A3 Haber

Noam Chomsky: Trump’ın başkanlık yaklaşımı ‘Kahrolsun akıl, yaşasın ölüm’ sloganıdır

Noam Chomsky: Trump’ın başkanlık yaklaşımı ‘Kahrolsun akıl, yaşasın ölüm’ sloganıdır
Haziran 14
10:45 2020

ABD kritik bir yol ayrımında… Şehirler ırkçı polis şiddeti protestolarıyla sallanıyor, Trump’ın Beyaz Saray’ında faşizm tırmanıyor ve COVID-19 salgını devam ediyor… Tarihteki bu dönüm noktasını, truthout.org’dan George Yancy, dünyaca ünlü sol aktivist, dilbilimci, politik eleştirmen Noam Chomsky’ye sordu… Bu söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz…

COVID-19’u sormadan önce George Floyd’un feci şekilde öldürülmesi hakkındaki görüşlerini ve hem B.D. hem de tüm dünyada gerçekleştirilen protestoları nasıl yorumladığını sormak istiyorum. Trump’ın sözde isyanı bastırmak için askeri güç kullanma söylemine yanıtın da özel olarak ilgimi çekiyor.

“Feci şekilde öldürülmesi” ifadesi çok doğru. Ama şu anda sürmekte olan siyah Amerikalı cinayetleri konusunda net olalım. Minneapolis’te birkaç ırkçı polisin vahşiliği, suçun yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor.
Salgın nedeniyle ölüm oranlarının siyahlar arasında çok daha yüksek olduğu geniş kesimler tarafından belirtilmişti. Yapılan son bir araştırma “Ortalamanın üstünde siyah nüfusa sahip bölgelerde yaşayan Amerikalıların koronavirüsten ölme oranının ortalamanın-üstünde beyazın yaşadığı bölgelerdekinden üç kat fazla olduğunu” gösterdi. Siyahların bu şekilde katledilmesi kısmen krizle başa çıkarken kaynakların nereye tahsis edildiğiyle ilgilidir yani, çoğunlukla “daha beyaz ve daha varlıklı olan bölgelere.” Ama bundan da önemli olarak, 400 yıllık iğrenç bir ırkçılık tarihine geri uzanır. Ülkenin sanayi, finans, ticaret ve genel refahının temelini oluşturan ve insanlık tarihindeki en rezil örneği oluşturan kölelik sistemimizin kurulduğu ilk günden beri salgınlar farklı kılıklara girip durdu ama en iyi olasılıkla hafifletilse bile hiçbir zaman iyileşmenin yakınına bile gelmedi.
Amerikan kölelik sitemi yalnızca kötücüllüğü açısından değil ama ten rengiyle bağlantısı açısından da benzersizdi. Bu sistemde her siyah yüz “Senin doğanda kölelik var” damgası taşıyordu.
Diğer kesimlere de acımasız davranıldı. Bir yüzyıl önce yahudiler ve İtalyanlardan o kadar korktular ki 1924 ırkçı göç yasası onların ülkeye girişini yasaklama amacı taşıyordu ve çok sayıda yahudinin fırınlarda can vermesine neden oldu. O günün ırkçıları bunu desteklemek için belli başlı suç örgütlerini yöneten yahudiler ve İtalyanlardan, Meyer Lansky, Al Capone ve Bugsy Siegel gibi yaratıklardan kendimizi korumamız gerektiğini ileri sürebilirdi. Ama onlar sonunda asimile edildiler. İrlandalıların başına da aynı şey geldi.
Ancak, siyahlar söz konusu olduğunda durum farklı. Irkçılık ve beyazların üstünlüğüyle lanetlenmiş bir toplumda siyahların asimile edilemeyecekleri varsayılmıştır. Bu lanetin yarattığı kalıcı sosyoekonomik uçurumlar ve -ölçüsüz servet için büyük bir ihsan ama daha savunmasız durumdakiler için bir felaket anlamına gelen- son kırk yılın neoliberal saldırısı, kurbanlar üzerindeki etkileri daha da şiddetlendirdi.
