A3 Haber

Ece Temelkuran’ın yeni kitabı “Together” üzerine: Daha iyi bir şimdi için 10 seçenek…

Ece Temelkuran’ın yeni kitabı “Together” üzerine: Daha iyi bir şimdi için 10 seçenek…
Mayıs 14
14:54 2021

Gazeteci-yazar Ece Temelkuran’ın yeni kitabı “Together” yayımlandı… “Daha iyi bir şimdi için 10 seçenek” alt başlığıyla ve Fourth Estate 4th yayınevi etiketiyle çıkan kitaba dair ilk değerlendirmelerden biri Nadia Idle tarafından kişisel blogunda kaleme alındı. O yazıyı Ayşen Tekşen A3 okurları için Türkçeleştirdi…

Nadia Idle | Bu kitap size yaşamak için ilkeler ve perspektif verecek. Çılgınlığı anlamak için bir çerçeve sağlayacak.
Bu kitabı neden sevdiğimi anlatacak sözcükleri bulmak başta çok zor oldu. Şimdi ise öyle çok sözcüğüm var ki.
2019 başında “Bir Ülke Nasıl Kaybedilir? Demokrasiden Diktatörlüğe 7 Adım”ın soluk mavi kapağının önünde durduğumdan beri Ece’nin hayranıyım. İç kapağı incelemek için aldığımda, kitapçının kasasında bana bakan kadın gördüm. Ben de ona baktım. Gerçekten iyi dedi. Bu yıl tek bir kurgusal olmayan kitap alacaksan bunu al. İçimden bir ses ona güvenmemi söyledi ve aldım.

Kitap beni öylesine büyülemişti ki politik okuma grubuma götürdüm ve karşılaştığım herkese ondan söz ettim. Normalde böyle şeyler yapmam. Ece’nin düşüncelerini kağıda diziş ve görüşlerini sunuş biçiminde çok farklı bir şey var. Ne zaman Ece’yi okusam İngiltere’deki konuşma parametrelerinin ne kadar dar olduğunu hatırlarım. Sanki herkes, Brexit ve salgından beri duvarları daha da daralan boğucu bir kutunun içinde ağız dalaşına girmiş gibi.

Yazı stili, hikaye anlatımı ve analizleri bana evimi hatırlatıyor. Ev bir yer değil. Sürekli bir apışıp kalma, bir ikilem, bir keyif. Bağlantılı olduğum her şeyin korkunç bir biçimde karmakarışık olması. Ev koyu renk kıvırcık saç, ev seküler, ev bir doğu-batı püresi. Seksi ve dobra ama sıklıkla da kırılgan. Yüzlerce yıl geriye uzanıyor, Ümmü Gülsüm’un dokusuna işlenmiş Spinoza. Dine ve aşırılıkçılara bağıran akıl ve mantık, bir kahkaha bulutu ve loş, kumral bir ışık altında ekmekle sıyrılan bir tabağın köşesindeki son etli sos parçası.

Mark Fisher’dan beri böylesine incelikli zeka barındıran bir üslupla karşılaşmamıştım. Mark bana anlamak, geliştirmek ve hazmetmek için sözcükler verdi, Ece de sözcükler veriyor.

Together: 10 Choices for a Better Now (Birlikte: Daha İyi Bir Şimdi İçin 10 Seçenek), yapmamız gereken seçimlerle ilgili bir kitap, şimdiyi nasıl içinde olmak isteyeceğimiz bir yer haline getireceğimize dair bir teklif.
Her şey için pratik bir rehber ama aynı zamanda derin bir felsefe içeriyor. Sizi bu çalkantılı dönemden geçerken kendinize nasıl yaklaşacağınız ve nasıl davranacağınıza dair bazı büyük ve sıklıkla zor sorular sormaya çağırıyor. Bu, eğlenceli ve sıklıkla dokunaklı vinyetlerle anlatılarak küçük bir düğün çiçeği cildiyle paketlenmiş zengin ve içli bir eser. Son kitabı gibi, bir paragraftan diğerine geçtiğimizde yeryüzünün bir tarafından öbür tarafına taşınıyoruz. Çok ciddi ama kasıntılıktan ve bezdirici eleştiriden muaf. Soyuttan gündelik yaşam deneyimlerine savrulmaktan korkmuyor. Bu kitap çok #ACFM. (Makale yazarının podcast programı –ç.n.)

