A3 Haber

Ece Temelkuran’dan Together: Kırsal sosyoloji için bir araştırma ajandası

Ece Temelkuran’dan Together: Kırsal sosyoloji için bir araştırma ajandası
Haziran 16
10:37 2021

Hollanda Wageningen Üniversitesi ve Araştırma Merkezi’nin kırsal sosyoloji grubu, Ece Temelkuran’ın geçen ay yayımlanan “Hep Beraber / Daha İyi Bir Gelecek İçin 10 Seçenek” adlı kitabını mercek altına yatırdı. Grubun blogunda Joost Jongerden imzasıyla yayımlanan kitap incelemesinde, Temelkuran’ın kitabı “kırsal sosyoloji için bir araştırma ajandası” olarak nitelendirildi. Bu analizi Ayşen Tekşen’in Türkçesiyle sunuyoruz.

Joost Jongerden | “Ve, hep beraber, olacağız.”
Hayır, bu başarı ya da sağaltımsal şifa konusunda kişisel gelişim kitabından alınma bir mantra değil ama Ece Temelkuran’ın “HepBeraber / Daha İyi bir Şimdi için 10 Seçenek” adlı yeni kitabının son cümlesi.

Kitap, birbirimizle iyi ilişkiler kurmanın yeni yollarını düşünmeye yardımcı olan hikayelerle birlikte örülmüş bir düşünceler birikimi. HepBeraber, okuru, bizi sosyal etkileşimsel varlıklara indirgeyerek bölen neoliberalizmin ve dar görüşlü kültürel kibriyle kavgacı topluluklara ayıran popülist sağın bireyselleştirici ayak bağlarının ötesinde konumlanarak düşünmeye davet ediyor. Romancı ve yorumcu Ece Temelkuran, çeşitli anları ve deneyimleri eğirerek ve dokuyarak, burada ve şimdi başka bir geleceği düşünmeye ve kurmaya başlayabileceğimiz 10 kılavuz veriyor. Kırsal sosyologlar için üzerinde düşünülecek bir konu.

Kitabın girişi Frederic James’e atfedilen, dünyanın sonunu düşünmenin dünyanın son bulmasına neden olan ekonomik ve politik sisteme siyasi bir alternatif düşünmekten daha kolay olduğu ifadesini anımsatıyor. Temelkuran’ın, insanları içinde yaşadığımız siyasi ve ekonomik sistem çökerse her şeyin çökeceğine inandırma konusunda statükonun sihirli yeteneği olarak söz ettiği şey de bu. Temelkuran, etrafımızın, korku dolu eski denizciler gibi, bilinmeyen denizlere açılırsak dünyanın kıyısından düşeceğimiz uyarısında bulunan göz bağlayıcı uzmanlarla dolu olduğuna dikkat çekiyor. Salgın sonrası günlerin “daha iyisini yeniden kurma” çağrıları, mevcut ekonomik ve politik sistemin alternatifi olmadığı şeklindeki bu körelmiş hayal gücünü doğrular gibi görünüyor.

Geri saralım. Zygmunt Bauman’ın hatırlattığı gibi, 2001’de George W. Bush Amerikalıları 9/11 travmasını aşmaya çağırdığında, “alışverişe geri dönün” sözcüklerinden daha iyisini bulamamıştı. Çare tüketimdir. Akıllı ve yarı akıllı sokağa çıkma yasakları öncelikle, artık “özgürlüğün” ana ve bazen de biricik payandası olarak tanımlanan, tüketme becerimizin kısıtlanması olarak yaşandığından, bugün kimsenin bize alışverişe gitmeyi söylemesine gerek yok. Yaşam doygunluğu keyif ve eğlenceden sarhoş olmaya dönüştüğünden, dezenfektan noktalarında ritüelleri yerine getirerek Zara, Primark, ya da Footlocker’a girişimize izin verilmesi için kuyruğa diziliyoruz. Artık daha büyük bir gayretle tüketmek görevimiz haline geldiğinden, tüketimciliğin emirleriyle işbirliği yapmaktan suçluluk duymamıza bile gerek yok: Piyasa faaliyetlerimizle ekonomiyi kurtarmak ve böylelikle batan kapitalizm gemisinden kovayla su boşaltmak.

