A3 Haber

BES dayatmasında “yeni dönem” ne anlama geliyor, iktidar ne yapmak istiyor, çalışanlar ne yapmalı?

BES dayatmasında “yeni dönem” ne anlama geliyor, iktidar ne yapmak istiyor, çalışanlar ne yapmalı?
Mayıs 10
09:26 2021

Kısa adı BES… Uzun adı Bireysel Emeklilik Sistemi… Türkiye’de kanun her ne kadar 2001’de yürürlüğe girmiş, 2003’te fiilen başlamış olsa da, ülkemizde yaşayanların yaşamına, diline, tartışmalarına yoğun olarak 2017’de girdi… Nedeni şuydu: 45 yaş altı çalışanların, isteseler de istemeseler de sisteme otomatik olarak katılımı 1 Ocak 2017’de başlıyordu… O yıl ve ertesi yıl konu kamuoyunda epeyce tartışıldı. Otomatik olarak sisteme dahil edilenlerin hiç de azımsanmayacak bir bölümü de cayma haklarını kullanıp sistemden çıktı.

BES’in en çok tartışıldığı yıl olan 2017’de Dr. Serap Sarıtaş’ın bir kitabı yayımlandı. Uzunca bir adı vardı kitabın: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması / Sermayeyi BESlemek… İngiliz iktisatçı Ben Fine’ın doktora öğrencisi olan Dr. Serap Sarıtaş’ın Nota Bene Yayınları etiketiyle yayımlanan kitabı, konuyla ilgilenen herkesin kolaylıkla okuyup yararlanabileceği bir el kitabı oldu… Ben de hem BES’e zorla dahil edilmek istenen bir basın emekçisi hem de konuya ilişkin haberler hazırlamak isteyen bir gazeteci olarak çokça yararlandım bu kitaptan.

Konu 2019 ve 2020’de sönümlendi, gündemden düştü. Ancak geçtiğimiz haftalarda BES yeniden gündeme geldi. Gazetelerde haber oldu, televizyonlarda tartışıldı.

Gazetelerde “yeni düzenlemeler”den söz ediliyordu, “BES’te yeni dönem” deniyordu. Demek ki BES düzeneğinde yeni alicengiz oyunları kotarılıyordu. Neydi acaba bu “yeni dönem” dedikleri… Nasıl bir tezgah kuruluyordu? En kısa ve öz tanımını “tekellere ve tarikatlara dayalı islamofaşist sıcak para diktatörlüğü” ifadesinde bulan saray iktidarı, acaba ne tezgah peşindeydi?
Aklıma ilk gelen sorular bunlar oldu.
Bir bilene sormak lazımdı.
Ve yine aklıma ilk gelen, 2017’de kitabını evire çevire okuduğum Dr. Serap Sarıtaş oldu.
Kısa olsun, öz olsun düşüncesiyle üç soru hazırladım, Dr. Serap Sarıtaş’a gönderdim.
İşte sorularım ve gelen yanıtlar…

Sayın Serap Sarıtaş, BES adlı düzeneğin iç yüzünü, amacını, neden kurulduğunu 2017’de yayımlanan “Sermayeyi BESlemek” adlı kitabınızda okumuştuk. Ben bir gazeteci olarak kendi adıma bu çalışmanızdan epeyce yararlandığımı söylemeli ve gecikmiş teşekkürlerimi iletmeliyim. Konu, son günlerde yeniden gündemde… Ancak oraya geçmeden önce, sizin çalışmanızı okumamış olan okurlar için, çok kısaca soralım… Alt başlığı “Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması” olan “Sermayeyi BESlemek” adlı kitabınızdaki mesajınız, okura söylemek istediğiniz neydi? Ne demektir, emekliliğin finansallaşması? “Finansallaşma” kavramını biraz açabilir miyiz?

