A3 Haber

CHP Sözcüsü Öztrak’tan Erdoğan’a: O kutsal mabedi kiniyle kirletti

CHP Sözcüsü Öztrak’tan Erdoğan’a: O kutsal mabedi kiniyle kirletti
Ocak 25
20:52 2022

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bir caminin mihrabına çıkıp savunmasız bir sanatçıyı, milletin bir evladını, dilini kopartmakla tehdit etti. Nefretini kustu. O kutsal mabedi, kiniyle kirletti. Ama bu tehdide bu nefret söylemine yargının çıtı çıkmadı. Nerede bu ülkede milletin hakkı, hukuku? Nerede adalet? Peki, şimdi o kadar mürekkep döktüğünüz, AB’den fonlar aldığınız, İnsan Hakları Eylem Planları, Strateji Belgeleri ne oldu? Hepsi çöpe gitti” dedi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.

Faik Öztrak’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

  • VATANDAŞA YAŞATTIĞI ZULMÜ GİZLERİM ZANNEDİYOR: Ülkemiz; gence düşman, kadına düşman, sanata ve sanatçıya düşman, tabiata düşman, sevgiye saygıya düşman, adalete ve hukuka düşman, hoşgörüye düşman, eleştiriye düşman, şarkı sözlerine, ata sözlerine düşman, milletini dilini kopartmakla tehdit edecek kadar gözü dönmüş bir ucube yönetimin elinde savrulup, duruyor. Ülkemizde korku duvarları çoktan yıkıldı. Bu tek kişilik ucube rejim, düşmansız var olamıyor. ‘Korkulur olmak, sevilir olmaktan daha güvenlidir’ taktiğinden medet uman bu meflûç yönetim, kendinden olmayanı düşmanlaştırarak, kin ve nefret tohumları ekerek, kendi beceriksizliğini, kendi kifayetsizliğini örtebilirim sanıyor. Bunun için milleti birbirine düşmanlaştırmaya, milleti tehdit etmeye, korkutmaya oynuyor. Bu beceriksiz yönetim; televizyoncunun haber yorumuna karışarak, sanatçının sahne kostümüne takarak, şarkı sözünden nem kaparak, vatandaşa yaşattığı zulmü gizlerim zannediyor. Bir sanatçıyı, hem de yüce Allah’ın mabedinde, dilini kopartmakla tehdit edecek kadar gözü dönebiliyor. Bir gazeteciyi kendine hakaret ettiği gerekçesiyle, hukuk dinlemeden, gecenin yarısı tutuklayarak, millete gözdağı vermeye kalkıyor. Elinde sadece çekiç olan, gördüğü her şeyi çivi sanırmış. Ama dediğimiz gibi bu ülkede korku duvarları çoktan yıkıldı. Milletimiz o sınırları çoktan aştı.
  • KUTSAL MABEDİ KİNİYLE KİRLETTİ: En son bir gazeteci, hak etmediği bir makama getirilen, o makamın değerini de düşürür anlamına gelen, bir atasözünü dillendirdi diye; beyefendi ‘vay cumhurbaşkanına hakaret ettin’ diyerek, bilindik zırhına arkasına yine saklandı. Gece yarısı hukuka aykırı olarak, cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla gazeteciyi gözaltına aldırdı. Yetmedi, tutuklattı. Bunla da doymadı, vesayeti altındaki Adalet Bakanı’na, yargıç cübbesi giydirerek, gazeteci hakkında hüküm verip, infazı gerçekleştirdi. Alenen ülkede hak, hukuk, usul ayaklar altına alındı. Bunlar da yetmedi. Saray muhafızı RTÜK alelacele devreye sokuldu. TELE 1 ve FOX TV gibi kanallara en ağır cezalar salındı. Yargısız infaz yapıldı. Ama hepsinden daha vahimi, daha ağırı, bu yetkilerle o koltuğa oturan Cumhurbaşkanı, AK Parti Genel Başkanı külahını giyip, bir caminin mihrabına çıkıp, savunmasız bir sanatçıyı, milletin bir evladını, dilini kopartmakla tehdit etti. Nefretini kustu. O kutsal mabedi, kiniyle kirletti. Ama bu tehdide bu nefret söylemine yargının çıtı çıkmadı. Nerede bu ülkede milletin hakkı, hukuku? Nerede adalet? Peki, şimdi o kadar mürekkep döktüğünüz, AB’den fonlar aldığınız, İnsan Hakları Eylem Planları, Strateji Belgeleri ne oldu? Hepsi çöpe gitti.
  • BİR HAKKIN AÇIKÇA KÖTÜYE KULLANILMASINI HUKUK DÜZENİ KORUMAZ: Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı 160 bin 169 kişi hakkında, cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla soruşturma başlatmış. 12 bin 881 yurttaşımızı da mahkûm ettirmiş. Hukukumuzda temel prensiptir: ‘Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını, hukuk düzeni korumaz.’ Ancak Partili Cumhurbaşkanı, tarafsız cumhurbaşkanlığı için getirilmiş bir hükmü, alabildiğine istismar ederek, muhalefeti ve milleti susturmaya çalışıyor. Bugün bu ülkede en önemli açığın; Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına, laik cumhuriyet ilkesine bağlı, milletin huzur ve refahı için çalışan, üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getireceğine, namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine sadık, bir cumhurbaşkanı olduğunu artık herkes biliyor. Emaneti ehline vermenin, layık olanı, layık olduğu makama getirmenin önemini, sadece atasözlerimiz ifade etmiyor. Peygamberimizin de ‘iş layık olmayana verildiği zaman kıyameti bekle’ diyen açık bir hadis-i şerifi var. Bugün, ne yazık ki, yaşadığımız her krizle, bunu çok acı şekilde tecrübe ediyoruz.