Ece Temelkuran’ın keskin bağlamsal tasviri bir dizi önemli sorunun başlangıç noktasını oluşturuyor. Kendini şirkete dönüştürmüş bir dünyada yaşamak üzere varlığımızı yeniden şekillendirebilir miyiz? Özel mülkiyetin ötesinde, sermaye birikimini hem yasa dışı hem de ahlak dışı kılan bir ekonomi politikası düşünebilir miyiz? Dünyayı tüketimci değil de etik bir açıdan görmeyi tekrar öğrenebilir miyiz? Temelkuran bu soruların yanıtının evet olduğunu savunuyor; en küçük şeylerle bile kendimizi ve dünyayı yeniden keşfedebiliriz ve bu sadece huzursuzluğumuz yatıştırmak için değildir. Halihazırda zaten yapmakta olduğumuz, güvencesizlik ve kırılganlık ifade eden bütün küçük şeyler geleceğimizi belirleyebilir. Bununla birlikte, okurlar bu kitaptan herhangi bir reçete ya da çare beklememeli. HepBeraber, daha fazla araştırabilmemizi ve yeni olasılıklar ve başka gelecekler için sözler verebilmemizi sağlayacak kılavuzlar, düşünceler sunuyor.

Ece Temelkuran, bu kılavuzlardan birinin, ekonomik ve politik sistemimizin yalnızca değer vermemekle kalmayıp, iyiye dair bir fikri olmadığı için kabullenemediği onur olduğunu anlatıyor. Bir diğeri, Kurt Vonnegut’dan ödünç aldığı ve kendimizi öyle kabullenmeyi öğrendiğimiz çağdaş “tüketici” kimliğini hükümsüz kılan bir terim olan “yeter.” Bir diğer kılavuz, Temelkuran’ın umudun karşısına koyduğu inanç. Daha doğrusu, a) edilgenleştiren (kurtuluş umudunu kendimiz dışındakilere yüklediği ve daha üstün başka bir güce teslim olduğu için) b) boyun eğdiren (adaletin yerine geleceği umudu insanları itaatkar durumda tuttuğu için) ve c) oyalayan (umut gerçekleşmezken, beklemeye mahkum olduğumuzdan) mesihçi umudunun karşısına koyduğu inanç. Ece Temelkuran’ın “inanç” olarak söz ettiği şey, yapmayı, sorgulamayı ve öğrenmeyi temel alan bir umut, (gündelik) toplumsal uygulamalar ve mücadelelere dayalı “eleştirel umut” olarak da nitelenebilir.

HepBeraber’de ekonomik ve sosyal ahlak, Ece Temelkuran’ın bir “barınma sorunu” olarak adlandırdığı şeyin ele alınmasında “on seçenek” yoluyla ortaya çıkıyor: Dünya yaşamamızı sağlayan ulusal ve uluslararası kurumlar. Bunlar yıpranmış ve bir çözüm sunmayan oluşumlar. Yazarın sorusu şöyle: Dünyada hepberaber yaşamak üzere ahlaki, siyasi ve ekonomik bir üçlemeye dayalı yeni kurumlar oluşturmanın yeni yollarını nasıl buluruz? Ancak, kitabın sonunda bir uyarı da var: Sözcüklerle çalışanlar yazdıkları ve söyledikleri konusunda dikkatli olmakla sorumludur. Kendi alanımız olan kırsal sosyolojide “modernizasyon” söylemlerinin ezici ağırlığının gösterdiği gibi, kötü yönetilen sözcüklerin yaşamları mahvetme gibi bir huyu vardır.

Kırsal sosyoloji 75. yılını kutladığından, HepBeraber tam zamanında gelmiş bir çalışmadır. Dünya, bu dünya ve onun dayandığı acımasız ekonomik ve politik temeller hakkında sorular soruyor. Daha önemlisi, şimdideki olası gelecekleri hayal etmenin de önünü açıyor. Ece Temelkuran yazar sorumluluğunu ciddiye almış ve kendi alanımızın araştırma ajandaları için de önemli şeyler anlatan özenle seçilmiş sözcükler sunmuş.