A3 Haber

Kayıtsız silah mı dediniz: Hanefi Avcı’nın açıklamalarını nasıl okumalıyız?

Kayıtsız silah mı dediniz: Hanefi Avcı’nın açıklamalarını nasıl okumalıyız?
Temmuz 19
08:26 2021

15 Temmuz başarısız darbe girişimi nedeniyle neredeyse bütün televizyon ve gazeteler “darbe gecesi” programı yaptı.
Bunlardan biri de Özlem Gürses’in Halk TV’de sunduğu Açıkça programıydı.
İlgiyle izledim.
İlgimin nedeni konuklardan biriydi.
Yayına internet üzerinden bağlanan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ne diyecekti diye merak ediyordum.
Söyledikleri ile yanıltmadı beni.

Program sunucusu Özlem Gürses’in “kayıp silahlar” konusundaki sorusuna Hanefi Avcı aşağı yukarı şu yanıtları verdi:
“Birincisi vatandaşın taşıma veya bulundurma ruhsatı ile aldığı, sonradan kaybettiği, ikinci ise 15 Temmuz gecesi emniyetin dağıttığı silahlardır. Büyük bir rakam olduğunu sanmıyorum. Devlette kayıtsız silah yoktur. Arşivde kayıtları vardır…”
Bu tümce önemli.
“Devlette kayıtsız silah yoktur…”
Dileyenler Hanefi Avcı’nın sözlerini BURADAN izleyebilir.

Biraz tarihte yolculuk yapalım öyleyse.
Yıl 1997.
Susurluk kazasından sonra ortaya öyle bilgiler yayılmış ki, kim neyi nerede nasıl yapacağını tam olarak kestiremiyor.
Her yerden bilgi ve belge yağıyor.
O sırada TBMM’de Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in danışmanıyım.
Eski bir haber kaynağım elindeki belgeleri paylaşmak istedi.
Milletvekilimin de izniyle belgeleri aldım.
Sıra geldi değerlendirmeye.

Belgeler bir dönem PKK militanı olmuş, yakalandıktan sonra itirafçılığı seçmiş, devletin bilgisi ve isteğiyle PKK’ye yönelik operasyonlarda kullanılmış ve sonunda arkadaşları Cem Ersever ile Neval Boz gibi kafasından vurularak Ankara’nın çıkışına bırakılmış Mustafa Deniz’e aitti.
Mustafa Deniz’in el yazısı ile itirafları ve mahkeme kararları bulunan belgelerin içinde birisi özellikle dikkatimizi çekti.
Üzerinde sadece “BELGE” yazıyordu.

Okuduk.
Eğdik, büktük, sağa sola sorduk.
Sonuç: Belge doğruydu.
Peki belgede ne yazıyordu?
“Aslen Ağrı ili Merkez Leylekpınar mahallesi nüfusuna kayıtlı İbrahim oğlu 1965 doğumlu MUSTAFA DENİZ itirafçı olup, güvenlik kuvvetlerine yardımlarından dolayı bölücü eşkıyanın hedefi olup hayatı her an harici ve ciddi tehlikeye maruz olduğundan silah taşıma ruhsatı müracaatı neticesi alınıncaya kadar kendi güvenliğini sağlaması amacıyla kendisine L-27507 seri nolu BROWNİNG marka tabanca verilmiştir. Gerektiğinde gerekli kolaylığın gösterilmesini, tereddüt halinde Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğünün 11799 ve J. Asayiş Komutanlığının 26173 nolu telefonlarından bilgi alınabilir.
İmza Hanefi Avcı-Emniyet Amiri.”

İş ciddiye binmişti.
Manisa Milletvekili Tevfik Diker konuyu yazılı soru önergesi ile meclis gündemine taşıdı.
Tesadüfe bakın, o dönemin İçişleri Bakanı, şimdinin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener.
İlk soru önergesine Dr. Meral Akşener imzasıyla şu yanıt geldi:
“Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı envanterinde söz konusu tabancanın kaydına rastlanılmamıştır. Dolayısı ile bahse konu silahın Mustafa Deniz dahil herhangi bir kimseye verilmesi söz konusu değildir…”

“Belgenin” izini sürmeye devam ederken bir sabah kapım çalındı.
Sivil kişi, jandarmadan geldiğini, bir konu ile ilgili istersem bilgi vermem için il jandarma komutanlığına gelmemi istedi.
Korkacak ne vardı ki?
Geliyorum dedim ve hazırlanıp çıktım.
Beş buçuk saate yakın il jandarma komutanının odasında bildiklerimi anlattım.
Sağ olsunlar kuru fasulye, bulgur pilavı ve yoğurttan oluşan karavanadan bile ısmarladılar.

