A3 Haber

Ece Temelkuran yazdı: Türkiye’de yaşanıyor olsaydı, Trump’ın yaptıklarına darbe girişimi derdik

Ece Temelkuran yazdı: Türkiye’de yaşanıyor olsaydı, Trump’ın yaptıklarına darbe girişimi derdik
Kasım 18
11:56 2020

Gazeteci-yazar Ece Temelkuran, ABD seçimlerinden sonra yaşanan süreci The Guardian’a yazdı. Trump’ın ne yapmak istediğine ilişkin bir analiz kaleme alan Temelkuran, “Gerçekleri ve seçimi kaybettiğini kabullense bile, Trump’ın ‘hareketi’ önümüzdeki dört yıl boyunca Biden’ın meşruiyetini sürekli olarak tehdit eden paralel bir politik gerçeklik sürdürmeyi görev bilecektir. En önemlisi, devlet aygıtına yaptığı son atamalar ve anti-demokratik taraftarları bir araya getirmesiyle, Trump kendi gölge devletini şimdiden kuruyor” dedi. Ece Temelkuran’ın analizini Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Joe Biden’ın biyografi yazarı, CNN’deki konuşmasında Başkan Trump’ın rakibinin başarısını kabullenmemesinin dünyanın her yerindeki “otoriter rejimlere büyük bir rahatlık verdiğini” söyledi. “Bu [onlar için] bir haz kaynağı…” Benim ülkem, Türkiye, bu otoriter rejimler sınıfına giriyor. Ama ABD’de olup bitenin, oradakiler için haz değil korku kaynağı olduğunu söyleyebilirim. Biz politik bir krizin fiili bir darbeye dönüşmesinin işaretlerini tanıyoruz –o halde, buyurun bir uyarı kelamı.

Sosyal medyadaki acı esprilere hiç takılmayın (“Amerika başka ülkelerin başkanlarını seçmede daha hızlı davranır”), dünyanın her yerinde Trump’ın yenilgisi bir domino etkisi beklentisiyle kutlanıyor. Bu coşku ABD’nin demokrasinin yol göstericisi olduğu inancından kaynaklanmıyor. İnsanlar, Trump gittiğinde 21’inci yüzyıla özgü mafya üyesi diktatörlük ağının ağır bir darbe yiyeceğine ve dünyanın da yakın tarihin gidişatını tersine çevirebileceğine inanmak istiyor. Ama işler o kadar basit görünmüyor.

Bir uyarı: Trump’ın amacında başarılı olacağını öngörmüyorum. Başkan kalması için açık olan birkaç yolda ilerlemesi güç olacaktır. Hafta sonunda yaptığı açıklamalar -hem kendisinin hem de Biden’ın kazandığını söyledi- gerçeği kabul etmeye daha yakın olabileceğini düşündürüyor. Ama bu aynı zamanda, sonucun kabullenilmesinin altını oymakla ilgili bir şey: Ülkenin önemli bir kesimi medya ya da Kongre ya da Demokratlara güvenmiyor ve şimdi seçime dayalı demokrasinin fiili işleyişi de onların gözünde saygınlığını yitirdi.

Yine de Washington’da bir kararsızlık hayaleti dolaşıp duruyor. Trump yönetimi karmaşa tohumları ekmek ve Biden’ın zafer kazanmasına katkısı olan, posta yoluyla kullanılan oyları tartışmaya açmak için elinden gelenin en iyisini yaparken seçilmiş başkan “başkanlığa” uygun bir serinkanlılıkla davranıyor; dünya liderlerinden çağrılar alıyor ve bunların ABD’nin dünyadaki saygınlığını geri kazanmasında ilk adımlar olduğunu düşünüyor. Bu saraylı davranış , iktidara yönelik bu “bekle ve gör” yaklaşımı ABD kurumlarının sağlamlığına duyulan güvenden kaynaklanıyor.