  • BÖYLE BİR SKANDALLA İLK DEFA KARŞILAŞIYORUZ: İşte en son, üretime vurulan darbe. Organize Sanayi Bölgeleri’nin elektriği üç gün kesildi. Doğal gaz tedariki de yüzde 40 azaltıldı. Tüm Türkiye’de üretim durdu. Böyle bir skandalla, cumhuriyet tarihimizde ilk defa karşılaşıyoruz. Ortada çok büyük bir yönetim krizi var. İran’dan gelen doğal gazda, hemen hemen her kış sorun yaşanır. Ama bu nedenle, ülkenin tamamında üretimin durdurulduğuna, ilk kez şahit olduk. Buna şaşırdık mı? Hayır! Aslında perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi. Başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere, geçtiğimiz ağustos ortasından bu yana bu kibirli yönetimi uyarıyoruz. ‘Önümüzde kara bir kış var, doğal gaz depolarında yeterince gaz yok’ diyoruz. ‘Böyle giderse kış günü ya gazsız kalacağız ya da çok yüksek maliyete katlanacağız, tedbir alın’ dedik. Biz bu uyarıları yaptığımızda, doğal gaz depolarımızda doluluk oranı, yüzde 54’e düşmüştü. Bugün itibariyle doluluk oranı sadece yüzde 27’dir. Oysa 2018 ve 2019’un ocak aylarında, yani aynı ayda; depolarımızın yüzde 80’i, 2020 ocak ayında yüzde 60’ı, 2021 ocak ayında ise yüzde 57’si doluydu. İşin ilginç yanı, biz bu verileri dillendirmeye başlayınca, EPİAŞ gün gün açıkladığı, depolanan gaz rakamlarını, birdenbire yayımlamayı durdurdu. En son veri, 18 Ocak 2022 tarihinde kaldı. Her işlerinde bir karartma, her işlerinde bir hinlik ve tabi sonunda kapatma ve keşmekeş. Daha dün trollerine, ‘Karadeniz’de gaz bulduk, kombilerinizi yaz günü de açın’ diye mesajlar attırıyorlardı. Bugün depoda yeterli gaz olmadığı için sanayicimizi kış gününde gazsız, elektriksiz bıraktılar. Ortada çok ciddi bir plansızlık, çok ciddi bir görevi ihmal var. Yönetememe var. Koskoca Türkiye’nin, böyle bir kriz anında uygulamaya koyacağı, bir acil eylem planı olmadığını da hep beraber öğrenmiş olduk.
  • BASİT BİR İŞLETME GİBİ DE YÖNETEMEDİNİZ: Enerji Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanını da yanına almış, sanayicilerimizle bir toplantı yapmış. Sanayi Bakanı, toplantıda ‘fabrika bazında değil sektörel çözüm önerileri rica ediyorum’ demiş. Bir de eleştiri kabul etmiyorum diyerek, bazı iş insanlarına ayar vermeye kalkmış. Acil eylem planı yok. Sektör bazında bir düzenleme yok. Oysa Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Dolayısıyla enerji tedarikinde bir sıkıntı olduğunda, hangi kritik sektörlerin, hangi kritik fabrikaların çalışılır halde tutulacağı, hangilerinde kesintilerin yapılacağı, elektrik kesintilerinin sistemde nasıl dolaştırılacağı, daha önceden çalışılıp, bilinmeliydi ama ‘devleti devlet gibi değil, şirket gibi yöneteceğiz’ diyenler, kamuda aksiyon almak deyiminin mucitleri, böyle bir krizde nasıl aksiyon alacaklarını bilemiyorlar. Bıraktık devleti devlet gibi yönetmeyi, basiretli bir iş insanının, basit bir işletmeyi yöneteceği gibi bile yönetemediniz. Sizleri bu kafayla, hangi özel sektör işe alıp da o koltuklarda oturturdu?
  • BU BECERİKSİZLİKLER SANAYİCİYE GAZ VANALARINI KAPATTIRDI, ELEKTRİK ŞARTELLERİNİ İNDİRTTİ: Özellikle Organize Sanayi Bölgelerindeki sanayicimiz, ne yapacağını şaşırdı. Bu beceriksizler, en sonunda sanayiciye gaz vanalarını kapattırdı, elektrik şalterlerini de indirtti. Böyle bir ülkede sanayici nasıl üretir? Dünyayla nasıl rekabet eder? Nasıl iş ve istihdam yaratır? Sarayın kibirlisi aylardır, üretim, ihracat güzellemesi yapıp, durdu. Altyapımızı güçlendirdik diyerek, millete dövize endeksli otoyolları, köprüleri gösterdi. Bunların üstüne de millete yeni ekonomi modeli masalları anlattı. Ama sonunda gördük ki ülkemizde, enerji arz güvenliğini sağlayacak ne bir enerji politikası var ne de güvenilir bir enerji alt yapısı var. Enerji iğneden, ipliğe her şeyin temel girdisi. Şimdi üretimdeki kayıplar, daha fazla gelir kaybı, daha yüksek enflasyon, daha çok işsizlik olarak, milletimize fatura edilecek.