Siyah Amerikalıların katledilmesi gözlerden uzakta gelişiyor. Kötülüğü sınır tanımayan başkan, dikkatlerin salgına yönelmesinden yararlanarak asıl seçmenleri olan büyük servete ve kurumsal güce hizmetlerini sürdürüyor. Yöntemlerden biri, halkı koruyan ama kârlara zarar veren düzenlemeleri yürürlükten kaldırmak. Trump, benzeri görülmemiş bir solunum hastalığı salgınının ortasında COVID-19’u daha da ölümcül yapan hava kirliliğini arttırmaya yeltendi. Basının bildirdiğine göre bu, on binlerce Amerikalının ölümüne yol açabilecek kadar tehlikeliydi. Alışıldık olduğu üzere, ölümler rasgele dağılmıyordu: en tehlikeli bölgelerde yaşamak zorunda olan “düşük gelirli topluluklar ve beyaz olmayanlar en ağır darbeyi yedi”.
Devam etmek çok kolay. Protestocular bunların hepsini gayet iyi biliyor. Araştırmalara ihtiyaçları yok. Pek çoğu için bu bizzat yaşadıkları bir şey. Gösteriler yalnızca polisin Siyah topluluklara yönelik şiddetinin son bulmasını değil sosyal ve ekonomik kurumların çok daha köklü biçimde yeniden yapılandırılmasını istiyor.
Yalnızca ülkenin her yerindeki eylemlerden değil ama anketlerden de gördüğümüz üzere gösteriler önemli destek buluyor. Haziran başındaki bir ankete göre, “yetişkin Amerikalıların yüzde 64’ü şu anda dışarıda protesto eden insanlara sempatiyle bakarken, yüzde 27’si desteklemediklerini ve yüzde dokuzu da kararsız olduklarını belirtti.”
Bu tepkiyi benzer protestoların düzenlendiği başka bir olayla karşılaştırabiliriz: 1992 yılında Rodney King’i öldüresiye döven Los Angeles polis memurlarının beraat etmesiyle. Bir hafta süren ve 60’dan fazla ölümle sonuçlanan ayaklanmalar, sonunda Başkan Bush’un yolladığı ve federal birliklerin desteklediği Ulusal Muhafızlar tarafından bastırılmıştı. Protestolar genelde Los Angeles ile sınırlıydı ve bugün gördüklerimizle hiçbir ilgisi yoktu.
Trump’ın ağır basan tek bir endişesi var ve o da kendi iyiliği: Seçmen tabanımın en ırkçı ve şiddete en yatkın öğelerini alevlendirerek bu trajediyi seçimlerdeki şansımı yükseltmek için nasıl kullanabilirim? Onun doğal içgüdüleri bile şiddete çağrıda bulunuyor: “Gördüğüm en vahşi köpekler ve en korkutucu silahlar.” Ve “ayaktakımına” hiç unutmayacakları bir ders vermek için askeri yollamak.
Trump’ın serseri nüfusa şiddet yoluyla “egemen olma” planı, eski genelkurmay başkanının da dahil olduğu geniş çevrelerde göstericilere yönelik sempati ifadelerine ek olarak öfke de uyandırdı. Eski Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen şunları söyledi: “Bir beyaz olarak bugün afro-amerikalıların hissettiği korku ve öfkeyi tam olarak anladığımı iddia edemem… Ama bir süredir etrafta dolaşan biri olarak bu duyguların gerçek olduğunu ve çok acı verici biçimde kök saldığını anlamaya yetecek kadar çok şey biliyorum –ve gördüm.”
Son yirmi yıldaki değişiklikler, nüfusun önemli bölümlerinin toplumumuzla ilgili olarak uzun zamandır saklanan gerçekleri anlamaya başladığının bir işareti, karanlık günlerde bir ışık demeti olabilir.

Sıklıkla Birleşik Devletlerin dünyanın en güçlü ülkesi olduğu söylenir. “Amerikan istisnailiği” diyetiyle besleniriz. Ama yine de COVID-19’a bağlı ölümlerde dünyanın en yüksek rakamına sahibiz. Sistematik bir biçimde hazırlıksızdık. Bu tutarsızlık hakkında ne düşünüyorsun ve Trump’ın bütün bu yaşananlardaki rolü nedir?