Çalışmama ilginiz için çok teşekkür ederim. Sermayeyi BESlemek kitabım 2016’da Londra’da bitirdiğim ekonomi doktora tezimin çevrilmiş ve akademik dilden yalınlaştırılmış halidir. Türkiye emeklilik sistemini incelediğim bu çalışmada Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve benzeri fonlama esasına dayalı emeklilik sistemlerinin finansallaşma çerçevesinde ele alınması gerektiğini iddia etmekteyim.
Burada konuya aşina olmayan okuyucuyu çok da sıkmadan finansallaşmayı söyle ifade edebiliriz: Neoliberal dönemde genel olarak sermayenin, özel olarak da finansal sermayenin önündeki tüm sınırlar kaldırıldı. Finans sistemi gittikçe ekonomik ve sosyal hayatın daha fazla alanına nüfuz etti. Eskiden kamu eliyle sağlanan eğitim, sağlık, emeklilik gibi hizmetler kredi, sigorta ve fon gibi yöntemlere dayalı hale getirildi. Biz buna “finansın yatay olarak genişlemesi” diyoruz.
Bunun yanında bir de “finansın dikey olarak derinleşmesi” var. Bundan kasıt ise eskiden al-sat gibi basit mekanizmalara dayalı finansal işlemlerin, gittikçe daha çok katmanlı ve karmaşık hale gelmesidir. Örneğin geçmişte bankaya gidip kredi çektiğinizde, bu siz ve banka arasındaki bir işlemdi. Oysa şimdi sizin kredi borcunuzu sofistike finansal türevler içerisinde paketleyip satıyorlar. Bu satışı başka bir firma garantiliyor ve bunun risk primini ise bambaşka bir finansal kurum denetliyor. Bütün bu sistem içinde birileri sizin o borcu ödeme ihtimalinizi seviyorken (!) yani gelecek ödeme akışına güvenirken, işsiz kalıp da ödeyemediğiniz durumda sistem domino taşı gibi birbirinin üstüne yıkılıyor. Ki, 2008 krizinde ABD’de olan da buydu.
İşte bu açıdan BES de emekliliğin finansallaşması demek. Zira eskiden kamusal dağıtım modeliyle sağlanan emeklilik geliri, artık finansal emeklilik fonları veya bu fonları yöneten bankalar aracılığıyla sağlanıyor. Emeklilik geliriniz ise finansal araçlara ve piyasalara ne kadar hakim olduğunuza, risk alma konusundaki tavrınıza ve şansınıza bağlı olarak değişiyor.

O kitabınızda okura rehberlik de etmiştiniz, BES’ten nasıl cayılabileceğini, sistemden nasıl çıkılabileceğini anlatmıştınız. Özellikle örgütlü çalışanlar o günlerde BES’ten çıktılar, iktidarın öngörmediği bir çıkış oldu. Dönemin ilgili bakanları, üzgün açıklamalar yaptılar… Sonra BES tartışmaları sönümlendi. Gazetelerde haberler azaldı, konu unutulur gibi oldu… Şimdi yine gündemde. Gazetelerde okuyoruz: “Yeni düzenlemelere gidildi”, “1 Temmuz’da yeni dönem başlıyor” gibi başlıklarla BES düzeneği yeniden gündeme geldi. İktidar, bu yeni düzenlemelerle ne yapmak istiyor, nedir bu “yeni düzenlemeler”, aslında hedeflenen nedir?

Evet o süreçte ciddi bir kafa karışıklığı vardı. Tabii ki bunda yaratılan dezenformasyon kadar, Türkiye halklarının finansal sistemle pek de haşır neşir olmamasının da etkisi var. Aslında insanlar BES’ten istedikleri zaman çıkabilirler. İsterlerse şimdi, isterlerse emekli olmalarına iki ay kala katılımlarını sonlandırabilirler. Burada ortaya çıkacak fark, sisteme tanımlanmış devlet teşvikinin ne kadarını elde tutabilecekleri konusunda yaşanacaktır. Ne var ki bahsettiğiniz dönemde sanki girer girmez ilk iki ay içerisinde çıkmazlarsa bir daha hiç ayrılamayacaklarmış gibi bir hava yaratıldı. Biz o dönem, çalıştığım (ve 2018 yılında KHK ile ihraç edildiğim) Dokuz Eylül Üniversitesi’nde sendika toplantıları düzenleyip bunu tane tane anlattık. Dahası o dönem başkanlık referandumu öncesiydi. Herkes aşırı derecede gergindi ve sonucun “hayır” çıkması durumunda sistemden çıkabileceğini ifade eden çalışma arkadaşlarımız vardı. OHAL döneminde yaratılan korku iklimine rağmen yığınla insan çıktı sistemden.
Bunun bence üç sebebi var. Birincisi, özellikle düşük gelirli insanların bir de BES’e yatırıp 20 yıl sonra geri alacakları bir tasarruf yapma ihtimali yok. İkincisi, devletin geçmişte hayata geçirdiği KEY (Konut Edindirme Yardımı) gibi uygulamaların insanlarda yarattığı güven kaybı. Zira özellikle orta yaşlı nüfus devletin topladığı paranın pul olarak geri döndüğünü hâlâ hatırlamakta. Üçüncü ve son olarak da bu sistemin getirisinin çok düşük, riskinin ise büyük olduğu gerçeği insanları caydırmakta. Gerçekten de Türkiye gibi sermaye birikimi düşük, finansal piyasaları sığ ve inişli-çıkışlı ülkelerde finansal araçlara yatırım yapmak oldukça sorunlu. 2018 Ağustosundan beri TL’de yaşanan değer kaybı ve sermaye piyasalarındaki aşağı yönlü hareketlilik de bizi haklı çıkaran kanıtlardan.
Yeni düzenlemelere gelince, bunu şu şekilde ifade edebiliriz: BES ilk hayata geçirildiğinde emeklilik fonlarının riskli işlemlere girişmemesi için bazı kurallar konuldu. Bu kurallarda, söyleşinin başında bahsettiğim 2008 krizinde ABD emeklilik fonlarının başına gelenlerden edinilen tecrübelerin etkisi vardı. Şöyle ki bazı emeklilik fonları birbirlerinin finansal araçlarına yatırım yaparak değerlerinin yükselmesini sağlamıştı. Bir tür al gülüm ver gülüm anlaşması gibi düşünebiliriz bunu. Böylece kendi değerleri sermaye piyasalarında yükseldikçe emeklilik getirilerini de yüksek gösterebiliyorlardı. Ne var ki bir finansal kriz durumunda veya herhangi bir fon darboğaza girdiğinde sistem çöküyor ve tüm fonların değerinde düşüş görülüyordu. Tam da bu nedenle 2008-2009 yıllarında emekli olanların talihsiz kuşak olduğu söylenir. İşte BES için en başta bu tip spekülatif faaliyetlere izin verilmediği konusunda ciddi propaganda yapıldı. Ne var ki geldiğimiz noktada bu kısıtlar kaldırılmakta ve BES de tıpkı dünyadaki diğer örnekleri gibi finansal illüzyonlarla değer kazanma yoluna girmekte. Bu da aslında kaçınılmaz bir sonuç, çünkü BES’in reel getirisi, içinde bulunduğumuz yüksek enflasyon döneminde oldukça düşük.

