A3 Haber

Gözaltına aldırmanın perde arkasında yaşananlar: Asıl amaç neydi?

Gözaltına aldırmanın perde arkasında yaşananlar: Asıl amaç neydi?
Eylül 24
16:18 2021

Sabah saatleri.
İki polis, gazeteci Süleyman Gençel’in evinin kapısını çalar.
Hakkındaki şikâyet nedeni ile “mevcutlu” olarak İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne davet eder.
Süleyman Gençel durumu sosyal medya hesabından “gözaltına alınıyorum” diye duyurur.

Sabah saatleri.
Gece sakinliğinde okuduğum onlarca evraktan sonra koltukta uyuya kalmışım.
Telefon çaldığında “felaket” değil “günaydın” bekliyor insan.
Nerede bizde o şans?

“Duydun mu Süleyman abiyi gözaltına almışlar?”
Nereden duyayım, 24 saat açık dükkân mıyım ben?
İnsan günler, hatta haftalar boyu evden çıkmayınca, pantolonu gömleği nereye koyduğunu anımsamıyor bile.
Saatler sürecek süreci düşünerek, telefona yedek pil, kulaklık, belki sonunda gözyaşını saklayacak kara gözlük falan ne varsa alıp düştüm yola.

İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne avukatların dışında kimseyi almıyorlar.
Haliyle telefon üzerinden durumu öğrenmeye çalışıyoruz.
Bir, iki derken kalabalıklaşan insanlarla birlikte “merakla” bekliyoruz.
Öğlene doğru emniyetteki ifade tamamlanıyor.

Şimdi sizlerle birlikte süreci evraklar üzerinden öğrenelim.
Gazeteci Süleyman Gençel’in Twitter hesabı üzerinden “Nükhet Hotar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyu yaptık. Oradaki adil yargı üzerinden çıkacak sonuç şimdiden belli. Hani kadının patronunun sözü vardır (inlerine gireceğiz) ben eklemeye yapayım, her yerine gireceğiz” paylaşımı yapmış.
Bu paylaşım üzerine AKP İzmir eski milletvekili, genel başkan yardımcısı ve şimdinin DokuzEylül Üniversitesi Rektörü Prof. Nükhet Hotar avukatları aracılığı ile İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.
(Süleyman Gençel ve Nükhet Hotar arasındaki hukuk mücadelesi ile ilgili ayrıntılı haberleri sitemizde bulabilirsiniz)

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu, 2021/117546 sayı ile Süleyman Gençel hakkında “hakaret” suçundan soruşturma açmış ve Güvenlik Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alınarak ifadesinin alınmasını, ardından da “mevcutlu” olarak savcılığa getirilmesini istemiş.
Bunun üzerine de Gazeteci Süleyman Gençel evine gelen polisler tarafından gözaltına alınarak emniyete götürülmüş.
Emniyette alınan iki sayfalık ifadedeki soru ve yanıtlar aynen şöyle:

İlk öğrendiklerimiz neler?
1. Süleyman Gençel Twitter üzerinden paylaşım yapmış.
2. Paylaşımda “hakaret” olduğunu düşünen Nükhet Hotar, avukatları aracılığı ile İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.
3. Savcılık soruşturma açmış ve Gazeteci Süleyman Gençel’in emniyet tarafından “mevcutlu” olarak ifadesi alınarak savcılığa getirilmesini istemiş.

Benzeri suçlardan benim hakkımda da başka gazeteciler hakkında da açılan ya da devam eden soruşturmalar var.
Çoğunda emniyetten gelir, karakola/savcılığa davet ederler.
Sonuçta avukatınızla birlikte gider ifadenizi verirsiniz.
Bir yere kaçtığınız yoktur.
Eskiden gece yarısı da gözaltına alıyorlardı ancak “demokrasimiz geliştiği için” şimdi gündüz gözüyle gözaltına almayı tercih ediyorlar.
Evinize kadar gelip, katil, tecavüzcü ya da hırsız gibi muamele edilmesi, emniyette verilen ifadelerde de belirtildiği gibi aslında “güç gösterisinden” başka nedir?