Hazırlıksız olmanın üç temel nedeni var: Kapitalist mantık, neoliberal doktrin ve politik liderin karakteri. Sırayla hepsinin üstünden geçelim.
2003 SARS salgınının kontrol altına alınmasından sonra, bilim insanları bir başka salgın olasılığının ve bunun bir diğer koronavirüs tarafından başlatılabileceğinin farkındaydılar. Hazırlıklı olmak için nasıl önlem alınması gerektiğini de biliyorlardı. Ama bilgi yeterli değildir. Birinin o bilgiyi kullanması gerekir. Buradaki en iyi aday, yanlış etiketlenmiş “serbest ticaret” anlaşmalarıyla kendilerine ihsan edilen çok yüksek patentler sayesinde gerekli tüm kaynaklara ve büyük kârlara sahip olan ilaç firmalarıdır. Ama kapitalist mantık onları engelledi. Ufuktaki olası bir felakete hazırlanmak kârlı değildir –ve ekonomist Milton Friedman’ın 40 yıl önce neoliberal çağın arifesinde söylediği gibi, şirketin tek sorumluluğu hisse senedi değerini (ve yönetim varlığını) maksimize etmektir. 2017 kadar yakın bir tarihte, belli başlı ilaç firmaları koronavirüs dahil olmak üzere patojenler üzerine hızlandırılmış araştırma yapmakla ilgili bir AB teklifini reddettiler.
Bilgiyi kullanacak diğer aday ise yine gerekli kaynaklara sahip olan ve pek çok aşı ve ilacın geliştirilmesinde önemli bir rol oynamış bulunan hükümettir. Ama bize sorunun hükümet olduğu bilgisini veren Reagan’dan beri egemen olan –kararlar yetkisinin vatandaştan bir ölçüde etkilenen hükümetten alınması ve neoliberal zaferin birincil unsurları (ve yararlanıcıları) olan sorumsuz özel tiranlıklara verilmesi anlamına gelen- neoliberal doktrin o yolu tıkadı. Dolayısıyla hükümet de engellendi.
Üçüncü etmen ise tekil hükümetlerdir. Başkan George H.W. Bush önemli bilimsel konularda başkanı bilgilendirmesi için bir Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi (PCAST) kurmuştu. 2009 yılında göreve gelen Başkan Obama’nın ilk eylemlerinden biri bir salgınla nasıl başa çıkılması gerektiğine dair bir PCAST araştırması için emir vermek oldu. Çalışma birkaç hafta içinde Beyaz Saraya sunuldu. Bilim odaklı Obama yönetimi, bulaşıcı hastalık tehditlerine erken yanıt vermeyi amaçlayan bir salgın altyapısını devreye sokmak için harekete geçti. Başkan Trump’ın görevi devraldığı 20 Ocak 2017 tarihine dek bu uygulama yürürlükteydi. Birkaç gün içinde, salgın hazırlıkları da dahil olmak üzere, yürütme organı bilimsel altyapısını dağıtmaya başladılar ve 2. Dünya Savaşından beri çağdaş ileri teknoloji ekonomisini geliştirmede önemli rol oynayan iki partili girişimleri tersine çevirerek, bilimin bilgilendirme politikasındaki yerini reddetmeye kadar vardılar.
Trump, bilim insanlarının koronavirüsleri araştırma amacıyla Çinli meslektaşlarıyla birlikte çalıştığı programları tasfiye ederek tabuta başka çiviler de çaktı. Her yıl Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin (CDC) bütçesini kıstı. Bu (fosil yakıt şirketlerinin sübvansiyonlarını arttırırken) daha fazla CDC kesintisi istediği 2020 Şubat bütçe teklifine kadar devam etti ki o tarihte salgın kontrolden çıkmış haldeydi. Halk üzerindeki etkisi ne olursa olsun, özel karların maksimize edilmesini sağlayacak olan sektör yetkilileri sistematik olarak bilim insanlarının yerini aldı.
Trump’ın kararları, çok beğendiği ve Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı takdim ettiği Rush Limbaugh’nun görüşleriyle uyumludur. Bize -hepsi de hileyle varlığını sürdüren- “akademi, medya ve hükümetten sonra, aldatmanın dördüncü köşesinin bilim” olduğunu öğretir. Yönetimin rehber ilkesi, 1936 yılında Franco’nun ünlü generali tarafından daha anlaşılır biçimde ifade edilmişti: “Kahrolsun Akıl! Yaşasın Ölüm!”