Olay şuydu:
Mustafa Deniz’e verilen “belge” için yaptıklarımız Hanefi Avcı’yı kızdırmıştı.
O da oturup kendince bir rapor hazırlayan Hanefi Avcı, o dönem jandarma istihbaratta çalışan Yüzbaşı Sinan Yaşar’ın Bodrum Sun Clup’da gerçekleşen yasa dışı 40 bin dolar alımı konusunda beni de olayların içinde gösteriyordu.
Bilinen taktik bu.
Yaşandığı varsayılan olayın içine olayla ilgisi olmayan isimleri de katarsınız.
Olayla ilgili doğruluk payı artarsa, ilgisiz isimler de “suçlu” olur.
Neyse ki hayatta 40 bin doları bir arada görmemiş adamdım.

Hanefi Avcı, emniyetin İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı olmasına rağmen, kişisel olarak ilk kez bu tür başvurular yapan biri değildi.
Şimdilerde yurtdışından video ve sosyal medya üzerinden bir sürü olay hakkında bilgi veren Sedat Peker’i de, tıpkı benim gibi kişisel olarak şikâyet ettiğini biliyoruz.
Aynı Hanefi Avcı 20 Ocak 1997’de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı sıfatı ile verdiği dilekçede Sedat Peker’in bir alacağı tahsil etmek için Muhammet Kundakçı’yı “sıkıştırdıkları” yazar.
Ardından da bir sürü delil sıralar.
Koskoca İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı, devlet bürokrasisi içinde gereğini yapmak gerekirken, şikâyet dilekçeleri ile sorun çözmeye uğraşır.
Hatta bunun için şimdilerde Sedat Peker’in kullandığı yöntemi kullanarak, “Mayıs 1996’da falanca telefon ile falanca telefonun incelendiğinde irtibatı gözükecektir” yazar.

Biz konumuza dönelim.
Jandarmada ifade, Hanefi Avcı’nın suçlamaları derken Tevfik Diker’in soru önergelerinden üçüncüsünde gerçek ortaya çıkar.
Dönemin İçişleri Bakanı Dr. Meral Akşener’de gerçeği kabul eder.
Böyle bir belge vardır.
Akşener, 13 Mayıs 1997’de yazılı soru önergesine verdiği yanıtta “yarım ağızla da olsa” belgenin gerçekliğini şu sözlerle açıklar:
“Hanefi Avcı tarafından Mustafa Deniz’e verilen belge silah taşıma belgesi değildir. Bahse konu belge Mustafa Deniz’in itirafçı olduğunu ve hayati tehlikede olduğunu belirten bir belgedir…”
Belge doğru ama silah yok.
Nerede bilen bile yok.
Peki Hanefi Avcı’nın katıldığı televizyon programında söylediği gibi L-27507 seri nolu BROWNİNG marka silahın menşeini araştıran oldu mu?
Elbette hayır.
Konu kapandı gitti…

Polisliğe adım attığında “solcuları” işkenceden geçirmekle işe başlayan Hanefi Avcı’yı en iyi anlatanlardan biri de MİT eski anti-terör Daire Başkanı Mehmet Eymür’dür.
Eymür’ün Hanefi Avcı hakkındaki iddialarına BURADAN ulaşabilirsiniz.
Fikir edinmek için iki küçük ip ucu daha vereyim.
Hanefi Avcı’yı Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne getiren dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü, sonrasının DYP İstanbul Milletvekili ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’dir.
Avcı’nın Diyarbakır’da görev yaptığı sırada faili meçhul cinayet sayısına bir bakın.
Tarihinde o kadar artış var mıdır?
Necdet Menzir’in İstanbul Emniyet Müdürü olduğu dönemde İstanbul İstihbarat Şube Müdürü de yine Hanefi Avcı’dır.
O dönemde İstanbul’daki en büyük siyasi cinayet nedir?
Elbette Gazi Mahallesi olayları.

Hanefi Avcı’nın katıldığı televizyon programında söylediği tek doğru, “Hukuk ve adaletin işlemediği ülkelerde böyle tartışmaların yaşanacağı” sözleridir.
Öyle olmasaydı, devletin yetkisindeki silah ruhsatını helvacı kağıdına yazıp imzalayacak ne emniyet amiri olurdu ne de Mustafa Deniz’in ölümü karanlıkta kalırdı.
İyi ki demokrasi ve hukuk derken geçmişi unutmuyoruz.
Ve iyi ki tarih, Hanefi Avcı gibileri izlerken gülümsetiyor.