A3 Haber

15 dakikalık şehir ne demek?

15 dakikalık şehir ne demek?
Ocak 29
13:12 2021

“15 dakikalık şehir” ne demek? İngiltere merkezli Çevre Yönetimi ve Değerlendirme Enstitüsü’nün (IEMA) yayın organı Transform’da bu soruya yanıt veren bir analiz yayımlandı. Dünyanın bir kısmının geçmeye çalıştığı, bir kısmının da öğrenmeye çabaladığı “15 dakikalık şehir” kavramına biz de yakından bakalım… Dr. Emily Gould’un analizini Ayşen Tekşen’in çevirisiyle sunuyoruz…

Dr. Emily Gould | 2020’de ofiste çalışanların evden çalışmaya geçişiyle birlikte, dikkatler, şehirleri rahatlığı, refahı ve toplulukları destekleyecek şekilde yeniden tasarlayabileceğimiz düşüncesine yöneldi. Artık insanlar yerel bölgelerinde daha fazla zaman geçirdiği için yerel olanaklardan beklentileri daha yüksek olacak. Salgın bize hiper-yerel yaşam, mekan temelli çözümler, sosyal ve ekonomik esnekliğin karşılıklı olarak birbirlerine bağlı olduğunu gösterdi. Şehirleri uzun vadeli olarak merkeziyetçilikten kurtarmayı istiyor muyuz?

Çok merkezli şehirler, normalde çalışma saatlerine göre planlanmış olan ana caddelerin yeniden düzenlenmesine ve mevcut durumda tek bir işlevi olan monokültürel bölgelerin farklı amaçlar için kullanılmak üzere değiştirilmesine yardımcı olabilir. Bu alanların esnek yaşam biçimlerini tamamlayan ve yerel üretkenliği canlandıran dijital bağlanabilirlik sunan çok işlevli ortak alanlarla donatılmaları gerekiyor. Tüm bu sayılanlar yolların yeniden tahsisi, daha iyi sokak alanı ve aktif yolculuk için daha büyük imkanlarla birleştiğinde daha kapsayıcı, topluluk odaklı bir ekonomiyi destekleyeceklerdir.

Erişim yarıçapını azaltmak

“15 dakikalık şehir” kavramı yeni bir şey değil ama yakında zamanda C40 Şehirler İklim Liderliği Grubu tarafından COVID-19 sonrası yeşil bir canlanmanın anahtarı olarak önerildi. Paris Sorbonne’dan Profesör Carlos Moreno tarafından geliştirilen “15 dakikalık şehir” projesi, tüm sakinlerin evden kısa bir yürüyüş ya da bisiklet mesafesi içinde ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini hedefliyor. Bu ihtiyaçlar yerel sağlık tesisleri, iş, WIFI, okullar ve dükkanlara erişimi içeriyor.

Paris belediye başkanının akıllı şehirler özel temsilciliği görevini de üstlenmiş olan Profesör Moreno projeyi şöyle açıklıyor: “Bir şehirliyi mutlu eden altı unsur var: onuruyla yaşamak, iyi koşullarda çalışmak, yaşamak için gerekli şeylere yetecek kadar kazanmak, refah, eğitim ve boş zaman. Yaşam kalitesini arttırmak için bu işlevlere erişim yarıçapını azaltmanız gerekir.” Paris belediye başkanı Anne Hidalgo “15 dakikalık şehir” önerisini 2020’deki seçim kampanyasının temel direği ve 2024’e kadar tüm Paris yollarını bisiklet dostu yapma çabasının bir parçası haline getirdi.

Melbourne’da Planlama Bakanı, şehir genelinde “20 dakikalık mahalle” verimini test etmek için Ocak 2018’de “20 dakikalık Mahalle Pilot Programı” başlattı. Proje, yerel hizmetlerin ve altyapının yerinde planlanmasının zorunlu olduğunu ortaya çıkarda. Melbourne Planı şimdi “temel altyapı projelerine 20 dakikalık mahalleler yaklaşımını da dahil etmek… devlet ve yerel koordinasyonlu altyapı planlamasından etraftaki toplulukların da yararlanmasını sağlamak” istiyor. Bu arada, Sidney “30 dakikalık şehir” kavramı üzerine çalışıyor.

İrlanda Güney Bölge Meclisi, Avrupa bölgelerinin ulaşım kullanımını arttırma ve karbon salımlarını azaltmaya yönelik sürdürülebilir politikalarını nasıl geliştirdiklerini inceledi. Eylül 2020’de, topluluk tesis ve hizmetlerine evlerden 10 dakikalık yürüyüş, bisiklet ya da toplu ulaşımla erişilebilmesini öneren “10 Dakikalık Şehirler İçin Ulaşılabilirlik ve Taslak Raporu”nu yayımladılar. Bu rapor yerleşim bölgeleri ile ortak alanlar arasındaki bağlantıyı geliştirmeye odaklanmıştır ama araba kullanımını azaltmaya ve ek ihtiyaçları olanlar için alternatifler sunmaya dönük çabalara da ihtiyaç vardır.