Sabah başlayan emniyetteki ifade alma süreci öğlen tamamlandı.
Artık ver elini adliye.
Öğleden sonra “mevcutlu” olarak adliyeye getirilen Gazeteci Süleyman Gençel, soruşturmayı yapan savcının karşısına çıktı.
Savcı da tıpkı emniyette olduğu gibi Gazeteci Süleyman Gençel’e paylaşımı hakkında soru sordu ve ifadesini tutanağa bağladı.

Adliye koridorunda savcının ifade almasından sonraki süreci beklerken, biraz da sağdan soldan konuşuldu.
On, on beş, yirmi dakika derken bir saatten fazla bir zaman sonra savcılığın kararı geldi.
Nükhet Hotar’a “hakaret” suçlamasıyla “mevcutlu” gözaltına alınarak önce emniyete ardından da savcılığa getirilen Gazeteci Süleyman Gençel savcılık tarafından “cinsel taciz” suçlamasıyla tutuklanması için Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etmişti.

Şaka değil.
Hakaret suçlamasıyla gözaltına aldılar ama “cinsel taciz” suçlamasıyla tutuklanmasını istediler.
Gazeteci Süleyman Gençel dahil avukatları ve hepimiz şok olduk.
Kısa süren sessizliğin ardından avukatlar kendi aralarında “neden” sorusuna yanıt aramaya ve sevk edilen mahkemedeki savunmaları üzerine konuşmaya başladılar.
Hukukçuların vardığı sonuç şuydu:
Hakaret yerine cinsel taciz suçlamasının iki amacı olabilirdi.
Birincisi, hakaret suçunun karşılığında istenebilecek üst sınır ceza yerine cinsel taciz suçlaması yöneltilerek suçun ceza sınırını yükselmek.
Böylece “tutuklanmaya” kuvvetli delil oluşturmak.
İkincisi ise suçu “cinsel taciz olarak” tanımlayarak Gazeteci Süleyman Gençel’i toplum önünde küçük düşürmek ve aşağılamak.

Haydi bakalım.
Mevcutlu olarak doğru Sulh Ceza Mahkemesi’ne…
Adliyede alınan pandemi tedbirleri nedeniyle Sulh Ceza Mahkemeleri, dosyaları, sanıkları ve savunucularını tek tek alma uygulamasına geçmiş.
İşler biraz uzuyor ama “tedbir” bence yerinde.
Böylece kalabalığın “sosyal mesafeyi koruması” sağlanıyor.

Ve günün sonu.
Gazeteci Süleyman Gençel ve avukatları Sulh Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısında.
Saatin 17.00 olması ve mesainin bitmesi nedeniyle izleyici konumundaki bizler adliye dışına çıkarıldık.
Dışarıda meraklı bekleyişimiz sürüyor.
Bir süre sonra Gazeteci Süleyman Gençel’in savunmanlarından biri aradı.
“Ne sonuç bekliyorsun?” dedi.
“Serbest” diyebildim.
“Öyleyse gözünüz aydın serbest” dedi.

Bir süre sonra Gazeteci Süleyman Gençel ve savunanları yanımıza geldi.
Merak içindeydim.
Nasıl oldu da serbest bırakılmıştı?
Süleyman Gençel yakınları ve kendine destek olmaya gelenlerle kucaklaşırken, Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararını hızlıca okudum.