Trump Şubat ayında COVID-19’un aniden yok olacağını, “bir gün, mucize gibi kaybolacağını” söyledi. Ciddi biçimde yanıldı ve sonra hastalığı bile “ırksallaştırarak” Çin’i suçladı. COVID-19’u kötü yönettiği için Trump’ın elinin kanlı olduğu ileri sürülebilir. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Trump’ın asıl seçmenlerine –aşırı servet ve kurumsal güç- özel hizmetinin sonucu olarak on binlerce Amerikalı öldü. Kötü niyeti salgının vurmasından sonra da devam etti. Aralık ayında ilk belirtilerin görülmesinin birkaç hafta sonra Çinli bilim inanları virüsü tanımladı, genomu sıraladı ve bu bilgileri WHO’ya ve dünyaya aktardı. Asya ve Okyanusya ülkeleri hızlı tepki verdi ve durumu büyük ölçüde kontrol altına aldı. Diğerlerinin tepkileri farklıydı. Trump en sonuncu geldi. Yaşamsal öneme sahip iki hafta boyunca B.D. istihbaratı ve sağlık yetkilileri nafile bir çabayla Beyaz Sarayın dikkatini çekmeye çalıştı. Sonunda Trump durumu fark etti –olasılıkla, borsa çöktüğünde. O zamandan beri kaos sürüp gidiyor.
Tahmin edileceği üzere, Trump ve dalkavukları onun Amerikalılara karşı işlediği suçlar için bir günah keçisi bulmak amacıyla umutsuzca dolanıp duruyorlar. WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) finansmanını kesmek ve sonra da üyeliğinden ayrılmak, koronavirüs darbesinden önce bile çok hızlı ilerleyen hastalıklardan WHO’nun tıbbi yardımı sayesinde korunan ve şimdi onlara ek olarak yeni felaketlerle karşı karşıya olan Afrikalılara, Yemenlilere ve daha pek çok yoksul ve çaresiz insana indirilen sadistçe bir darbedir. Ama Trump’ın seçilme şansını arttıracaksa onlar gözden çıkarılabilir.
Trump’ın WHO’ya yönelik komik suçlaması onun Çin tarafından kontrol edildiği şeklindeydi. Bu organizasyondan ayrılarak Çin’in etkisini daha da arttırmakta. Ama onu aptallıkla suçlamak haksızlık. Ortaya çıkan sonuç yalnızca onun ilk etapta bunu hiç önemsemediğini doğrular.

Sorumluluğa, insanın elinde kan olmasına gelince; maske takmayı açıkça reddetmek de dahil olmak üzere CDC ve WHO’nun tavsiyelerine uymayan çok sayıda Amerikalı için bireysel hakların özel bir yorumu ortak sosyal sorumluluğa baskın gelmiş görünmekte. Bu öfkeyi beslemek ve başkalarının sağlık ve güvenliği karşısında sorumsuz davranmakla ilgili olarak ne söylersin?

