A3 Haber

Rusya, İran ve otokrasi sonrasının tehlikeleri: Putin ve mollaların geleceği… | Robert D. Kaplan yazdı

Rusya, İran ve otokrasi sonrasının tehlikeleri: Putin ve mollaların geleceği… | Robert D. Kaplan yazdı

Rusya, İran ve otokrasi sonrasının tehlikeleri: Putin ve mollaların geleceği… | Robert D. Kaplan yazdı
Kasım 07
08:32 2022

Türkiye’nin yanıbaşında iki büyük toplumsal, siyasal, ekonomik kazan kaynıyor. Bir yanda Rusya-Ukrayna savaşı, diğer yanda İran’daki toplumsal basınç ve protestolar… Amerikalı siyaset ve dış politika yazarı Robert D. Kaplan, doğudaki bu iki büyük ülkede yaşananları ve olası sonuçlarını, Project Syndicate’de yayımlanan yazısında analiz etti. Ayşen Tekşen Türkçeleştirdi…

Robert D. Kaplan | Savaş alanında yenilgiyle yüz yüze gelen Rusya ve bir kez daha İran’ı içine çeken kitlesel protestolar açısından değerlendirildiğinde, iki ülkenin de rejimleri kırılgan görünüyor. Ama tiranlığın sonunun demokratik bir geçişten ziyade tehlikeli bir siyasi boşluğa yol açması olasılığı daha yüksek.

Bazen bir haberin dolaşımda olması sesten fazlasını içerir. Ufkun ötesinde ne olabileceğine dair yüksek sesli, tekinsiz bir işaret verir. Bu ay daha umutlu, tehlikeli ve köklü biçimde farklı jeopolitikler ortaya çıktığında olan da buydu. Sözcüğün tam anlamıyla birkaç gün içinde Ukrayna’daki Rus ordusunun yıkımın eşiğine gelmesine ve İran şehirlerinin sokaklarında bir rejimin küçük düşmesine tanıklık ettik.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in askerlerinin, kontrolleri altındaki sivillere işkence ve kötü muamele ettikten sonra aniden mevzilerini terk eden ve ilerleyen Ukrayna güçlerinden kelimenin tam anlamıyla kaçan gezgin bir güruhtan bir nebze fazlası olduğu anlaşıldı. Putin’in faşist eğilimli ulusal güvenlik devleti küle dönüşüyor olabilir. Putin’in nükleer savaş tehdidinin açığa kavuşturduğu tek şey, yok olmalarının hemen öncesinde otokrat rejimlerin en tehlikeli noktaya geldiğidir.

İran’a gelince, düzinelerce şehre yayılan kitlesel protestolar ve İslam Cumhuriyetinin son bulmasını isteyen kalabalıklar, rejimin kendi tebaası nezdindeki itibarsızlığını eksiksiz olarak göz önüne serdi. Başörtüsünü uygun uygun şekilde takmadığı için gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin sözde ahlak polisi tarafından öldürülmesi, sosyal medya kanalıyla yayılan öfke yangınının kıvılcımı oldu. Ama yangının kaynağı onlarca yıllık baskı, yozlaşma ve çökmüş bir ekonomiydi.

Ukrayna savaşı Avrupa ve aslında küresel jeopolitiği zaten değiştirdi. Ama Putin rejiminin sonlanması daha da öngörülemez değişikliklere yol açacaktır: NATO ve Avrupa Birliği doğuya doğru genişlerken Rusya Federasyonu dağılabilir. Aynı şekilde, İran’ın dini rejiminin devrilmesi de onlarca yıldır süren Sünni-Şii mezhep savaşını hemen hemen sonlandırarak ve İsrail ile muhafazakâr Arap devletleri arasındaki stratejik durumu büyük ölçüde iyileştirerek tüm Orta Doğuyu değiştirecektir. Lübnan ve Suriye bir yana, Irak bile bu sayede istikrara kavuşabilir.