Size 10 bölüm ve 10 seçenek veriliyor. İlki, umut karşısında inancı seçme çağrısı. İlgimi çekti ve bir bardak çayla oturup kaldım. Solun yorgun “birlik” ya da “demokrasi” çağrılarının bende ölme isteği uyandırması gibi, umut çağrılarına da bayılmam. Bunun nedenini açıklamaya çalıştım. Umut yalnızca insanı zayıf, edilgen hissettiriyor. Umutlu olmak değil, çok daha iyi bir şey istiyorum.
Umut yıprandı. Ece, onun duygusal bir payanda, bir yan çizme gibi gelmeye başladığını söylüyor. Ulusal ve küresel siyasette trajedinin ve absürtlüğün konforlu birlikteliğiyle uzlaşan bir toplum ile umut atıflarının artması arasında karşılıklı bir ilişki kuruyor. Bu, batılı olmayanların uzun zamandır alışkın olduğu ama Batının kibirli bir biçimde kendisini muaf sandığı bir şey. Ama yine de o noktaya geldik.

Bu ilk bölümde, inancın öz-saygı ve güven için bir muhafaza olduğunu savunuyor. Onun inanç kavramı tanrılar ya da ilahiyatla değil insanın nitelikleriyle ilgili. İnancın, kinizmin insanı hareketsizleştiren etkilerine karşı canlandırıcı bir işlevi olduğunu ileri sürüyor. İnsanlara inanmak sizi kendinize ve yapabileceklerinize inanmaya zorlar.
Çok derin. Bunu düşünmek epey zamanımı aldı.
Yine bu bölümde, 1991’e, Türkiye-Rusya sınırında komünist mal satan bir bakkala götürülüyoruz. Ece’yi bir “Nataşa”, yıkılmış Doğu Bloğundan gelip de seks ticareti yapan bir kadın sanıyorlar ve sonradan hatasını anlayan adam özür diledikten sonra ona “bacım” diye hitap ediyor. Batılı okura bu sahnenin tüm ayrıntılarını anlatmak zor ama ben çok iyi biliyor ve sanki binlerce kez orada olmuş gibi hissediyorum. Bu olaydan sonra, Ece her şeyi farklı görmeye başlıyor, tezgahın üzerinde duran her şey kadından ayrılmaz hale geliyor: fiyat etiketleri apaçık.

Bir etkileşimin bir bakış açısı değişikliğini zorunlu kıldığı o ana ne ad verilir? Aniden gizli bir güç dinamiğini, odadaki sosyal ilişkileri fark ettiğiniz ve birden bire her şeyin farklı göründüğü, her şeyin değiştiğini anladığınız o ana. Yoksa siz mi? Evet işte o. Bu görüngünün yazılı olarak anlatıldığını daha önce hiç görmemiştim, neden?
Kitap beni daha da içine çekti. Ece’nin Nataşa hikayesi, siyasi bir toplantı için kapıda beklerken çeşitli uyuşturucu vaatleriyle beni arabaya atmaya çalışan yarı yaşımda bir grup genci hatırlatıyor. O olaydan sonra, çok iyi bildiğim Londra, Bethnal Green, aydınlatma, açılar, renkler, sokaklar değişmişti. O akşamın strateji, fikirler ve politikalar tartışmasına kafa yorarken kafamın içinde bu duygu dolanıyordu. Bende bir tat bıraktı. Bu kitap, nadiren açıkça ifade edilmiş bu türden reçetelerle dolu; insanın içinde kendiliğinden biçimde salınan gündelik deneyimle entelektüel uygulamanın bir karışımı.
“Birlikte” cinsiyetçilikle ilgili bir kitap değil. Ama daha önce felsefe ve siyaset hakkında yazmış olan bir yazarın gündelik kadın düşmanlığı deneyimini sayfaların dışında bırakmaması canlandırıcı bir şey olmuş. Kadınlar ciddiye alınmak için “ciddi bir üslupla” yazma yani, yaşam deneyimlerinin sunumunu erilleştirme baskısı altında. Bir erkeğin sizi fahişe sanmasını, kulağınıza iğrenç bir şey fısıldamasını ya da sokakta sizi takip etmesini daima dışarıda bırakma baskısı altında. Ece, dünyanın hali hali hakkında konuşurken pek çok kadının yaptığı gibi kendi kendini düzeltmiyor. Onu okumak öylesine rahatlatıcı ki.