Kendileri için zararlı şeyler yapsa bile Cumhuriyetçiler ezici bir biçimde başkana inanır. Tanrı’nın İsrail’i İran’dan kurtarmak için Trump’ı yollamış olabileceğini düşünen ikinci adam, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi şakşakçı dalkavuklar dışında herkesten kurtulmaya yönelik başarılı kampanyası sayesinde, etrafını kuşatanlar Trump’ın tanrısal imgesini güçlendirdiler. Trump’ın en büyük destekçileri yani, Pompeo’nun arkadaşları olan evangelistler de buna katılıyor. Utanç verici bir biçimde yaptığı her şeyde ona tapan ve dürüstlüğün kırıntısından bile yoksun Cumhuriyetçi Partiden de aşağı yukarı aynı şeyleri duyuyorlar. Medya yankı odasında da aynı şey geçerli. Araştırmalar, Cumhuriyetçilerin birincil haber kaynağının Fox News, Limbaugh ve Breitbart olduğunu gösterdi. Aslında ilginç bir ikili oluştu: Trump gelişigüzel bir açıklama yapıyor, bu açıklama Sean Hannity tarafından çığır açan bir keşif olarak selamlanıyor ve ertesi sabah Trump kendisinin ne düşündüğünü öğrenmek için Fox haberlere dönüyor.
Sonuçlar kamuoyu yoklamalarında gayet açık biçimde görülüyor. Trump’ın büyüyen felaketle ilgili sorumluluğunun tartışma götürmez hale geldiği Nisan ayında yapılan yeni bir araştırma, (Yüzde 18 Demokrat ve Demokrat eğilimlilerle kıyaslandığında) Cumhuriyetçiler ve Cumhuriyetçi eğilimlilerin yüzde 83’ünün Trump’ın salgına tepkisini ya çok iyi ya da iyi olarak değerlendirdiğini gösterdi. Onlar, virüsü “sıradan bir grip” ile kıyaslayan ve Nisan ortasında takipçilerine “VIRGINIA’YI ÖZGÜRLEŞTİRİN ve anayasamızın ikinci değişikliğini kurtarın. Virginia kuşatma altında” talimatı veren bir başkanı dinliyorlar. İkinci değişikliğin bunlarla en ufak bir ilgisi yok ama Trump hangi adımı atacağını gayet iyi biliyor. Neredeyse 50 bin resmi ölüm bildirilen bir zamanda, (Virginia gibi) Demokrat valilerin görevde olduğu eyaletlerde patlamaya hazır protestocuları emirleri çiğnemeye kışkırtma amaçlı daha genel çabalarının bir parçası olarak birliklerini silaha sarılmaya zorladığı açık.
Seçim şansımı arttıracaksa, yalnızca Yemenli ve Afrikalı değil daha fazla Amerikalı da öldürelim. “Kahrolsun Akıl! Yaşasın Ölüm!”
Astroturf operasyonlarını ve seçmen tabanının koyu sadakatini bir yana bıraktığımızda herhangi bir anlamda “kişilik haklarına” başvurudan geriye ne kaldığı açık değildir.
Protestocuların sosyal sorumluluğu çiğnediği de açık değildir. Durum böyle görmedikleri belli. Bu karşılaştırmanın yerinde olmasına rağmen, elinde suikast silahıyla rasgele ateş açarak sokaklarda koşan insanlarla aynı şeyi yaptıkları düşüncesi karşısında dehşete kapılacaklardır. Herhangi birini tehlikeye attıklarını düşünmüyorlar. Radikal solun, belki de Çin’den aldığı talimatla, onların temel haklarına zarar verme ve hatta silahlarını ellerinden alma çabasına direnme konusunda saygıdeğer liderlerini izliyorlar.
Diğer tüm işaretler ülkenin –ve Birleşik Devletler gücü açısından bakıldığında, onunla birlikte dünyanın- başının büyük bir dertte olduğunu gösteriyor.

Trump’ın yetersizliğinden ayrı olarak, hem başka bir salgını önlemek hem de gelecekte daha hazırlıklı olmak için küresel olarak yapılması gerekenler nelerdir?

