A3 Haber

Demokrasi istiyorsanız: Konfor alanınızdan ne kadar vazgeçebilirsiniz?

Demokrasi istiyorsanız: Konfor alanınızdan ne kadar vazgeçebilirsiniz?

Demokrasi istiyorsanız: Konfor alanınızdan ne kadar vazgeçebilirsiniz?
Şubat 05
07:00 2024

Gazeteci Süleyman Gençel tutuklandı.
En yalın ve basit hali bu.
AKP’nin eski İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı şimdinin Erdoğan tarafından “atanan” 9 Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hotar’ın açtığı hakaret davalarının sonucu aslında yaşananlar.
“Görev başındaki memura hakaret…”
Çok şatafatlı.
Hızlı ve anlamlı yargılama.
Örneğin Yargıtay’ın “onama” kararı UYAP sistemine düşer düşmez alınan tutuklama kararı ve ertesi sabah kapıya dayanan polisler.
Örneğin, İnfaz Hakimine uğramadan hızla savcının önüne konan dosya.
Ya da yıllar önce benzeri bir kararın tam da Süleyman Gençel kemoterapi görürken yine hızlıca işleme konma telaşı.
Hastane odalarında elinde serum şişesi ise oynanan kovalamaca, saklanmaca.
Çocuk olsak belki hoşumuza gidecek olan ama büyüdükçe yürek burkan hırs.
Sevgili Yeşim yengenin de amansız o hastalığa yakalandığı günler ve aylar boyunca çekilen korkular, yaşanan endişeler.
Hepsini topladığınızda “korku ikliminin” hüzünlü öyküsü.

Serkan Kurtuluş’un meşhur “FETÖ BORSASI” soruşturmasında adı ortaya çıkınca yaşadıklarımızı kimseler bilmez.
Gürcistan’dan kurduğumuz irtibat, Yunanistan’da görüşmek umuduyla planladığımız yollar, buluşma yerleri, sorular, yüzleşmeler.
Arjantin’de yakalandıktan sonra ulaşma çabamız, dil sorunu nedeniyle çevremizden istediğimiz yardımlar, hiç tanımadığımız insanların uzattığı eller ile aştığımız sınırlar.
Cezaevinden telefon ile röportaj yapabilmek için çevirdiğimiz numaralar, kesilen, bloklanan telefonlar, Serkan Kurtuluş’un anlattıkları karşısında kilitlenen çeneler, dehşetle açılan gözlerimiz, dilekçeler, ses kayıtları çözümleri, avukatların koşturmacası, umutla beklenen sonuç, sonunda bir sürü gerekçe sunularak verilen “takipsizlik” kararı.
Birbirimizden gizli döktüğümüz gözyaşları, umutsuzluk günleri, endişeli bekleyişler, saatler süren gözaltılar, bir iki günlük hapisler, yengeden sakladığımız cezaevi giriş çıkışları.
Hepsi ama hepsi birkaç yılın içine sığan “karanlık ve cüretkâr” ellerin iğdiş ettiği hukuk düzenini içinde Süleyman Gençel ile birlikte yakın çevresinin yaşadıkları.
İşte o “Gazeteci Süleyman Gençel tutuklandı…” tümcesinin yalın ve basit halinin arkasındaki uzun, yorucu, kimi zaman can alıcı gerçek.

Yirmi yılı aşkın süredir arkadaşım, dostum, çoğu zaman sırdaşım.
Kızdığım, sevindiğim, birlikte ağladığım, güldüğüm sıradan bir insan.
İşyerinin kapısında saldırıya uğrayınca işin peşini bırakmayan, kimler tarafından “yok edildiği” bilinmeyen çevredeki kamera görüntüleri, tutuklansın diye suç uydurulan, hasbelkader hukuk içinde kalan hakimlerin tutuklamadığı, inatla sürdürdüğü hukuk mücadelesinde “mağdur” olmak yerine “sanık” olup şimdi de özgürlüğü elinden alınan bir gazeteci.
“Gazeteci yazdığından değil, yazmadığından para kazanır” demişti bir meslek büyüğümüz.
Şimdiki zamanda “Gazeteci yazdıkları için tutuklanır” diye ekleme yapmak gerekiyor.
Süleyman Gençel iktidarın yarattığı hukuk düzeninin ilk kurbanı değil.
Onlarca gazeteci, aktivist, siyasetçi bu düzene “karşı olduğu için” bu ülkenin, insanlarının daha “demokratik” bir yönetimle yaşaması için cezaevinde.
O yüzden Süleyman Gençel’i de “içeri” atmaları benim için şaşırtıcı değil.
Demokrasi de öyle birilerin “tepeden inme” verdikleri “bahşiş” değil.
Tam da bu yüzden demokrasi mücadelesi, onun için çabalayanların kendi hayat konforlarının ne kadarından vazgeçtikleriyle doğru orantılı.
O konfordan vazgeçebildiğiniz ölçüde demokratsınızdır.

