalışma süresi 40.4 saat iken Türkiye’de 49.3 saat olduğu belirtiliyordu. Yine aynı rapora göre, Türkiye Kolombiya’dan sonra haftalık çalışma süresinin en uzun olduğu OECD ikinci ülkeydi.

Sadece salgın günlerinde saat 9.00’dan 21.00’e kadar çalıştırılan market çalışanları, günde 14 saate kadar çalıştırıldığını söyleyen kargo işçilerini anlattıkları Türkiye’de aradan geçen yılların ardından gelinen tabloyu özetliyor.

DİSK’in hazırladığı “Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü” raporunda, işçi sınıfının uzun çalışma saatlerine, ödenmeyen fazla çalışma sürelerine ilişkin dikkat çekici veriler yer alıyor. Çalışma kapsamında işçilere, “Son 12 ayı düşündüğünüzde, iş taleplerini karşılamak amacı ile mesai/ vardiya saatleri dışında çalıştınız mı” sorusu yöneltilirken, işçilerin yaklaşık dörtte biri (yüzde 24,1) fazla çalışma yaptığını dile getiriyor. Fazla çalışma yapan işçilerin oranı yüksek öğrenimli çalışanlar arasında yüzde 17,7 iken bu oran lise altı eğitimlilerde yüzde 27,1 ve lise dengi eğitimlilerde yüzde 25,7 düzeyinde.

Sigortasız ve sendikasız çalışanlarda fazla çalışma oranının oldukça yüksek olduğu tespit edilirken sigortalı işçilerde fazla mesai oranı yüzde 22. Bu oran sigortasız çalıştırılan işçilerde yüzde 39’un üzerine çıkıyor. Sendikalı işçilerde fazla çalışma oranı yüzde 13,4’te kalırken, sendika üyesi olmayanlarda yüzde 28’e yaklaşıyor.

Fazla çalışanların yüzde 36,5’ine ödeme yapılmıyor. Fazla çalışma yaptığını söyleyen işçilere “Son 12 ay içinde iş taleplerini karşılamak amacı ile mesai/vardiya saatleri dışında çalışmanız karşılığında size fazla mesai ücreti ödendi mi” sorusu da yöneltildi. İşçilerin yüzde 58,1’i fazla çalışma karşılığı ücret ödendiğini belirtirken, yüzde 21,4’ü kısmen ödendiğini, yüzde 5,5’i ücret yerine izin verildiğini, yüzde 15,1’i ise hiçbir ödeme yapılmadığını ve izin verilmediği beyan etti. Kısmen ödenenler de dahil edildiğinde fazla mesai karşılığı ücret ödememe, eksik ödeme veya izin vermeme oranı yüzde 36,5. Sigortasızların yüzde 44’e yakını fazla mesai ücretinin kısmen ödendiğini belirtiyor.

İşçilerin yıllık izinleri de gasp ediliyor. Sigortasız işçilerde ve Doğu bölgelerinde yaşayan işçilerde yıllık izin kullanamama oranı yüzde 48. Sendikasızlarda yıllık izin kullanmama oranı yüzde 25,5 iken, sendikalı işçilerde bu oran yüzde 15’e geriliyor. Lise altı eğitimde yıllık izin kullanmama oranı yüzde 29 iken, yüksek öğrenimlilerde bu oran yüzde 14,4’e geriliyor.