“Yetersizliğin” çok doğru bir sözcük olduğunu düşünmüyorum. O, öncelikli amaçlarını izleme konusunda oldukça yeterli: zengin olanı daha da zenginleştirmek, kurumsal güç ve kârı arttırmak, onları sırtından bıçaklarken tabanını kontrol altında tutmak, yürütme organını dağıtmak suretiyle gücü kendi elinde toplamak ve böylece kongre Cumhuriyetçilerini neredeyse önlerine konan her şeyi kabullenecek kadar korkutmak. Trump kendisinin desteklediği sahte tedavilerden birini sorgulamaya cesaret ettiği için aşı geliştirmekle görevli bilim insanını işten attığında gıkları bile çıkmadı. Washington’da yarattığı bataklığa bazı denetimler getiren genel müfettişleri tasfiye ederken de uzun kariyerini bu sistemi kurmaya adayan ve en saygın Cumhuriyetçi senatörlerden biri olan 86 yaşındaki Chuck Grassley’i aşağılarken de Cumhuriyetçi Parti sıralarında ölüm sessizliği vardı.
Etkileyici bir başarı.
Küresel olarak yapılması gereken şey, bilim insanlarının tavsiyelerine uymaktır. Trump belasında geçecek ikinci bir dört yılda iklim kavurması haline gelebilecek olan küresel ısınma nedeniyle bundan çok daha kötü bir salgının gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek. Buna hazırlanmak için 2003 yılında önerilen ve Trump yıkım güllesini savurana dek kısmen uygulanan türden adımlar atılmalıdır. Koronavirüs ve diğer olası tehlikeleri araştırmak, belirtileri tedavi etme amacıyla hızla ilaç ve aşı geliştirme çalışmasında gerekli olan bilimsel anlayışı oluşturmak ve salgının tekrar vurması durumunda uygulamaya koyulacak beklenmedik durum planları hazırlamak için uluslararası bir işbirliği sağlanmalıdır.
Birleşik Devletler özelinde bunun anlamı, sağlık alanında (ve pek çok diğerinde) acı sonuçlar yaratmış olan neoliberal dogmadan toplumu kurtarmaktır. Hastaneler için boş ya da yedek kapasitesi olmayan iş modeli felakete davetiyedir. Daha genel olarak, diğer gelişmiş ülkelerin iki katı maliyeti ve bazı en kötü sonuçlarıyla fazlasıyla verimsiz olduğu anlaşılan özelleştirilmiş sağlık hizmetleri sistemi toplumun sırtında ağır bir yüktür. Yakınlarda yayınlanan bir Lancet araştırması bunun yıllık maliyetini yaklaşık 500 milyar dolar ve 68 bin ilave ölüm olarak hesaplıyor. Birleşik Devletlerin diğer toplumların seviyesine çıkamaması ve evrensel sağlık hizmetleri sistemi içindeki en acımasız ve en maliyetli sisteme, acil servislere bel bağlaması korkunç bir şeydir. Eğer sürünerek bunlardan birine ulaşabilirseniz hizmet alabilirsiniz –ama olasılıkla sağlam bir fatura karşılığında.
Aynı neoliberal dogma, Ulusal Sağlık Enstitülerinin test ve dağıtım için ilaç araştırma ve geliştirmenin ötesine geçmesini, özel şirketleri baypas etmesini ve hükümet desteğiyle üretilen (neredeyse tüm) ilaçların makul fiyatlarla kamuya sunulmasını emreden ama sürekli olarak göz ardı edilen ABD yasası hükümlerini uygulamasını engeller. Bu konularla ilgili olarak bildiğim en özenli çalışmalar, bu önlemlerin devreye sorulması durumunda yenilikten taviz vermeden devasa tasarruflar hesaplayan Dean Baker’ın çalışmalarıdır.
Bu yalnızca bir başlangıçtır. Çözülmesi gereken derin sosyal, kültürel ve kurumsal sorunlar da vardır.

Kasım seçiminin yakın olduğunu düşündüğümüzde Trump’ın iktidarda kalmak için oy sahtekarlığı hilesine başvurmasını olası görüyor musun? Böyle olursa, bu politik tükeniş açısından ne öngörürsün?