“Bu ülkede hukuka güvenerek yanlış yapmıyoruz” diyebildim.
Çünkü okuduğum kararda hâkim, adeta hukuk dersi veriyordu.
Gereği düşünüldü tümcesinden sonra aynen şunlar yazıyordu:
“Her ne kadar şüphelinin Twitter ve Facebook isimli sosyal medya siteleri üzerinden müştekiye yönelik yazmış olduğu ve sonu (Her yerine gireceğiz) şeklindeki sözleriyle biten yazısının TCK 105/1, 105/2-d maddelerinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğundan ve şüpheli hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağından bahisle tutuklama tedbiri uygulanması talep edilmiş ise de; şüphelinin anılan sosyal medya sayfalarında paylaşmış olduğu “her yerine gireceğiz” şeklindeki sözünün cinsel taciz suçunu değil, TCK’nın 125/1 maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturabileceği yönünde hakimliğimizde kanaat oluştuğu…… temel cezanın üst sınırının yine iki yıl olması karşısında tutuklama yasağının varlığını sürdürdüğü, suçun nitelikli hallerinin tutuklama yasağında dikkate alınmayacağı sonuç ve kanaatiyle tutuklama isteminin reddine…”

Buraya kadar, Gazeteci Süleyman Gençel’in evinden “mevcutlu” gözaltına alınarak emniyete, oradan savcılığa ve Sulh Ceza Mahkemesi’ne kadar giden bir günlük “yaşadıklarını” ekleme, çıkarma, yorum yapmadan anlatmaya çalıştım.
Şimdi ise sıra bende.

AKP’nin İzmir eski Milletvekili ve genel başkan yardımcısı, şimdinin ise 9 Eylül Üniversitesi Rektörü olan Prof. Nükhet Hotar ile aramızdaki “hukuki” süreç yeni değil.
AKP İzmir İl eski Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş, İzmir eski İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in de aralarında bulunduğu İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren “FETÖ BORSASI” davasıyla ortaya çıkan karmaşık ilişkileri araştırmamızla başlar.
Her ne kadar o dosyada yargılanmasalar da MİT eski Bölge Başkanı Gürbüz Yüksel, Savcı Okan Bato, Nükhet Hotar, kimi siyasiler, bürokratlar olsa da hiçbir zaman “hukuka” olan inancımı yitirmedim.
Kimi zaman yüzlerce sayfa içinde iğneyle kuyu kazdığımız, kimi zaman önemli bir tanıkla konuşabilmek için haftalarca sabırla beklediğim zamanlar oldu.

“Devlet hep 18 yaşındadır” dedikten sonra, olaylara hiç yaşanmamış gibi bakanları gördüm.
Gazeteci Süleyman Gencel’in, ailesinin, yakınlarının işyerinde kendisine saldırılmasından sonra yaşadığı travmalara tanıklık ettim.
Saldırının perde arkasını anlatacak “FETÖ BORSASI” davasının askeri kanat sorumlusu olduğunu söyleyen Serkan Kurtuluş ile görüşmek ve gerçeği aramak adına neleri göze aldığımızı yaşadım.

Süleyman Gençel’in gazetecilik üslubunu beğenmeyebilirsiniz.
Hatta bazen benim de yaptığım gibi ağır eleştirilerde de bulunabilirsiniz.
Buna sonuna kadar hakkınız da var.
O da bunları göğüslemek zorunda.
“Süleyman çabaladığı konuda çok haklı, destekliyorum ama böyle de yazmasaydı” diyenlere sesleniyorum.
İçinde “ama” geçen tümceler kurduğunuzda, aslında “ama” dan öncesini etkisizleştirdiğinizin farkına varın artık.
Bir şey ya vardır ya da yok.
Eğer hukuken kendinize haksızlık yapıldığını düşünüyorsanız elbette “adalete” güveneceksiniz.
Olmadığını düşünseniz de başka yol yok.

Ne diyordu Mustafa Kemal Bursa Nutkunda?
“Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır…. Onu hapse atacaklar…. Diyecek ki, ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir…”

Siz şimdi Bursa Nutku’nu okuyarak büyümüş, artık atmışlı yaşlara merdiven dayamış bir neslin kalanlarını “cinsel taciz” suçlamasıyla aşağılayacağınızı, hapislerle korkutacağınızı falan mı sanıyorsunuz?
Yanılıyorsunuz kardeşim.
Daha net yazayım da kafanıza iyice yerleşsin.
Susarsam kalbim kurusun…