Ne Rusya ne de İran rejimi şu anda belirgin bir tehdit altında değil. Her ikisi de yıllarca dayanabilir. Ama bu ay onların nihai yok oluşunun anlık görüntüsüne tanık olduk. Putin Ukrayna’yı yenemeyeceği ve hatta bir yenişememezlik durumu bile sağlayamayacağı ve mollalar da kendi halklarının geniş kesimleri tarafından açıkça hor görüldüğü için, yıkılmaları bir “olasılık” değil, “ne zaman” meselesi olarak değerlendirilmeli. Askeri bir yenilginin, bir öfke patlamasının ya da muğlak ve sembolik bir eylem haberinin anında sosyal medyada yayılabildiği bir dünyada Putin ve İran Dini Lideri Ali Hamaney gibi adamlar için huzurlu uyku yoktur.

Öte yandan, bu rejimlerin gerçek bir geleceği olmamakla birlikte, onların yerini alacak net ve kurumsal olarak sürdürülebilir bir alternatif de yoktur ve jeopolitik tehlike de burada yatar. Nihayetinde, sıradan iki ülkeden söz etmiyoruz. Rusya, nükleer silaha sahip büyük bir güç. İran, nükleer güç olmanın eşiğinde duran, Orta Doğu ve Orta Asya’nın en önemli mihver devleti.
Demokrasi kazandığında bile, bu alanda gerçek bir geleneği olmayan ülkelerde bir gecede ortaya çıkmaz. Genellikle yıllar süren kargaşalar yaşanır. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra gördüğümüz 1990’lar Rusya’sı, Rusların yaklaşık %70’inin yoksulluk sınırında ya da altında yaşamasına neden olan yaygın suç, ekonomik kaos ve kötü yönetilen reformlar dönemiydi. Bu işlevsiz demokrasi girdabından sonunda Putin ortaya çıktı.

Gariptir ki İran 1979’da çok daha az sancılı, normalden uzun bir siyasi geçiş süreci yaşadı çünkü mollaların amacı asla demokrasi değildi. Aksine, Şahın otokrasisinin yerine hızla dini despotizmi koydular. Ama mollalar kendi toplumlarına o kadar zarar verdiler ki teokrasi-sonrası bir İran yönetilemez nitelikte olabilir ve hatta çeşitli etnik ve coğrafi çizgilerde parçalanabilir.

İşte bu nedenle, önümüzdeki yıllarda bu rejimlerin düşüşüne eşlik edecek olan demokratik zafer sarhoşluğunun yerini hızla Moskova ve Tahran’da belki de daha köktenci güçlerin –Rus aşırı milliyetçileri ve İran Devrim Muhafızları- fırsat kolladığı korkunç bir siyasi boşluğun yıpratıcı kabulü alacaktır. Bir tiranlık ne kadar yıkıcıysa, ardından gelen anarşi de genellikle o kadar yaygın olur.

Tiranlığın sonunun şekillendirdiği bu kaotik dünyada, düzen arayışı ağırlık kazanacaktır. Entelektüeller ve politikaya yön verenler arasında otokrasi korkusunun yerini anarşi korkusu alacaktır. Putin ve mollaların arkalarında bırakacakları tamamen parçalanmış devletler ve toplumları istikrara kavuşturmanın ne kadar zor olduğu düşünüldüğünde bunu anlamak daha kolaylaşır. Otokrasinin çöküşü demokrasinin işini daha da zorlaştıracaktır.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

Robert D. Kaplan kimdir?

Robert D. Kaplan, Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nde jeopolitik başkanıdır. 30 yılı aşkın süredir bu alandaki çalışmaları, diğer gazeteler ve yayınların yanı sıra The Atlantic, The Washington Post, The New York Times, The New Republic, The National Interest, Foreign Affairs ve The Wall Street Journal’da yayımlandı. The Tragic Mind: Fear, Fate, Burden of Power, Balkan Ghosts ve Türkçeye de çevrilen Coğrafyanın İntikamı çeşitli kitapları arasında yer alır.

About Author

Ahmet

Ahmet

Related Articles

TÜM HABERLER