Trump ve arkadaşları şimdiden bu oyunu zorluyorlar, hem de bu ilk değil. Bir azınlık partisinin başında olduklarını ve politik güçlerini korumak için hile ve sahtekarlığa başvurmaları gerektiğini biliyorlar. Onlar açısından bakıldığında çok fazla şey tehlike altında. İkinci bir dört yıl, halkın isteği ne olursa olsun, aşırı sağ politikalarının bir kuşak boyunca hüküm sürmesini garantilemelerine imkan verecek. McConnell’ın, yargının iplerini kamu çıkarına programları engelleyebilecek aşırı sağcı genç hukukçulara teslim etme stratejisinin amacı da buydu. Bu fırsatın kaçması planlarının sonu olabilir. Trump özelinde ise, ruhsal açıdan bunu normal bir insan gibi kabullenmeye uygun olsa bile kaybetme olasılığı ciddi olabilir. Dokunulmazlığı kalkarsa ciddi yasal suçlamalarla karşı karşıya kalabilir. Ve Kuzey Kore tarzına benzer şekilde onun otoritesine teslim olan bir Cumhuriyetçi Partiyle nadir olarak engelle karşılaşır. Gerisini hayal gücüne bırakabiliriz.

Bunun distopik geldiğinin farkındayım ama büyük bir güç arzusunun yönettiği Trump’ın iktidarda kalma isteğini gerçekleştirmek için bir milis gücü harekete geçirmeyeceğini kim söyleyebilir? Bir fikrin var mı?

Bu, göz ardı edilebilir bir şey değil. Yaygın olarak kabul gördüğü üzere, ülke daha uzun vadeli bir anayasal krizle karşı karşıya. Senato hiç demokratik olmayan bir kurumken delegeler kurulunun durumu ondan biraz daha iyi. Demografik ve yapısal nedenlerle, Nixon’ın “güneyli stratejisi” onları Cumhuriyetçi cemaate taşımadan önce ırkçı Güneyli Demokratların gerçekleştirdiğinden daha kapsamlı bir kontrol beyaz, Hıristiyan, kentli, geleneksel ve sıklıkla beyaz ırkın üstünlüğüne inanan küçük bir seçmen azınlığı tarafından da uygulanabilir. Ve gerçekten de bunu anayasa değişikliğiyle değiştirmek mümkün değildir. Trump’ın elinde, olası krizin çok kısa sürede gerçekleşmesi de imkânsız değildir.

Noam, kendinden söz etmekten hoşlanmadığını biliyorum ama 91 yaşında biri olarak COVID-19 nedeniyle yaşadığımız gerçek üstü tarihi anlarla nasıl başa çıkıyorsun?

Dar kişisel anlamda, karım ve benim için çok zor değil. Ama çok sayıda diğerleri için tamamen farklı bir hikaye. Yaşadığımız anların gerçek üstü olduğu kesin. Bu krizden nasıl çıkacağımız geleceği belirleyecek. Krizden ve krizi şiddetlendiren neoliberal saldırıdan sorumlu olan güçler boş durmuyor. Ortaya çıkacak olanın kendi çıkarları için yarattıklarından daha sert ve daha otoriter bir şey olmasını sağlamak için hiç durmadan çalışıyorlar. Yakın geçmişin felaketlerini tersine çevirmek ve çok daha insanca, çok daha iyi bir dünyaya ilerlemek ve -daha da önemlisi- ufukta görünen çok daha ağır krizleri karşılamak için mevcut fırsatları değerlendirmeye çalışan halk güçleri de var.
Çok ağır bir bedel ödeyerek salgından kurtulacağız. Ama buz örtülerinin sürmekte olan erimesinden ve bu şekilde devam etmemiz halinde meydana gelecek olan dünyanın kavrulmasının diğer sonuçlarından kurtulamayacağız –ki bu sonuçların çok geçmeden insan yerleşim alanlarının önemli bölümünü yaşanmaz hale getirecekleri kesindir. Trump’ın, giderek azalan güvenliğimizin altını oyan yeni ve daha tehlikeli yıkım araçları geliştirmek için yarışarak ve belli ölçüde koruma sağlayan silahlanma kontrolü rejimini ortadan kaldırarak tırmandırdığı ölümcül nükleer savaş tehdidinden kaçmayı başarsak bile bu kötülüğünün bir dört yıl daha iktidarda kalması, yaklaşmakta olan felaketle başa çıkmanın güçlüklerini daha da arttıracaktır.

(Çeviri: Ayşen Tekşen)