Bunca kelime elbette boşuna yazılmadı.
Süleyman Gençel’in tutuklanmasının ardından doğal olarak (telefonu kapandığı için) kendisine ulaşmak mümkün olmadı.
Merak eden, desteğini iletmek isteyenler de çoğunlukla sosyal medya aracılığı ile kimileri de bana ulaşarak duygularını aktardılar.
Bilen bilir, rehberimde kayıtlı olmayan kimsenin telefonunu açmam.
Çünkü çokça küfür, tehdit yemekten bıktım, bir de mal satmaya kalkanların dakikalarca ikna etme çabaları telefonla arama böyle bir mesafe koydu.
İlk kez bu inadımı kırdım.
Arayan herkese dilimin döndüğünce durumu anlattım, dileklerini dinledim.
Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.
Tek şaşırdığım (hiç beklemiyordum) Karşıyaka’nın eski Belediye Başkanı, şimdinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay’dan gelen mesaj oldu.
Desteğini ilettiği mesaja teşekkür ederek yanıt verdim.
Yarın bugün “hiç görüşmedim” dersem yalancı çıkmayayım diye özellikle yazıyorum.

Pek çok dostu gibi, Süleyman Gençel’in tutuklandığı gece benim için de zor geçti.
Kafamda deli sorular bir uyanıp bir uyudum.
Uyanık kaldığım süre içinde gelen mesajları, aramaları, sosyal medya paylaşımlarını gözden geçirme olanağım oldu.
Bizim ve sizin mahalle kavramının bir kez daha bu toplumu ortasından nasıl da ikiye böldüğüne tanık oldum.
Sadece sizin ve bizim mahalle değil, bizim mahallede de ayrıca sizden ve bizden kavramının artık iyice yerleştiğini yaşadım.
Tek bir örnek vereyim, gerisini gerekirse yazarım.
Süleyman Gençel’in eşi Yeşim yengenin ağır tedavi gördüğü dönemde, uykuların uykusuzluklara karıştığı bir sabah, hem de erken denilecek saatte benim bir yazım nedeni ile Süleyman Gençel’i arayıp “Serdar Öztürk benim muhatabım değil, o yüzden seni arıyorum. Seninle dostluğumu bitiriyorum” diyen siyasetçi ve onun mahallesi ölü balık taklidinde.
Bizans medyası da ölü balık taklidi yapmayı sürdürüyor.
Sadece kendi çevrelerinde “demokrat” oldukları için başkaları pek umurlarında değil.
Süleyman’ın da bu umursamazlık “umurunda” değildir ama ben tarihe not düşülmesi için yazmış olayım.

Şimdi sizlerle başka bir olay paylaşayım ve “konfor alanından” vazgeçmeyenlere örnek olsun.
Hepimiz hemfikirizdir ki Türkiye’de muhalefet uzun süredir muhalefet değil.
Çoğunlukla iktidarı ve Erdoğan’ı eleştiren, “ne yapacağını” anlatmaktan ve bunun için “gerçek” çaba harcamaktan kaçınan bir muhalefetimiz var.
Tek biri için değil tamamı için bu durum geçerli aslında.
Bu yüzden de halk bir türlü muhalefetin peşine takılmıyor, desteklemiyor, onlar da yerlerinde saymaktan ve “konforlu alanlarını” bırakmamaktan gayet hoşnutlar.

Süleyman Gençel neden cezaevinde?
9 Eylül Üniversitesi Rektörü ve eskinin AKP’lisi (bana göre hala eli kolu içeride) Nükhet Hotar’ın şikâyeti üzerine.
Tarihi biraz geri saralım.
Kendisini “yandaş olmayan” diye tanımlayan TV kanallarından birinde hafta sonunda “sanat” adı altında CHP’li belediyeleri “söğüşleme” programı yapılıyor.
Adı da kendi gibi şatafatlı…
İşte bu programın o hafta sonu yapıldığı yer İzmir’in Narlıdere ilçesi.
Programda bir de belediyenin çocuk korosu var.
Ne hikmetse çocuklar programa çıkamıyor, o kısmı iptal ediliyor.
Sonradan anlaşılıyor ki, konunun çekirdeğini oluşturan çocukların büyük bölümü 9 Eylül Üniversitesi Konservatuarı’nda da kadrosunda.
Yani AKP’li rektör, CHP’li belediyenin sanat etkinliğini bildiğiniz baltalıyor.
Sonra ne mi oluyor?
CHP’li o belediye durumu “düzeltmek” için baltalayanın kapısını çalıyor.
İnternet arama motorlarından birine yazın, CHP’li belediye ile AKP’li rektörün nasıl bir anlaşma yaptıklarını, birbirlerine nasıl “övgü” dolu sözler söylediklerini görürsünüz.
Peki nedir bu “ittifakın” sırrı?