Ama çağdaş otoriterizm insanlara açıkça baskı yaparak değil, zaten gücünü kaybetmiş kurumların ahlaki çürümesini hızlandırarak çalışır. Her şey -Senato ve Yüksek Mahkemeden basına ve en önemsiz yerel devlet dairesine kadar- devletin ve toplumun uzantılarının önümüzdeki birkaç gün ve haftada nasıl davranacağına bağlı. Ve Trump dört yıldır bu kurumları manipüle ediyordu: Görevi süresince baş döndürücü bir hızla mahkemeleri sağ görüşlü yargıçlarla doldurmasını düşünün. Kurumların belirleyici olacağına inandıkları için, açıkça Biden’ı destekleyen medya kuruluşları bile gerçekleri konuşma konusunda duraksıyor. Hiç kuşkunuz olmasın, bu bir darbe girişimidir. Eğer aynı şey Türkiye’de gerçekleşseydi dünya medyası bunu böyle adlandırmak için vakit kaybetmezdi.

Bu, aynı anda pek çok yerde birden oluyor: “İkinci Trump yönetimine yumuşak geçiş” sözü verirken Mike Pompeo’nun -“liberal olmayan demokrasilere” özgü bir yüz ifadesiyle- sırıtışı; Pentagonda ani çekirdek kadro değişiklikleri; Cumhuriyetçi senatörlerin hesaplı sessizliği; Trump’ın, onu karşıtlarının inandığından daha ileriye taşıyabilecek bir gücü ima eden “halk” ve “hareket” söylemleri. Trump’ın meşhur kaybetme alerjisine gönderme yaparak, davranışlarını ruhbilimsel açıdan analiz edenler şunu unutmamalıdır: Darbeler her zaman dramatik bir Reichstag yangınıyla değil bazen de belirsiz ve anlaşılması zor entrikalarla başlayabilir. Amerikalılar bizim ülkelerimizi, bizim onlarınkini tanıdığımız kadar iyi tanımadığından, bizim ülkelerimizde de her şeyin tam olarak böyle gerçekleştiğini onlara söyleyebiliriz –kurumlara güvendik ve liderin buna cesaret edemeyeceğinden emindik.

Günümüzün otoriter toplumları tam anlamıyla birer diktatörlük, tek parti devletleri değil –olmaları da gerekmiyor. Kitleleri tetikte tutarak ama liderlerin sonuçları umursamadan, cezalandırılma korkusu olmadan hareket edebilmesini sağlayarak, krizler üretiyor ve siyasi istikrarsızlığı sürdürüyorlar. Amerikan demokratları Trump’tan açık bir iktidarı ele geçirme hareketinden ziyade, kitleler yorulana ve ilgisini kaybedene kadar her şeyi havada tutan, çıldırtıcı ölçüde belirsiz bir süreç beklemeli. Gerçekleri ve seçimi kaybettiğini kabullense bile, Trump’ın “hareketi” önümüzdeki dört yıl boyunca Biden’ın meşruiyetini sürekli olarak tehdit eden paralel bir politik gerçeklik sürdürmeyi görev bilecektir. En önemlisi, devlet aygıtına yaptığı son atamalar ve anti-demokratik taraftarları bir araya getirmesiyle, Trump kendi gölge devletini şimdiden kuruyor.

Cumhuriyetçilerin ve iktidarın devredilmesinden sorumlu resmi dairelerin sessizliği, “liberal olmayan demokrasi” işinde deneyimli olan bizlere paralel politik gerçeklikler yaratan düzeneğin harekete geçmeye hazır olduğunu söylüyor. Amerikalı liberallerin, kendi ülkelerinde olabileceklerin dehşet verici ama yine de imkansız bir örneği olarak gördüğü Türkiye gibi ülkelerde yaşıyorsanız imkansız bir yarının, aslında çok da hızlı bir biçimde, bugünün gerçeği olabileceğini bilirsiniz.

(Çeviri: Ayşen Tekşen) 

Ece Temelkuran: Türk gazeteci ve siyaset yorumcusu olup “Bir Ülke Nasıl Kaybedilir: Demokrasiden Diktatörlüğe 7 Adım” kitabının yazarıdır.