Bu “yeni düzenlemeler” diye tanımlanan hamleye karşı, çalışanların yapabileceği bir şey var mı, daha önceki “BES’ten çıkma/cayma” eylemleri, kampanyaları gibi örneğin… Çalışanların atabileceği adımlar var mı?

Buna biraz esprili bir yanıt vereceğim: Tıpkı Sağlık Bakanı’nın koronadan korunmanın en iyi yolunun yakalanmamak olduğunu söylemesi gibi, BES’ten korunmanın da en iyi yanı girmemek! Yine de bu bir yere kadar doğru. Çünkü BES gibi sistemler SGK emeklilik sistemindeki değişimleri ve emeklilik gelirindeki azalmayı meşrulaştırmak için kullanılıyor. Yani sisteme yalnızca girmemeniz yetmez, emekli olduğunuzda, şu anki gelirinizin yarısını elde ettiğinizde devlet size “beni ilgilendirmez sen de para biriktirseydin BES’te” diyebilir. Buna dair yapılabilecek iki şey var. İlki, şimdiden emeklilik reformlarına karşı örgütlü biçimde direnmek. Gerek SGK sisteminde gerekse de kıdem tazminatı gibi cephelerdeki hak kayıplarına karşı her fırsatta itiraz yükseltmek ve emekliliğin kamusal bir hak olduğunu hatırlatmak gerekir. Evet biliyorum şu sıralar evlerimize hapsolmuş, kötü yönetilen pandemi surecinde insanlar can güvenliği için endişelenirken bunu söylemek anlamsız geliyor. Fakat hatırlayalım ki bu hep böyle gitmeyecek. Pandemi bitecek ve başta salgının sonrasında da son 40 yıldaki neoliberal politikaların yarattığı eşitsizliklerin bedelini kimin ödeyeceği konularında mücadele başlayacak. İşte o noktada emeklilik hakkı da başlıca mücadele alanlarından olmalı diye düşünüyorum. Bu bizi ikinci noktaya getiriyor. O da, devlet “beni ilgilendirmez” dediğinde, “hayır seni ilgilendirir” demektir. Bunu toplum olarak yüksek sesle haykırmalıyız ki EYT’liler gibi şimdilik başkasının sorunu gibi görünen fakat tüm ülkeyi etkileyen meselelerde omuz omuza ses verelim. Bu kadar genç ve eğitimli işsizin olduğu bir memlekette 50 yaşını doldurmuş ve belki 18 yaşından beri aralıksız çalışmış birisine seni emekli etmiyorum demek, yalnızca o emekçinin değil iş arayan gençlerin de sorunudur. Sonuç olarak yaşlılıkta insanca yaşamak için yeterli gelir elde etmek kamusal bir haktır, kişisel tasarrufa, finansal yetkinliğe ve sermaye piyasalarındaki şansa bırakılacak bir konu değildir.

Dr. Serap Sarıtaş kimdir?

1986’da Dersim’de doğdu. 2008’de istanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İktisat bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede iktisat alanında yüksek lisans derecesi aldı. 2012’de doktora için Londra School of Oriental and African Studies (SOAS) adlı okulda Prof. Ben Fine yönetiminde tez çalışmalarına başladı. 2016’da Financialisation and Turkish Pension Reform teziyle doktora derecesine hak kazandı. İzmir DEÜ İİBF İktisat Bölümü’nde araştırma görevlisiyken, 2018’de KHK ile ihraç edildi.

Sarıtaş, Serap | Sermayeyi BESlemek | NotaBene Yayınları | İstanbul | 2017