İzleyen bölümlerde sizi “”bütün olarak gerçekliği” seçmeye, korkuyla arkadaş olmaya, gurur karşısında haysiyeti, erk karşısında gücü, öfke karşısında dikkati ve daha nicelerini seçmeye davet ediyor.
Listeleri severim. Bu noktada bir liste için ellerim kaşınıyor. Dolayısıyla, diğer bölümleri yorumlamak yerine bu kitabın sayfalarında size sunulacak düşünceler, kavramlar ve ifadelerden hoşuma giden bazılarını veriyorum:
Kıyamet gıdaklayan tavuklar
Yıkılmış bir kapitalizmin bit pazarı neye benzerdi?
Gerçeklikte ortaya konan benlik daha güçlüdür.
Çalkantı benim doğal yaşam alanım
Boğazımdaki düğüm haysiyettir
Siyasete çocuk muamelesi yapmak
Kızgın olmayı özledim
Bu çağ bir duygular karnavalı
Kadına karşı küresel savaş
Kapitalizm ve doyum korkusu
Tahin ve pekmez
Tatil olarak 20. Yüzyıla dönüş
Örgütlenmenin paravan sözcüğü olarak arkadaşlık
Bir taahhüt, ahlaki bir duruş olarak arkadaşlık
Cehalet, politik bir kimlik haline gelmek üzere harekete geçti
Spinoza her gün aynı ceketi giydi
Dünyanın bana borçlu olduğu gibi şeyler hissederek ölmek istemiyorum.

Daha önce söylediğim gibi, çok #ACFM. Bunların hepsine ayrı bir bölüm hazırlamak için yanıp tutuşuyorum.
Bir makale yazmak, sözcükleri kaleme almak olduğu kadar masanızdan kalkmak, pencereye gitmek, bahçe kapısını açmak, buzdolabını açmak, başınızı kaşımak, tuvalete oturmak ve elbette volta atmaktır. Bu gerçekliğin farkında olmak, bir şey yazmaya çalışırken sıkı çalışan bir işçi gibi tam sekiz saat boyunca ekrana bakamadığınız için kendinizi daha az döveceğiniz anlamına gelir. Benzer şekilde, Ece’nin yazıları bizi, bu karmaşada yolumuzu ararken göremediğimiz ya da değerlendirmediğimiz tüm önemli şeylere çekiyor.

Kabul etmek istemeyebiliriz ama hepimiz küresel ruh hali ve reel politiği dile getirir ve analiz ederken bir ölçüde hegemonik bir çerçeve içine hapsoluruz. İngiltere’de çok, ama çok sıkışıp kaldık. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, tartışma terimleri solda bile giderek daralıyor. Bu Anglo-Amerikan zihin hapishanesinin dışındaki seslere de kulak vermeliyiz.
Sağ elimdeki hisse bakarak yavaşladığımı, geriye yalnızca birkaç sayfa kaldığını anladım. Bitmesini istemiyordum. Sonunda bittiğinde ve kapağı kapattığımda yanağımdan bir damla yaş süzüldü. Kendimi mutfağa seyirtmiş ve dünkü piknikten kalan ve aslında pek de sevmediğim o bir parça tatlıya saldırırken buldum. Kanepeye geri döndüm ve kucağımda kitapla bir süre oturdum. Dudaklarımda kırıntılarla gözlerimi kısarak bahar güneşine bakarken tüm insanlığı içime çektim.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)