CHP’li Narlıdere Belediye Başkanı kim?
Ali Engin.
Üç dönem önce milletvekili seçimleri öncesi, kendi partisinin adayı gazeteci Atila Sertel’i yandaşlarına “ihbar ettirip” adaylığını düşüren kim?
Ali Engin.
Peki, Narlıdere’de engelliler için ayrılan alana yapılacak projesi iptal edip, tenis kulübü açmak için yandaşlarına ihale veren kim?
Yine Ali Engin.
Sıkı durun size son bir bomba anlatayım.

İsmet Orhan.
Urla ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclis üyesi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Komisyonu Başkanı.
Kasım 2019’da İsmet Orhan siyasi kariyerine bir yenisini ekliyor.
Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından kültür sanat işlerinden sorumlu başdanışman olarak atanıyor.
Siyasi kariyer “planlaması” yapanlar için İsmet Orhan bir anda önemli bir isim oluyor.
Bütün içinde kapılar açılıyor, hürmet tavan yapıyor.

İsmet Orhan CHP Genel Başkan Başdanışmanı olduktan sonra işlerini halletmeye “belediye otobüsü” ile gidecek değil herhalde.
O yüzden altına Toyota marka “makam aracı” tahsis ediliyor.
Plakası da 35 EB 5000.
Arabayı kendi sürecek hali yok, ona da çare bulunuyor şoför ayarlanıyor.
Adı Berkan Aksoy.
Ne var bunda demeyin.
Hem araç hem de sürücüsü Narlıdere Belediyesi’ne ait.
Sadece araç ve sürücü mü?
Orhan’ın otel, yemek, yakıt ve diğer tüm ihtiyaçları da Narlıdere Belediye’nden karşılanıyor.
Yani benim sizin vergilerimizden.
Araca ait binlerce lira trafik cezası ve en çok da otoban geçiş ücreti borcu da Narlıdere Belediyesi’ne ait.
Ve bu meclis üyesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı kaybetmesi, ama ondan önce 2023 seçimlerinden hemen sonra başdanışmanların görevden alınmış olmasına rağmen aracı kullanmaya devam ediyor.
Yetmezmiş gibi 2024 seçimleri için Urla’dan belediye başkan aday adayı oluyor ve bütün seçim çalışmaları için de bu aracı kullanıyor.
Bu gerçekleri çoğu yerde okuyamazsınız.
Sizin mahalle yazmaz, bizim mahalle ise “görmezden” gelir.
Kimini “araba” kimini siyasi “makam” kimini belediye şirketlerinin “yönetim kurulu üyeliği” kimi bizim mahallerin basınını da “destek” adı altında parayla beslerler.
Sizin mahallede hiç olmayan demokrasi, bizim mahallede de böyle işler.

Süleyman Gençel’e gelince.
Elinin tersiyle “ittikleri” bulunduğunuz yerden dünyanın öbür ucuna yol olur.
Gider paşa paşa cezaevinde yatar, minnet etmez.
Tıpkı ondan önce yatanlar, hala yatmaya devam edenler gibi.
Yirmili yaşlarda “demokrasi” için canından vazgeçmiş insanlar varken, Süleyman cezaevinde demokrasi için yatmaktan gocunmaz, minnet de etmez.
Ne sizin mahalleye ne de bizim mahallenin sözde demokratlarına.
Hayatından, eşinden, çocuğundan, “sabahın köründe” gelen telefonla dostundan nasıl fedakârlık ettiğini, yaşamının “konfor alanından” nasıl vazgeçtiğini bilen iyi bilir.
O yüzden bence kimileri “kalabalık” edip timsah gözyaşı dökmesin.
Süleyman’ın dediği gibi:
“Sepeti koluna, herkes kendi yoluna…”

About Author

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Related Articles

TÜM HABERLER