Kendine yeten mahalleler

Kendine yeten mahalle kavramı, şehirlerin ihtiyaç duyduğu kaynakları yerel olarak üretebilmeleri gerektiği düşüncesinden kaynaklanır. Pekin’den 100 km uzaktaki Xiong’an New Area, Avrupa şehir bloklarını modern Çin kuleleri ve kent çiftçiliğiyle birleştiren bir “ekolojik medeniyet” oluşumu. Şehir kendine yetecek besin, enerji ve malzeme üretmek için yenilenebilir enerji ve kaynaklar kullanarak döngüsel bir biyo-ekonomi geliştirecek. Gündelik emtiaları üretmek için 3D yazıcılar ve hızlı prototip üretme makinaları sunarak, 5G bağlantısıyla ortaklaşa çalışan “dijital fabrikalar” sağlayacak. Onu Pekin ve Tianjin’de bağlayan iki kanal ve dört yüksek hızlı trenle şehre ulaşılacak. Tasarım yalnızca yayalar ve bisikletliler için planlanmış yollar belirliyor ve trafiği rahatlatmak için dağıtım işinde insansız hava aracı kullanılmasını öngörülüyor.

The New Area, sokağa çıkma yasağı dönemlerinde gündelik yaşamın kesintiye uğramasını hafifletmeyi ve COVID-19 sonrası için yeni bir yaşam standardı oluşturmayı amaçlıyor. Ancak, bunun gibi gelişmeler monokültürel bölgeler sorununu çözmeye çalışırken, ayrılmış yaşamlar ve sözde kamusal alanlar yoluyla çeşitliliği, kültürü ve eşitliği kısıtlayabilirler mi?

Şehirlerimizden ne istediğimiz ve canlı şehir merkezlerinin, genişleyen mahallelerin çekiciliği üzerinde düşünmemiz lazım.
Oxford Üniversitesinde kıdemli araştırma görevlisi Kate Raworth tarafından geliştirilen “(lokma) donut ekonomisi” “insanlar ve gezegenin dengeli biçimde geliştiği bir dünya” tasavvur eden ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleriyle uyumlu bir ekonomi modelidir. Şehirleri daha insancıl hale getirecek olan sistemik değişimi teşvik etme aracı Thriving City Portrait’e de (Gelişen Şehir Portresi) uyarlanmıştır.

Thriving City Portrait, şehirlerin alternatif politika girişimlerinin içerdiği fırsatlar ve güçlükler üzerinde düşünmelerini sağlar ve yeniliği teşvik etmek için şehrin bütüncül bir resmini oluşturur. Amsterdam bunu, şehrin konumu, şartları, kültürü ve küresel bağlantıları göz önüne alındığında “donut içinde” gelişmenin ne anlama geleceğini anlamak için kullandı. Ancak, bir şehrin potansiyelini gerçekleştirmesi ve değişiklikleri uygulayabilmesi için hükümet, iş, akademi ve mahallerde donut ekonomisinin ilkelerini destekleyecek değişimci insanlar ağına ihtiyaç olacaktır.

Bu fikirler kalıcı mı?

Çok merkezli ve kendine yeterli şehirler yerel, sürdürülebilir ve erişilebilir hizmet tedarikine odaklanmış benzer kavramlardır. COVID-19, pek çok insanı ihtiyaçları ve yaşam kalitelerini yeniden değerlendirme yöneltti ve ev ile iş arasında gidip gelme kolaylığından ziyade yerel olanakların önemini vurguladı. Ancak, çok merkezli şehir sadece yeni bir apartman bloğuna bir kahveci koymakla ilgili bir şey değildir –şehirleri tasarlama biçimimizi mahallelerin üretkenlik ve esnekliğini arttıracak şekilde yeniden düşünmemizi gerektirir. Donut şehir kavramı, toplumsal hedefleri ekolojik hedeflerle ve yerel özlemleri küresel sorumluluklarla birleştiren bir gelişen şehrin aslında ne anlama geldiğini yeniden tanımlamak için kullanılabilir.

Bazıları, çok merkezli şehirlerin yolculuk engellerini ortadan kaldırarak işe erişimi arttıracağını savunuyor ancak bu fazlasıyla basite indirgemek olur. Bazı insanlar iş ve başka nedenlerle uzun mesafeler kat etmeye devam edecek. Çok merkezli ve kendine yeterli şehirler uygulamasının özel alanlar ve kuruluşların işlev ve rollerini ve bunların farklı topluluklar üzerindeki etkilerini dikkatle değerlendirmesi gerekir. Aşırı-yakınlık, yüzlerce yıllık şehir planlamasının yanı sıra şehir merkezlerine ve kalabalık yaşama yol açmış olan toplumsal ve ekonomik yapıları aşmamızı gerektirecek.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)